FaRkLaR KILAVUZU/"SÖZLÜĞÜ"

TASAVVUF, KELÂM ve İSLÂM'DA

KARIŞTIRILMAMASI GEREKENLER !!!
( SÜREKLİ AYIRDINDA VE FARKINDA OLUNMASI GEREKENLER !!! )

 

( Kılavuz/Sözlük içi arama için: Klavyenizde "Ctrl + F" tuşlarıyla(önce "Ctrl" tuşu ve basılı tutarken "F" tuşuna basarak) ve/veya(^/v) fareyle(mouse) sol üst köşedeki "Düzenle/Edit" kısmında "Bul/Find"'ı tıklayarak aradığınız sözcüğü yazarak aramanızı yapabilirsiniz. )
* ( Windows için geçerlidir. )
* ( Linux ve Macintosh kullanıcıları nasıl arama yapacaklarını biliyorlardır. )
* ( Öncekiler üzerinde yapılan eklemeleri "-@@" simgesi ile, yenilikleri/eklemeleri ise "-@" simgesi ile takip edebilirsiniz. )
* ( Son değişiklik/yenilik tarihi: Her gün, her an olabilir!!! )
* ( Bir önceki değişiklik/yenilik tarihi: 06 Haziran 2008 )

 

- Bazı sözcüklerin hem sözlüklerdeki karşılığına/anlamına da yer verilmekte, bazılarına da özellikle yer vermeyip psikolojik, felsefi, bilimsel, sanatsal, göreceli, pratik, belli bir sınırlılık ve yaklaşımlardan/açıklamalardan yararlanılarak parantezler açılmıştır.

- Bazı/birçok sözcüğe özellikle/bilerek/belli bir bilinçle/yaklaşımla yer verilmemiştir. Evet! / Hayır!

- Bu çalışmada, birçok sözcüğün/kavramın altında bazen "açıklama" bulunmakta, bazen -özellikle/çeşitli nedenlerden dolayı- bulunmamaktadır.

- Bu çalışmada bulunan tüm karşılaştırmaların/belirtmelerin tanımlan(a)mayan, sözcük olarak karşılığı/adı tam olarak oluşturul(a)mamış, fakat zihinlerimizde karşılığı bulunan/bulunabilen "3." anlamları ve/veya ara anlamları düşünülebilir.

- Bu kılavuz/sözlük, dil(d)e/kavramlar(d)a/sözcükler(d)e ilginizin daha da artması ve sözlük/ahit kullanımını artırmayı, desteklemeyi amaçlamaktadır.

- İngilizce'ye ve öteki dillere yer verme nedenimiz, öteki dillerle karşılaştırmalı yaklaşımla bir bilince sahip olmanıza aracı/yardımcı olabilmektir.

- Zamanla buradaki birçok sözcüğün etimolojik derinliklerine ve öbür dillerdeki karşılıklarına da yer verilecektir.(Bu konuda her türlü destek ^v(ve/veya) katkınızı görmekten mutluluk duyarız!)

- Bu kılavuz, soru sorma/sorgulama, yoğun/derin düşünme aracı/vesilesi olarak kullanılabilir.

- Sözcükleri dizerken "... ile" öncesiyle "ile ..." sonrası arasında bir öncelik/fark/özellik/tercih/vurgu yoktur. Her ikisini de kesinlikle birbirine karıştırmamak, her ikisinin de derinliğine/önemine ve ciddiyetine yer/destek verilmesi gerekmektedir.

- Belirlemelerin/karşılaştırmaların daha da oturması/derinleşmesi için, "ile"den sonraki sözcüğün yanına tekrar "ile"den önceki sözcüğü düşünerek/koyarak değerlendiriniz.
( "- TASAVVUF ile KELÂM" ise "- TASAVVUF ile KELÂM [ile TASAVVUF]" gibi. )

- Bu kılavuz/sözlük üzerine olan tüm katkı/destek/uyarı/yorum ve önerilerinizi görmek ve değerlendirmekten mutluluk duyarız! Ayrıca burayı tıklayarak, dille ve buradaki içerikle ilgilenebileceğini düşündüğünüz kişilere tavsiye edebilirsiniz.

 


 

EDEB YÂ HÛ!

- KELÂM ile/ve TASAVVUF
( * Kelâm;
Söz, taayyün, âyan olmak, meydana çıkmak.
* İslâm'ın metafiziğidir. İLE/VE
Tasavvuf;
* Kur'an'da "tezkiye", hadislerde "ihsân".
* Hz. Muhammed'in hayatında "zühd" olarak yaşanılan hâlin teknik ve nazarî bilgisi.
* Sulh ile ele geçmek.
* Sekiz hâl. - Cömertlik, - Rıza, - Sabır, - İşaret, - Gurbet, - Saf(yün libas), - Seyahat, -Fakr hali.


* Üç ana nokta: - İlâhî emir ve yasaklara teslimiyet, - Allah ve Resûl'ünün ahlâkıyla ahlâklanmak. - Mâsivâdan yani Allah'dan gayrı herşeyden kalbî alâkayı kesmek.
* Tasavvuf yoluna varmak için üç tabaka gerekir: - Tecviğ, - Tefekkür, - Tahayyür.
* Evveli ve ortası ameldir. Sonu ise mevhibedir.
Devamı...

- ANLAYANA ile/ve MERAKLILARINA!

- UZAKDOĞU TERİMLERİ/SÖZLÜĞÜ ile/ve TASAVVUF TERİMLERİ/SÖZLÜĞÜ

- TASAVVUF ile/ve LEDÜN

- TASAVVUF ile/ve HAKİKAT

( Hakikatlerin deneyimlenmiş bilgisi. İLE/VE ... )

- TASAVVUF ile/ve/değil GNOSTİK ÖĞRETİLER

- TASAVVUF ve İNSAN

( Kim ahlâkını temizlerse, o insandır. )
( Akılla her şey bilinir de insan bilinmez. )
( İnsanın varlığını, mahiyetini tarif edebilecek hiçbir örnek yoktur. )
( ... ve AHSEN-İ TAKVÎM: En güzel nizâm, tertip, şekil ve sûret. )
( PHILON )

- TASAVVUF ile/ve TARİKAT
( Şuurla ilgilidir. İLE/VE Temrinlerle, alıştırmalarla ilgilidir. )
( Tantra. İLE/VE Yoga. )

- TASAVVUF ile/ve İŞRAK

-@@ TASAVVUF ve TEVHİD/BİREŞİM

@( ... VE Simge. )
( Tasavvufun özü, gerçek tevhidi bulmaktır. )
( Ne yersen doyarsın ama, bu manevî âlemin zevkine doyulmaz. )
( Asıl tevhid, bu kesretten sonraki tevhiddir. )
( Tasavvuf da, ilim olarak parça parçadır. İlimden sonraki Tevhid İlmi, Kemâlâttır. )

- TASAVVUF ve ANADOLU BİLGELİĞİ

- TASAVVUF GELENEĞİ ile/ve HERMETİK GELENEK

- TASAVVUF ve ŞİİRSEL FELSEFE

- TASAVVUF ve AHLÂK

( Tasavvufun ilk basamağı ahlâktır. )
( Kim ahlâkını temizlerse, o insandır. )
( İnsan varlığının tüm değeri ahlâkındadır. )

- TASAVVUF ve SAFLAŞMAK
( Saflaşmadıkça, insanda zevk ve safâ tecellî etmez. )

- TASAVVUF ve SAYGI/HÜRMET
( TASAVVUF: Aşk ve muhabbetle çerçevesi çizilen, insanı saygıya sevk eden ilim. )

- TASAVVUF ve HOŞGÖRÜ

- TASAVVUF ile/ve SANAT

- NAZARÎ TASAVVUF ile/ve AMELÎ TASAVVUF

- DİNÎ TERBİYE ile/ve TASAVVUFÎ TERBİYE

- TASNİF'UL ULÛM: KELÂM ve FIKIH ve/> TASAVVUF

( "Tasnif'ul Ulûum" kitabında Tasavvuf: "İmanın meyvesi ve İslâm'ın neticesi."/"Hüve semeretül iman ve neticetü'l-İslâm"

- FIKIH ve/> TASAVVUF

- AKILSAL TASAVVUF ile/ve RUHSAL TASAVVUF

- TASAVVUF TERMİNOLOJİSİ ile/ve TASAVVUF TERBİYESİ

- İSLÂM TASAVVUFU ile/ve KABBALAH(YAHUDİ TASAVVUFU) ile/ve GNOSTİZM(HRİSTİYAN TASAVVUFU)

- ARAP TASAVVUFU ile/ve İRAN TASAVVUFU ile/ve ANADOLU TASAVVUFU

( Bilimsel/İlmî. İLE/VE Sanatsal. İLE/VE Eylemsel. )

- ZEN ile/ve TASAVVUF

- UZAKDOĞU KÜLTÜRÜ ile/ve TASAVVUF

- TASAVVUF MANZÛMESİ ve MESNEVÎ-İ ŞERİF ve SU KASÎDESİ

- MESNEVÎ değil MESNEVÎ-İ MANEVÎ

- YAZIT

- DÜNYA DİNLERİ

- MESNEVÎ ile/ve RUBÂÎ

( İkili. İLE/VE Dörtlü. )

 

- TEOLOJİ ile/ve TELEOLOJİ
( Tanrı Bilim. İLE Amaç/Gaye Bilim. )

- TEOLOJİ ile/ve KOZMOLOJİ

- ALLAH, ÇALÂP ile/ve ALLAAAAAAAAHHH

( Fark mahreçte(çıkış yeri). Yani Satır ile Sadır(göğüs)'dan söyleme.
Bir sözün ağızın ucundan çıkması, herhangi birşey ya da çok da önemli olmadığı yaklaşımıyla seslendirme. İLE
İçten, derinden, yoğun, hissederek, yaşayarak düşünmek, duymak ve seslendirmek. )
( Bir adım senden, benliğinden çık, ikinci adım Allah. )
( Allah insanın ufkunda değil, derunundadır. )
( Görünecek olsa, ona bile tuzak kurarlar, kurdukları tuzağa da kendileri düşerler. )
( Üzerine konuşulamayan (sözlerin yetmediği) hikmet. )

- AKLÎ İLÂHİYAT ile/ve SEM'Î İLÂHİYAT

- NAZARGÂH-I İLÂHÎ ile/ve AYİNE-İ İLÂHÎ

- ALLAH ZİKRİ ile/ve YA ALLAH ZİKRİ

( Allah, aşk ile bulunur. )
( Bazıları Allah'ı aramaya Hicaz'a giderler. Aklı yetenler, Allah'ı aramak için bir adım atarlarsa kâfir olurlar. )

- ALLAH'IN: ZÂT'I ile/ve SIFATLARI
( Allah'ın zâtı insanda, sıfatı âlemde. )

- ALLAH ve GÖNÜL
( Gözünü açan eşyayı, gönlünü açan Allah'ı görür. )

- KÂBETULLAH: GÖNÜL

-@ İFTARA YAKINKEN ile/ve SON RÜKÛ VE SECDE ile/ve İHRAM
( Allah'a en yakın olunan anlar/zamanlar. )

- (TOPLU) ALLAH ZİKRİ ile/ve ARI VIZILTISI

- LÂ İLÂHE İLLALLÂH ile/ve HÛ

- LAFZATULLAH ile ALLAH'IN KELÂMI

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- LÂ İLÂHE İLLALLÂH ile/ve MUHAMMEDÜN RESULLULLÂH

( Hz. Muhammed'in virdi. İLE Hz. ALLAH'ın virdi. [Kalp] )

- SÜBHANALLAH - ELHAMDÜLİLLAH - ALLAH-U EKBER
( YOKUŞ ÇIKAR VE İNERKEN )
( PEYGAMBER ÖTEKİ YÖNDE )

- ELHAMDÜLİLLAH: DUA ile/ve ZİKR (OLARAK)

- SALÂVAT: DUA BAŞINDA ile/ve DUA SONUNDA

( Allah'a niyazın yükselmesi için, duanın kabulü için. İLE/VE
Hz. Muhammed'in dualarına ilhak olması ve duanın tashihi için. )

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- ALLÂH'IN VARLIĞI ile/değil ALLÂH'IN BİRLİĞİ

- VARLIK BİLGİSİ ile/ve/= ALLAH'IN BİLGİSİ

- OLUMSUZLAMA ve/> BELİRLEME
( LÂ İLÂHE İLLALLAH )

- CENÂB-I HAKK ile ALLÂH-Ü TEÂLÂ (olarak tanımlamak)

- İZSİZ, SÖZSÜZ, SESSİZ, SENSİZ, BENSİZ

( Bir insanın benliği ne kadar azsa muvaffakiyeti de o kadar çoktur. )

- Hakikat ile/ve hakikat

- İLÂH ile/ve/değil ALLAH

( Bütünlük içindeki bir parçaya bağlanmak. İLE/VE/DEĞİL Bütünlüğe bağlı. )

- TİBET ve TEBES (MISIR)

- HZ. MUHAMMED ile/ve HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYE

- HAKİKAT-İ KÂBE ve HAKİKAT-İ KIBLE

- AN-I DAİM ile/ve HAKİKAT

- ALLÂH İLE ile/ve ALLÂH İÇİN ile/ve ALLÂH'TAN

- HAKK BİLMEK ile/ve HAKK'TAN BİLMEK

( Vahdet-i Hakk'ı bilenin, dili lâldir, aklı mat. )

- RIZÂ ile/ve HAKK
( Evrensel/ortak yasa. İLE/VE ... )
( Amaç bir rızâ! Allah'ı râzı edeceksin. Ondan sonra bak ki, o rızanın altında ne ilimler var. )

- HAKİKÂTİNİ DAĞITMAK ile/ve HAKİKÂTİNDEN VAZGEÇMEK

- UNUTMAK/UNUTABİLMEK ile/ve BIRAKMAK/BIRAKABİLMEK

( Olursak olacağız. Evvelinin evveli, ahirinin ahiri yok. Bu kadar yaş yaşadık, ne anladık? İstikbal dersen, bir saniye ilerisinden haberimiz yok, hepsi rüya. İyisi mi, hepsini unut! )
( Huzur, rahatlıktadır. Rahatlık ise unutmakla olur. )

- HAKK'A RAZI OLMAK ile/ve HAKKINA RAZI OLMAK
( İltifatına aldanma, hakaretine yerinme! )
( Allah'a en yakın olduğun an, en küçük göründüğün andır. )

- DAİM ile/ve KAİM

- MECMA-ÜL ESMÂ ile HÛ

- ÂYÂN-I SÂBİTE ile İLÂHİ İSİMLER

- ÂYÂN-I SÂBİTE ile ARKETİP

- HÜVE ile HÜVE

( O. İLE ...dır. )

- O ile o

- HAY ile/ve HAY

( Nefes alan ve veren hep HAY. )

- RABB-İ HAS ile RABB-ÜL ÂLEMÜN

- İLÂH ile/değil ALLAH

- ALLÂH ile/ve HIZIR

( Hıdır ile Arapça'da "yeşil" anlamına gelen "ahdar" sözcüğü aynı köktendir. Hıdır, Allah'ta fâni olmuş bir insanın gözüdür. )

- ALLÂH ile/ve ÂLEM

- ÂLEM ile/ve/değil TANRIDAN GAYRI/MASİVA

-@ "ALLAH'I BİLMEZ" ile/ve/değil "KENDİNİ BİLMEZ"

- MASİVA ile/ve MÂLÂYÂNÎ

- MÂLÂYÂNÎ ile/ve GIYBET

- MÂLÂYÂNÎ ile/ve "KELLİM KELLİM LÂ YENFÂ'"

-@ MÂLÂYÂNÎ ile/ve ABES

- FÂTIR ile/ve HÂLİK

- BİDÂYET ile/ve NİHÂYET

- BİDÂYET ve SONRASI

( Kelime-i Tevhid ile. VE Fatiha-i Şerîfe ile. )

- MUTLAK ile İLÂHİ
( MUTLAK(< TALÂK): Herhangi bir şeye ilişik olmayan. )

- MUTLAK ile/ve ŞEHÂDET

- YAPAN ile YAPTIRAN

- TEVÂCÜD ile/sonra VECD

- VECD ile/ve CEZBE ile/ve İSTİĞRAK

- HİKMET ve VECD ve İSTİĞRAK

( Tasavvufun başı kalbî sezgi, sonu herşeyi kaplayan ilâhi irfan ve sevgidir. )

- VECD ile/ve VÜCÛD
( 12. İLE/ve Sevilenin sevene ikramı. / Bulmak. Zatın kendisini kendisinde bulması. )
( Zatın sıfatları açısından kendisini kendisinde bulması. )

- CÛD ile/ve/> VÜCÛD ile/ve/> MEVCÛD ile/ve/> VİCDAN

- VÜCÛD ile/ve VİCDAN

( Bulunuş. İLE/VE Buluş. )

- MİM ile/ve VÜCÛD
( Vücûd mim'le bilinir ve MEVCÛD olur. )

- SEMÂ ile/ve SEMAH
( Mevlevî'likte. İLE/VE Alevî ve Bektâşî'likte. )
( SEMÂ ÂDÂBI )

- ÂYİNLERİN SAĞLADIKLARI: AŞIK'IN AŞKINI ARTIRMAK ile/ve GAFİL'İN GAFLETİNİ KALDIRMAK ile/ve AŞIK'IN AŞKINI ARTIRMAK

- HAMD ile/ve ŞÜKÜR ile/ve MEDİH

( Genel. İLE/VE Özel. İLE/VE ... )

-@ HAMD ile/ve ŞÜKÜR ile/ve ŞÜKÜR

- TEŞEKKÜR ile/ve ALLAH'A ŞÜKÜR

-@ DOM ile/ve SPQR

( DEO OPTIMO MAXIMO ile/ve SENATUS POPULUS QUE ROMANUS )
( Mezartaşlarında ve kiliselerde görülen bu harfler "Herşeyin en iyisi ve en fazlası Tanrı'ya" anlamına kullanılmıştır. İLE/VE
Roma'da pekçok binada ve kamu alanında görülen bu harfler/simge "Aziz Roma ve Halkı için!" anlamına kullanılmıştır. )
( Allah'a. İLE/VE İnsan'a. )

-@@ SAVUNMA İÇİN BAHANE (BULMAK) ile/yerine/değil ŞÜKÜR İÇİN BAHANE (ARAMAK/BULMAK)
( Bulmak için değil, kaybetmek için arıyoruz. )
@( Her mazharata bir mazeret bulunur. )

- ÖNCE CÂN, SONRA CÂNAN ile/ve ÖNCE CÂNAN, SONRA CÂN
( "Canım var!" diyen ölüdür. )
( Canından vazgeçen ölüler için ölüm var mı? )
( ÂŞIK OLDUR KİM KILÂR CANIN FEDÂ CÂNÂNINA
MEYL-İ CÂNÂN ETMESİN HER KİM Kİ KIYMAZ CÂNINÂ

CÂNI KİM CÂNÂNI İÇİN SEVE CÂNÂNIN SEVER
CÂNI İÇİN KİM Kİ CÂNÂNIN SEVER CÂNIN SEVER )

- ŞEHİK ve ZEFİR
( Soluk Alma. VE Soluk Verme. )

- İLÂHİYAT-I MAHZ ile/ve İLÂHİYAT-I AKLÎ

- İLÂHİYAT(TEOLOJİ) ile/ve METAFİZİK

- İLÂHİ ÂLEMLER

* AHÂDİYET ÂLEMİ(/GAYB-ÜL GUYUB ÂLEMİ/BAHR-I AMÂ ÂLEMİ)
* ULÛHİYET ÂLEMİ
* RÜBÛBİYET ÂLEMİ
* HAKKİYET ÂLEMİ(KENZ-İ MAHFÎ ÂLEMİ/ŞEY'İYYET-İ SÜBUT)

- BEŞ HAZRET ile/ve ÖNCESİ/SONRASI
( * LÂHUT ÂLEMİ
* CEBERRUT ÂLEMİ
* MELEKUT ÂLEMİ
* MİSAL ÂLEMİ
* NÂSUT ÂLEMİ )

- KUTBİYET ile/ve UHUDİYET

- ZUHURUNUN ŞİDDETİNDEN ALGILANAMAMA

- İLÂLLÂH ile/ve ALÂLLÂH ile/ve BİLLÂH ile/ve HÂNİLLÂH ile/ve FİLLÂH ile/ve MAÂLLAH ile/ve LİLLÂH

( Allah'a. İLE/VE Allah üzerine. İLE/VE Allah ile. İLE/VE Allah'tan. İLE/VE Allah'ta. İLE/VE Allah'la. İLE/VE Allah için. )

- TANRI'NIN VARLIĞI ile/değil TANRI'NIN BİRLİĞİ

- HAK ile HAKK

( Adâlet. İLE Allâh. )

- HAKK ve SABIR

- HAK ile/ve YERİNDE HAK

- HAK ile/ve RIZA

- HAK ile/ve HAKİKAT

- HAKİKAT ile/ve KEMÂLÂT

( İzi yoktur ki izinden biline,
Dahi tozmaz ki tozundan biline,
Sen anı sanma sözünden biline,
Hakikat ehlinin olmaz nişanı. )
( GÜZELLİK/KEMÂL:
* TENASÜB-Ü ÂZÂ(ÖRGENLERİN UYUMU)
* AKIL
* AHLÂK
* ÇÖZÜM ÜRETEBİLMEK )
( Kemâlâtın en büyüğü, insanın kendisini herkesten küçük görmesidir. )
( Hakikat tüm âleme değil ancak ehline gösterilir. )
( Hakikat karşılığında ne para alınır, ne de bir şey. )
( Kelâmı, hakikati zamanından önce kulağımıza çalsalar, zeytinyağıyla şişirilen ve çürüyen incire benzeriz. )

- HAKİKAT ile/ve/değil SIDKİYET

- HAKİKAT'İ ZİKR ETMEK ile/ve HAKİKAT'İN ŞÜKRÜ

- TEELLÜH ve KEMÂL

- 1. KEMÂL ile/ve 2. KEMÂL

- KEMÂL ile BEKÂ

- MÜKEMMEL ile/ve MÜKEMMİL

- MÜKEMMELLİK/KEMÂL ile/ve ÖLÜM

( Ölmeden önce ölün! - MÛTÛ KABLE EN TE-MÛT )
( Ölüm, ölüler için, diriler için ölüm yok. )

- ÖLÜM ile/ve YAKÎN

- ÖLMEK ile/ve KURTULUŞ KAPISININ KAPANMASI

- ÖLÜM ile/ve MATEM

( Ölüm sonrasında kendini paralamak, aşırı tepkiler göstermek, çok uzun süre matem tutmak uygun/yerinde değildir. )
( ... ile/ve YUĞ/DOHIYA )

- SİN[Türkçe]/KABİR/KABR[Ar.], MEZAR/GÛR[Fars.] ile TÜRBE/TOMB
( [kökeni/etimolojisi] MEZAR(< ZİYARET[Ar.]): Anadolu Türkçesi'ne anlam değiştirerek, ölünün gömüldüğü yer olarak geçmiştir. İLE
Topraklanmış, toprak örtülmüş. )

-@ MEZARLIK ile/ve/değil HAZÎRE
( ... İLE/VE/DEĞİL Devlet erkânının ve/veya âlimlerin/hocaların ve yakınlarının sınırlı sayıda bulunduğu özel mezarlık. [Mekânların/ın etrafında bulunur] )

-@ İNTİHAR değil İRTİHAL

-@@ RAHMAN(İYET) ile/ve RAHİM(İYET)

( Yatay. Genişlemesine. İLE/VE Dikey. Derinlemesine. )

- DOĞA ile/ve/=/değil RAHMET/RAHMAN

- KÖKEN TANRI ile MİMAR TANRI ile YARATICI TANRI

- KİŞİ TANRI ile KAVRAM TANRI

- FÂİL TANRI ile ÂMİL TANRI

- AŞKIN TANRI ile İÇKİN TANRI ile TEVHİD TANRI

( Semitik dinlerde, önce "Aşkın Tanrı" kavramıyla soyutlamaya gidilerek paganlık aşılmak istenmiş (Musevilik); sonra "İçkin Tanrı" kavramıyla "Tanrı Kutu" insana indirgenmiş (Hristiyanlık); sonra her iki kavramın birleşmesine gidilerek "Tevhid Tanrı" kavramı oluşmuştur (Müslümanlık). )

- MİTİK TANRI İNANCI ile/ve PSİKOLOJİK TANRI İNANCI ile/ve TEOLOJİK TANRI İNANCI
( Halkın. İLE/VE "Aydın"ların. İLE/VE Teslim olanların. )

- TANRI'NIN BİLİNMESİ ile/değil TANRI'NIN KENDİNİ BİLDİRMESİ

- TANRI ile/ve KÜLTÜR

- TANRI:

Akad dilinde: "İlu"
Kenan dilinde: "İl"
İbrani'de: "El"(Elohim)
Arami dilinde: "El" ve "Elah"
Güney Araplar'da: "İl" ve "İlah"
Süryaniler'de: "Aloho" ya da "Aloha"
Babil'in tanrısı: "Ba'al"
( Tanrı kavramını anlatan sözcük, hemen hemen tüm Sami dillerinde aynıdır. )

- TEİZM ile DEİZM
( Tanrı, kendisini, insana, yine, Tanrı'nın insana bağışlamış olduğu Vahiy ile bildirir. İLE
İnsan, Tanrı'yı, kendi insan Akıl'ını kullanarak bulur. )
( THEISM with DÉISM )

- PİETİZM: Dini kuralları tutarlı ve sıkı yaşamak.

- HAK ile HÂK
( Adalet. İLE Toprak. )

- DEVRE-İ FERŞİYE ile DEVRE-İ ARŞİYE
( Topraktan toprağa. İLE Manâdan manâya. )

- DEVR: DENGE SİLSİLESİ

- SEYYIAT-I SUBÛD ile SEYYIAT-I VÜCÛD

- HALK ile/ve HAKK

( Hakk'ın sıfatları. Hakk'ın perdesi. İLE Allah. )

- RESÛL ile NEBÎ
( İtikatta değil ama amelde ve hükümler bakımından yeni bir tebliğ, emirler zinciri sunan peygamber. İLE
Daha önceki bir peygamberin tebliğini aynen yineleyen, tekrarlayan peygamber. | Kitap getirmemiş peygamber. )

- PEYGAMBER ve ÜMMET

- ÜMMÎ ile/ve/değil ÜMMÎ

( Cahil. İLE/VE/DEĞİL Anne. )

- RUBÛBİYET: Terbiye eden, düzenleyen, geliştiren.

- DEBORA: Bir bayan peygamber.

- HALAKA ile/ve İBDÂ'

- YARATMAK ile HALK ETMEK

( Yoktan var etmek. İLE Vardan var etmek. )

- YOKLUKTAN YARATMAK ile/ve YOK İKEN YARATMAK

- HÜSN-Ü MUTLAK/HAYR-I MAHZ/BAHR-I AMÂ

- ŞEMS-İ MUTLAK ile/ve ŞEMS-İ MUKAYYET

- DİN'İN KORUDUKLARI:

( * CAN
* AKIL
* NESİL
* MAL
* DİN )
( Giderdim gönülden kini,
Kini olanın olmaz dini! )

- DİN ile/ve/> DÖNÜŞÜM

-@ DİNİ: ANLADIKTAN SONRA YAŞAMAK ile/ve/değil/yerine YAŞADIKTAN SONRA ANLAMAK

- SEYR/SEFER

1) SEYR İLELLAH(ALLAH'A DOĞRU SEYR)
2) SEYR FİLLAH(ALLAH'DA SEYR)
3) SEYR MAALLAH(ALLAH İLE SEYR)

- BEŞ(5) DUYU ile BEŞ(5) SIR

- SIRLAR'DA: KİŞİYE VERİLEN SIR ile/ve AÇILDIKÇA ÇOĞALAN SIR ile/ve SAKLANDIKÇA ÇOĞALAN SIR

- ZİKİR ile/ve HECÎR

( Allah'ın hatırlanması ve anılması. İLE
Salikin sık sık andığı ve dilinden eksik etmediği zikir. )
( KUHUD ZİKRİ: Fiziksel etkinliği en fazla olan zikir. )

- ZİKİR ile/ve TESBİH

- ZİKİR ile/ve TASDİK

- ZİKİR ile/ve ŞEVK

- ZİKİR ile/ve ZİKR-İ HABÎB

- ZİKR ETMEK ile/ve YÂD ETMEK

- FİKİR ile/ve ZİKİR

( Felsefe. İLE/VE Tasavvuf. )

-@ FİKİR ve ZİKİR ve ŞÜKÜR

- ZİKİR'DE: LÂFZÎ ile/ve KALBÎ

- DİLLE ZİKİR ile/ve KALPLE(SESSİZ) ZİKİR

( Zikr-i celî, Zikr-i cehrî, Zikr-i alâniye, Zikr-i lisâni. İLE
Zikr-i hâfî, Zikr-i kalbi. )

- VİRD ile/ve ZİKİR

- TEKRAR ile/ve PEKİŞTİRME

- TEKRAR ile/ve DARB

- DARB ile/ve PEKİŞTİRME

- DARB ile/ve MUTTASIL

( İki harfi birbirine katmak. İLE/VE ... )

- EL DUASI ile/ve DİL DUASI
( El duası olmadan, dil duası olmaz! )
( İSTİD'Â'[Ar. < DUA]: Yalvararak isteme. | Dilekçe. )

- BEDDUA ile/yerine DUA
( Beddua edenlerin sözü dinlenmez. )

- ÂMİN ile/ve ALLAH ALLAH
( Dua sonrası zikredilen. İLE/VE Alevî ve Bektâşî'likte dua sonrası zikredilen. )

- DUA EDİLMEZ:
( * ZORUNLU OLANLAR İÇİN...
* OLMAMASI ZORUNLU OLANLAR İÇİN )

- DUA ETMEK ile/ve BOYNUNU BÜKMEK

- DAI ile/ve TAI

( Dua eden. İLE/VE Tanrı'yı inkâr eden. )

- TAHSİL ve MEŞK
( Bu ilim tahsil olunmakla, tahsil edilir. )
( Zâhiri tahsil insanı övünce götürür. Övünç de gurura düşürür. )
( Asıl tahsil, düşmekten kurtulmaktır. )
( İnsan öyle bir şey tahsil etmeli ki, onu tebdîle kimsenin gücü yetmesin. )

- ELDE ETMEK ile/ve/değil TAHSİL ETMEK

- KEMÂL'İ TAHSİL ve GÜZEL'İ MÜŞÂHEDE

( Kemâlât, geçtiğimiz yolu unutmayıp, oraya insanları götürmek için geri gelmektir. )

-@@ KEMÂLÂT ve SÜKÛT
( Kemâlâtın sonu sükûttur. )
( KEMÂL: YEKSAN-REKSAN )
@( Cemal görmek, kemal bulmak. )
@( Belirli bir seviyeye (olgunluğa/kemale) ulaşmadan dönüşüm gerçekleşemez fakat dönüştürücü öğe/ler içeridedir. )

-@ ŞEFKAT ve/> KEMÂL
@( Şefkatiniz tüm âlemi kaplamadıkça kemâle eremezsiniz. )

- EL ile/ve DİL ile/ve KALP

- KALP ve KABUL

( Kalp/b, kabul edendir. )
( Herşeyi terk edip, bomboş, gidenleri kabul. )

- 33 ile/ve 33 ile/ve 33
( Sübhanallâh.(Değildir, değildir) İLE/VE Elhamdüllillâh. İLE/VE Allâh-u Ekber. )
( Omurilik. İLE/VE Diş ve Dil. İLE/VE Beyin merkezleri. )
( Parasempatik. İLE/VE Sempatik. İLE/VE Yönetici. )

- AKIL TATMİNİ ile/ve/değil/yerine KALP TATMİNİ

- KULAK ile/ve KALP KULAĞI/KULAKCIK

- 7 NEFS MERTEBESİ ve 5 HAZRET

- 7 TÜR ZİKİR
* ZİKR-İ LİSAN
(Dille yapılan zikir)
* ZİKR-İ NEFS(Kulakla işitilmeyen, iç hareket ve duygudan oluşan zikir)
* ZİKR-İ KALB(Kalbin iç girintilerinde Allah'ın cemâl ve celâlinin müşahede edildiği zikir)
* ZİKR-İ RUH(Tefekkür durumundaki mutasavvıfın sıfatların nurunu kavradığı zikir)
* ZİKR-İ SIR(İlâhi sırların açıklandığı, kalbin en derinindeki zikir)
* ZİKR-İ HÂFÎ(Ahadiyetin güzelliğinin nurunu görmeyi amaçlayan gizli zikir)
* ZİKR-İ AHFÂÜ'L-HÂFÎ(Mutlak Hakikatin Gerçekliği'nin görüldüğü çok gizli zikir)

- NAKŞBENDİ'DE 5 LETAİF'İN ZİKRİ
* ZİKR-İ KALBÎ
* ZİKR-İ RUHÎ
* ZİKR-İ SIRRÎ
* ZİKR-İ HAFÂVÎ
* ZİKR-İ AHFÂVÎ
* ZİKR-İ NEFSÎ, NEFS-İ KADDESE(KUTLU NEFS)
* ZİKR-İ SULTANÎ

- ZİKR-İ HÂS ile/ve ZİKR-İ ZÂT

- İBARATLAR ile/ve İŞARATLAR ile/ve LETAİF/LER ile/ve HAKAİK/LER ile/ve MESEL/LER

- VUKÛF-İ ADEDÎ ile/ve VUKÛF-İ KALBÎ ile/ve VUKÛF-İ ZEMANÎ

- 1 RAKAMI ile TEK SAYILAR

( Tasavvufta 1 rakamı adetten sayılmaz ve tek sayılar 3'ten başlatılır. )

- 7'LER('İ)

- DERS ile/ve DERS-İ AAM

- DERS ile/ve MÜTÂLAA

( Camide. İLE/VE Medresede. )

- SOHBET ile/ve DERS
( Bilincin bilenmesi. İLE/VE ... )
( Sohbet için göz, kulak, dil ve akıl birliği olması gerekir -olmazsa olmazıdır- fakat kalbe ulaşmazsa birlik olmaz. )

- SOHBET ile/ve VAAZ

- SOHBET ve COŞKU

- SOHBET ve YOLDAŞ/LIK

- KIRK LOKMA ile/ve/ya da KIRIK LOKMA

- SOHBET ile/ve NAMAZ

( Namazın kazâsı olur da sohbetin kazâsı olmaz! )
( NAMAZ: ZİKRULLAH-I EKBER )

- SOHBET ve HUKUK

- MALUMAT NAKLİ ile/ve SOHBET

( ... İLE/VE Kalplerin buluşması. )

- SOHBETTEN SOHBETE NAKİL ile YAZILMIŞ/KİTABA GİRMİŞ

- NEFSÂNÎ SOHBET ile RAHMÂNÎ SOHBET

- MANEVİ SOHBET ile/ve DÜNYEVÎ SOHBET ile/ve LÂTÎFE(MİZAH)

-@ MADDİ HAZ ile/ve MANEVİ HAZ

( Zamana bağlı olarak. İLE/VE AN'da. )

- SOHBET ve ÇAĞIRIŞIM

- ERİŞTİ ile/ve SOHBETİNDE BULUNDU

- NAKL ETMEK ile BEYÂN ETMEK

- ANLATMAK ile/ve "GEVEZELİK"

- MÜŞAHEDE ve MUAHEDE

- MÜTÂLAA ile MÜŞÂHEDE

( Okuma. | Tetkik. | Düşünce. İLE Bir şeyi gözle görme. | Allah âlemini görme. )
( TULÛ ile ŞUHÛD )

- SOHBET ile MÜTÂLAA

-@@ SOHBET ile/ve MUHABBET

( Aklın dili sözcükler, gönlün dili muhabbettir. )
( İnsanı küllî akıla götürecek yegâne şey, muhabbettir. )
@( Ehl-i derdin sohbetine mahrem et! )
( Keşkül Dergisi'nden: Sohbet I, Sohbet II )

- MEYL ve MUHABBET ve AŞK

- MEYL ve MUHABBET ve EHİL

- MUHABBET ve KARŞILIKLI RIZÂ

( Her türlü muhabbet menfaatsiz olmalıdır. )

- MUHABBET ve FEDÂKÂRLIK

- MUHABBET ve HİMMET

- MUHABBET ve HEYBET

- MUHABBET ile MAHABBET

- MUHABBET ile/ve MERHAMET

-@ MUHABBET ile/ve/<> İLİM

- Yunus Emre Şiirleri'nde

- KUSURA BAKMA(MA)K ile/ve GÖNÜL KOYMA(MA)K

- KALP ile/ve GÖNÜL

- KALP ile/ve ZAMÎR

( ... İLE/VE İç, içyüz. | Vicdan. | Gönlün içi. Gönülde geçen şey. Gönülde gizli olan sır. | [dilb.] Adın yerini tutan sözcük. )

- KALP ile/ve KALIP

- KALIP ile/ve KİSVE

- KALBİN YEDİ TAVRI (*)

1. SADIR
2. KALB
3. ŞEFFAF
4. FUÂD
5. CENNETÜ'L-KULÛB
6. SEVDÂ
7. CENNETÜ'L-KULÛB

- KALBİN YEDİ TAVRI (**)
1. Kalb-i vesvese
2. Kalb-i İslâm
3. Kalb-i rü'yet
4. Kalb-i muhabbet
5. Kalb-i mir'âtül gayb
6. Kalb-i ma'denü'l-mükâşefat
7. Kalb-i mevlüd-i tecellî

- KALB-İ SELÎM ile KALB-İ SAKİM
( Temiz gönül. İLE Temiz olmayan gönül. )

- HAYALÎ ile/ve KALBÎ

- SADR ile/ve KALB

- ARŞ ile/ve/= KALP

-@ ARŞ ile/ve EL

( El ayası, Arş-u Rahman'dan büyüktür. )

- ARŞ ile/ve/> ÂLÂ

- HANNÂN ile/ve MENNÂN ile/ve SÜBHÂN

( Hakk yönünden. İLE/VE Halk yüzünden. İLE/VE Hakikatte. )

- BAŞ GÖZÜ ile/ve KALP GÖZÜ ile/ve SIR GÖZÜ
( "SUYUN AKMAYA BAŞLADIĞI KAYNAK" )

- GÖZ ile/ve KULAK
( İbretin müşterisi. İLE/VE Sözün müşterisi. )

- KALP GÖZÜ(FUAD, BASİRET) ile/ve GÖZ
( ... İLE/VE Can alıp, veren. [Azrail] )
( Göz açık olmalı, aklını bulunduğu yere almalı. )

- GÖZÜN AKLI ile/ve GÖZÜN HAKKI

- FERÂSET ile/ve ÂGÂH ile/ve ZİKİR

( Gözün uyanıklığı. İLE/VE Kulağın uyanıklığı. İLE/VE Kalbin uyanıklığı. )

- BAŞ ile/ve LEŞ

- OLUŞUM SAFHALARI

* TAAYYÜN-Ü EVVEL
* TAAYYÜN-Ü SANİ
* ÂLEM-İ LÂHUT
* ÂLEM-İ CEBERUT
* ÂLEM-İ MELEKUT
* ÂLEM-İ MİLK
       - (Dünyada hayatın ilk oluşum belirtisine "ŞİBH-İ ZÜLÂL(ALBÜMİNOİD)" denir.)
* ÂLEM-İ NÂSUT

- ZÜHD ve TAKVÂ

- ZÜHD ile UZLET

- ZÜHD ve KANAAT

- ZÜHD ile FERÂGAT

- ZÜHD MAKAMLARI

* TERK-İ DÜNYA "(Budizm'deki karşılığı: NİRMANAKAYA)"
* TERK-İ UKBÂ(Dünyayı terk etmenin vereceği mutluluğu terk)(Cenneti ve nimetlerini terk) "(B.K.: DHARMAKAYA)"
* TERK-İ TERK(/HESTÎ)(Kendi varlığını terk edip Hakk'da fani olmak) "(B.K: SAMBOGAKAYA)"
( Dünyayı terk etmek, işi gücü terk etmek değil, dünya nimetlerinin üstünde gezip, altında kalmamaktır. )
( Dünya nimetlerini elden değil, gönülden atmaktır. )
( Eski inanışımızdan dönmeden yeni bir kuvvet kazanamayız. )
( Asıl büyüklük, saltanat tahtından inip insanlar arasına karışmak ve onların ellerini tutup onları da o diyâra götürmektir. )

- TERK ETMEK ile/yerine GAİB OLMAK
( Duyup da/bilip de terk etmelidir. )

- UZAK ile/ve GAİB

- HAYRET ile/ve UYANIŞ

-@@ NEFS TERBİYELERİ/AYDINLANMA(İŞRÂK/ENLIGHTENMENT)/İLİMDE GELİŞME ÖNKOŞULLARI(EN AZ 3'Ü UYGULANMALI)

* GILLET-İ TAAM(AZ YEMEK)(Az yemek, az uyumaktan daha önemlidir.)
* GILLET-İ MENÂM(AZ UYKU)
* GILLET-İ KELÂM(AZ KONUŞMA)
* UZLET-İ ANİL ENAM(HALKTAN UZAKLAŞMA)
* ZİKR-İ MÜDAM(ZİKİRDE DAİM OLMA)
* FİKR-İ TAMAM(DÜŞÜNCEYİ OLGUNLAŞTIRMA)
( Hakikati arayın, bulmak için de nefsinizi öldürün! )
@ ( Nefsin beraat ettiremeceği suç yoktur. )

- RÜTBE
EFRÂD
NÛKEBÂ
NÜCEBÂ
NÜDEBÂ
BÜDELÂ
EVTÂD
GAVS-I A'ZÂM

- ENVÂR
HEVÂÎ
KIRMIZI
YEŞİL
BEYAZ
SARI
MORMÂÎ
SİYÂH

- MAKÂMÂT
İMÂN
İSLÂM
EVLÎYÂ
ŞÜHEDÂ
SIDDIK
ULU'L-AZM
FAHR-I Â'LEM

- İSM-İ MÜEKKELÂT
HÜSÂMEDDÎN
NECMEDDÎN
BEDREDDÎN
ŞEMSEDDÎN
NÛREDDÎN
KEMÂLEDDÎN
CEMÂLEDDÎN

- SEYRİYYÂT
İLLALLÂH
LİLLÂH
MAALLÂH
FİLLÂH
ANİLLÂH
BİLLÂH
ALALLÂH

- ÂLEMİYYÂT
MÜLK
MELEKÛT
CEBERÛT
LÂHÛT
FENÂ
NÂSÛT
FÎ İLMİLLÂH

- MAHALLÂT
SADR
KALB
RÛH
SIRR
SIRRU'S-SIR
HAFÎ
AHFÂ

- VARDİYYA
ŞERİAT
TARİKAT
HAKİKÂT
MÂRİFET
MEFKUD-I ŞERİATİ'L-HAFİYYE

- TARİKAT'TA 10 MAKAM:

( 1. Kâmil Şeyh'ten el almak;
2. Şeyh'in hukukunu gözetme ve hizmetinde kusur etmemek;
3. Telkin'de ahdine sadık kalıp, muhafaza etmek;
4. Mal ve canını bu yolda feda ile süs ve zineti terk etmek;
5. Daimi zikir üzere, rabıta ve vukûf-i kalbi üzere olmak;
6. Nefsin kusurlarını temizleyip, istikâmet üzere dosdoğru olmak;
7. Ahlâk ve halvet üzere olmak;
8. Hevâ ve hevesleri, fakirliği terkle nefsle cihad etmeye gayret etmek;
9. Aşk ve şevkle muhabbet üzere ve tevazu sahibi olmak;
10. Murâkabe, muhasebe ve tefviz üzere olmak. )

- TARİKAT ile TOPLUMSAL ÖRGÜTLENME
( Tarikat olsa Tâc ile Hırka, biz de alırdık 30'a 40'a. )
( Tarik ehli olmak, dışı halkla, içi hakla olmaktır. )

- TARİK-İ AHYÂR ile TARİK-İ EBRÂR ile TARİK-İ ŞUDDÂR

- TARİKAT ile/ve/değil AKIM

- TARİKAT ile/ve BARİKAT

- SEBİL ile/ve TARÎK ile/ve SIRAT

- İSLÂM COĞRAFYASINDA YAYGIN TARİKATLAR: NAKŞİBENDİYE ve KÂDİRİYE ve HALVETİYE

- CEBRİYE ile KADERİYE

- CERRAH ile/ve CERRAH(Î)

- SÂDÎ ile/ve CERRÂHÎ

- HÂLİYÂT

MEYL
MUHABBET
AŞK
VASL
FENÂFİLLÂH
BEKÂBİLLÂH
Fİ'L-BEKÂ

- ŞAHÂDET ÂLEMİ ile/ve GAYB ÂLEMİ

- GAYB ile HAZIR

- AHÂDİYET SAFHALARI

* AHÂDİYY-ÜL KESRE
* AHÂDİYY-ÜL EF'AL
* AHÂDİYY-ÜS SIFÂT
* AHÂDİYY-ÜL AYN
* AHÂDİYY-ÜZ ZÂT

- KURB-U FERAİZ ile/ve KURB-U NEVÂFİL
( Özün aşkı. İLE/VE Kabuğun aşkı. )
( Farz olan yakınlık. İLE/VE Nafile olan yakınlık. )
( Düşünce ve kararların emir olarak organlara ulaştırılması. İLE/VE Sinirler aracılığıyla dış uyarıların beyne iletilmesi. )
( Kabuk öze, öz de kabuğa âşıktır. )

- FEYZ-İ AKDES ile/ve FEYZ-İ MUKADDES

- EMR-İ ZÂTÎ ile/ve EMR-İ SIFÂTÎ

- CÂZİBE ile NÂMİYE ile HASSÂSE ile MÜDRİKE

- DAMLA ve DERYA

( Deryanın damlaya gereksinimi yoktur fakat damlayı kurtardım diye sevinir. )
( DAMLAMIZ DERYAYA SALDIK BİZ BUGÜN
DAMLA NİCE ANLAR
DERYA OLAN ANLAR

HAYVAN NİCE ANLAR
HAYRAN OLAN ANLAR )

- KAZANÇ ile/ve LÜTÛF

- LETÂFET(LÂTİF) ile/ve KESÂFET(KESİF)

( Lâtife lâtif gerek. )

- LETÂFET ile/ve LETÂFET

- MÂLÂYÂNÎ ile/değil LÂTÎFE(MİZAH)

- KESÂFET ile/ve KESÂFET

- DEM ile/ve DEHR

( An. İLE/VE An. | Gökkubbenin tamamı. | Felek. | Çağ. )

- NÜZÛL ile/ve URÛC
( [Sansk.] APAKSEPANA ile/ve UTKSEPANA )

- VUSLAT ile/ve ÜLFET ile/ve HİDÂYET

- VUSLAT'TAN ÖNCEKİ SÖZ ile/ve VUSLAT'TAN SONRAKİ SÖZ

( Eski haline getiremeyeceğin şeyi yapma/söyleme! )

- VUSLAT ile/ve HASRET
( Her lezzetin vuslatı, hasretindedir. Doğada ise, vuslattan sonra hasret kalmaz. O Âlem, bu âlem gibi değildir. )

- TÖVBEDEN ÖNCEKİ HİDÂYET ile/ve TÖVBEYE HİDÂYET ile/ve TÖVBEDEN SONRAKİ HİDÂYET

- TÖVBE ile/ve/değil/yerine TÖVBEDEN TÖVBE

-@@ TÖVBE ile/ve RÜCÛ

( Tövbe bir kere olur, iki kere olan tövbe, tövbe değildir. )
@( Tövbeyle büyük günahlar küçülür, ihmal ile küçük günahlar büyür. )

- MİRÂC ile/ve MİRÂT
( Mîrâc mîrât ile oluşur. )

- UYARI/DÜZELTME ile/ve/değil SUBHANALLAH

- GÜZEL SÖZ ile/ve GÜZEL EYLEM

- GÜZELLİĞİN 4 TÜRÜ:

( * ZAHİRÎ GÜZELLİK
* AKIL GÜZELLİĞİ
* RUH GÜZELLİĞİ
* RUHÎ KONULARI ÇÖZEBİLME GÜZELLİĞİ )

- HAŞIR ile/ve NEŞİR

- İNZİVÂ ile UZLET

- UZLET ve İZZET

- ÂN ile/ve ZAMAN

( LÂM ile/ve CİM )

-@ ZAMAN ile/ve VAKİT
( ... İLE/VE Özel bir dilim. )
( Zaman insana emanettir. )
( SA'AT-İ VAHİDEDİR ÖMR-İ CİHAN
SA'ATİ TAATE SARFEYLE HEMAN )

- İMHAL ile İHMAL
( Mühlet verme. İLE Boşlama, önemsememe, bırakma. )
( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )

- TEAMÜL ÇARKI ile/ve TEKÂMÜL ÇARKI
( [İnsandaki] Uzun Devran. İLE Kısa Devran. )
( İnsanın zuhur âlemine gelişine kadarki süre[ç]. İLE İnsanın mânâya dönüşüne kadarki süre[ç]. )

- ŞEHİK ve ZEFİR
( Soluk alma. VE Soluk verme. )

- MENBÂ ile MASDAR

- TEFEKKÜR ile TEZEKKÜR ile TEFAKKUH ile İTTİKA ile İSTİMA' ile YAKÎN

- YAKÎN ile/ve/değil CEZM

- TEFEKKÜR ile/ve TEZEKKÜR

( FRONESİS ile/ve NOESİS )

- TEFEKKÜR VE TEZEKKÜR DİZGESİ:
( * FERDÛN
* HAYYÛM
* KAYYUMÛN
* ADLÛN
* HÂKEMÛN
* KUDDÜS )

- TEFEKKÜR ile/ve TEEMMÜL
( Fikir yürütme, düşünme. İLE Katlanmalı düşünme, idrak. )
( İnsan herşeyin tohumudur. Neyi tefekkür ederse onun tohumudur. )
( İnsanı kurtaracak tek ilâç, aşk ve tefekkürdür. )

- TEFEKKÜR ile/ve TEMÂŞÂ
( Meditasyon. İLE/VE Kontemplasyon. )

- TEFEKKÜR ile/ve ASLINA DÖNDÜREN TEFEKKÜR

- TEFEKKÜR ve/> İSTİ'DÂD

- İSTİ'DÂD ve YÖNELİM

- DÜŞÜNME ile/ve TEFEKKÜR

( ... İLE/VE Gördüğü şey üzerinden fikrini derinleştirmek. )

- SUSMAK ile TEFEKKÜR

- MÜŞÂHEDE ile TEMÂŞÂ

- İSTİŞÂRE ile/ve İSTİHÂRE

( Sohbet ederek sual etmek. İLE/VE Allah'a sual etmek. [Uyku hali şart değildir.] )

- FİKİR ile/ve ZİKİR

- ZİKİR ile/ve DEVRAN

- ZİKİR ile/ve USÜL

- ZİKİR ile/ve DEM TUTMAK

- DEVRÂN ile/ve SEYRÂN

- MUAMELE ve MUKABELE

- MUKABELEDE BULUNMAK ile/ve HİDÂYETE DAVET ETMEK

- RESUL ve MESUL

( Resul ile mesul birdir. Resul olan mesuldür. Mesul olan resuldür. )

- ÇİLE ile PEYGAMBER ÇİLESİ

- TARİKATTE ÇİLE ile/ve HAYATTA ÇİLE

- ASKETİZM:
Çilecilik.

- KAYD-I MÜSTAHSEN ile KAYD-I MEVHUME/MÜSTEKREHE
( Güzel kayıtlar. İLE İkrah veren kayıtlar. )

- KABZİYET ile GAZAP
( Allah'ın verdiği sıkıntı. İLE Kuldan kaynaklanan sıkıntı. )

- BAST (HALİ) ile/ve KABZ (HALİ)
( Kâmil kişinin ihtiyârındadır. )

- MEVT ile FEVT
( İnsanların huzurundan kaybolmak. İLE Allah'ın huzurundan kaybolmak. )

- TÖVBE MERHALELERİ
* YAKAZA(ÜRPERTİ)
* İNTİBAH(UYANIŞ)
* NEDEM(NEDAMET)
* TEVBE(TÖVBE)
* İNABE(YÖNELİŞ)
* İKBAL(ALLAH'LA KULUN KARŞILIKLI ALÂKASI)

-@ UYANIK/LIK ile/ve YANIK/LIK

- ÂBİD ile ABÎD

( İbâdet eden. İLE Kulluk[ubûdiyyet]. )

- KULLUK ile ESÂRET

- KUL:
Sürekli değişim içinde olan kişi.

- TÖVBE ile/ve SIĞINMA

- RIZÂ ile/ve TESLİMİYET

( Teslim ol(a)mayan, teslim edemez. )

- TESLİMİYET ile/ve TEVEKKÜL
( Ne kadar âlim olsak da iki dakika sonra başımıza ne geleceğini bilemeyiz. )
( İnsan da, varlık da, kudret de küçülmedikçe büyümez. (muhitleşmek) )
( Kendinden haberin olmayacak ki, vuslata çıkasın. )
( Herşeyin modeli vardır fakat hakikatin yok. Hem kafes içinde duracaksın, hem de aradan çıkacaksın. )

- TESLİMİYET ile NEFS
( Yün yumağı fındık kadar kalsa bile yine "Ben yumağım!" der durur. Fakat son ilmiği de attılar mı, gözünü bir açar ki, güzel bir halı olmuş, yumaklığından eser kalmamış. Nefis yumağının da oraya buraya yuvarlanması bunun için. Bizi bir halı olarak dokuyor. )
( Nefsi kurtarmak için yokluk gerek. )

-@ RASTGELE ve TEVEKKÜL

- "BOYUN EĞMEK" ile TESLİMİYET

- "BOYUN EĞMEK" ile "BAŞ KESMEK"

- TAPMAK ile/değil/yerine "BAŞ KESMEK"

- TESLİMİYET ile/ve BAĞLILIK

- TESLİMİYET ile/ve İNSAF

- İRŞÂD ile/ve İNSAF

- TESLİMİYET ile/ve/değil TUTMAMAK

- TESLİM ETMEK ile/ve TESLİM ETMEYİ SÜRDÜRMEK

- İSTEK ile/ve TESLİMİYET

- TESLİMİYET ile/ve İMAN

- HOŞGÖRÜ ile/ve/değil/yerine İMAN

- İMAN ile/ve AKIL

- İMAN ile/ve İSLÂM

( ... İLE/VE İman ettiğin şekilde yaşamak. )
( İman olmadan islâm olmaz. )

- İMAN: BİLGİ ve/+ SEVGİ

- İMAN ve ŞEREF

- İMAN ETMEK ile/ve TÂBİ OLMAK

( İnsan herşeye iman ederse, hiç canı sıkılmaz. )

- İSLÂM ve/> İMAN ve/> İHSAN
( Saygı. VE/> Sevgi. VE/> Ahlâk. )
( HZ. MUSÂ(KELİMULLAH) ve/> HZ. İSÂ ve/> HZ. MUHAMMED )

- İMANI FİKRETMEK ile/ve İMANINI FİKRETMEK

- İMAN ve KÜFÜR

( Asıl imanı olanlar, kâfirliklerini anlayanlar ve itiraf edenlerdir. )

- KATILMAK ile/ve/değil İMAN ETMEK

- TAKLİDÎ İMAN ile/ve/yerine TAHKİKÎ İMAN

- İMAN ile/ve İSLÂM ile/ve İHSAN

( İLM'EL YAKÎN ile/ve AYN'EL YAKÎN ile/ve HAKK'EL YAKÎN )
( AVAM ile/ve EBRAR ile/ve MUKARREBÎN )

- İLM'EL YAKÎN ile/ve AYN'EL YAKÎN ile/ve HAKK'EL YAKÎN )
( BODILY/INTIMATE KNOWING ile/ve BODILY/INTIMATE RECOGNITION ile/ve BODILY/INTIMATE EXPERIENCING )
( [Çince] TIZHI ile/ve TIREN ile/ve TIYAN )

- KAZÂ ile/ve KADER
( Gereksinim. İLE/VE Ölçü. )
( Gerekeni/gereksinimi ölçülendirmek. )
( Tekil. İLE/VE Çoğul. )

- SELÂMET ve MUHAFAZA

- SELÂMET ve DONANIM

- "AŞKIM" ile/ve "İMANIM"

- MARUZ KALMAK ile/değil/yerine TÂBÎ OLMAK

- ÂLEM-İ KÜBRÂ ile/ve ÂLEM-İ SUĞRÂ

( Kâinat. İLE İnsan. )

-@ ÂLEM-İ HİLKÂT ile/ve ÂLEM-İ KUDRET

-@@ ENBİYÂ(NEBÎ) ile EVLİYÂ(VELÎ)

( Masum. İLE Mahfuz. )
( Allah, nebîlerini velîlerle teyid etmiştir. )
( Evliyaullah, "Allah dostları" demektir. )
( Evliyaullah denilen kişiler, ne korkarlar, ne de herhangi bir şeyden dolayı üzülmezlermiş. ) @( Evliyâ olacak kişi, Hz. Muhammed'in;
Kavl'ine (Kavl-i Muhammedî: Şeriat)
Fiil'ine (Fiil-i Muhammedî: Tarikat)
Hal'ine (Hal-i Muhammedî: Hakikat)
Sır'ına (Sır-ı Muhammedî: Marifet)
muhtaçtır. )
@( KELÂM-I KİBAR: Velî sözü. )

- EVLİYÂ ile/ve BEŞİK EVLİYÂSI

- MUKARREBÎN ile/ve ENBİYÂ

- DELİ/LİK ile VELİ/LİK

( Deli, kendi deli olduğu gibi başkasını da delirten. İLE
Veli, başkasını ihyâ eden. )
( İnsan aklı bırakırsa Deli, akıl insanı bırakırsa Veli. )
( "Deliyim!" demek bir şey değil, marifet zırva bulabilmekte! )
( Velîlik altın, nebîlik gümüş kerpiçtir. İlâhî zevk ve saltanat makamına "Altın kerpiç", Peygamber'in insanları davet etmek için indiği tenezzül makamına da "Gümüş kerpiç" denmiştir. )

- KENDİSİNİ KURTARAN VELİ/VELÂYET ile/ve BAŞKALARINI KURTARAN VELİ/VELÂYET

- VELÂYET ile/ve RİSÂLET

( Kişinin kendisine. İLE/VE Herkese/Topluma. )

- PEYGAMBER YEMİNİ ile NEFİS YEMİNİ

- VALLÂHİ ile/ve BİLLÂHİ ile/ve TALLÂHİ

( Üçüncü derece yemin/kasem. İLE/VE İkinci derece yemin/kasem. İLE/VE Birinci derece yemin/kasem. )

-@ PEYGAMBERDE: HATA/GÜNAH değil ZELLE
( ... DEĞİL İyilerden en iyiyi seçememe. )
( Peygamberin hatası olmaz! Sadece iyilerden en iyiyi seçememe olabilir belki. )

- BEŞER ile/ve İNSAN
( Sabra dayanamayan. İLE/VE Sabrede(bile)n. )
( İnsan insanın kurdu ise. İLE/VE İnsan insanın dostu ise. )
( Beşer iken bî-şer olmaktır, insan olmak. )
( Gaflet uykusundan uyanan kişi beşerdir. Beşer nefsine mahkûm olan kişidir. Beşer Allah'ı anlamadan insan olamaz. İnsan da meseleyi hallederse Âdem olur. )
( Dostu bul ona kavuş fakat bunu hazmedemeyecek olanlara gösterme! )
( Melekler insan olamadıkları için üzgün, şeytan ise insan olmadığı için memnunmuş. )

- İNSAN ile/ve İNSAN-I KÂMİL(/KÂMİL İNSAN/ÂDEM-İ MÂNÂ)

- İNSAN-I KÂMİL ile/ve ALLAH VELÎSİ

( Hiçbir mahlûkatın kendisinden zarar görmediği zât. İLE/VE ... )
( Teşekkür bile istemezler. )
( Dünyanın anasını Kâmil ağlatır, Kâmil'in anasını da cahil. )

- HÂHUT ile/ve İNSAN-I KÂMİL

- ÂDEM ile/ve HATEM'ÜL ENBİYÂ

- HÂTEM'ÜL ENBİYÂ ile HÂTEM'ÜL EVLİYÂ

- LEYLEK: İNSAN-I KÂMİL

- NUKABÂ ile NÜCEBÂ ile HALÎFE ile MÜRŞİD

( Reis veya vekil. İLE Pak olan kimse, erenler. İLE Temsil etmeye, talebe yetiştirmeye yetkisi olan. İLE Hak yolunun kılavuzu. )
( Yaşam sizi bilinçlendirir, fakat Mürşit sizi farkında kılar. )
( Mürşit'in her sözü dinlenir, bir tek sözü dinlenmez: "Mukabeleye gelinmeye" )

- MÜR(Ş)İD ile/ve İÇTEKİ MÜR(Ş)İD
( İrşâd eden, aydınlatan. )
( Dıştaki Mürşit'e götüren içteki Mürşit'tir. )
( Dıştaki Mürşit talimat verir, içteki Mürşit güç gönderir; atik ve dikkatli uygulama Mürit'e düşer. )
( Mürşit'in rolü sadece öğretmek, direktif ve cesaret vermektir. )
( Bir mürşidin gerçek rolü, müritlerinin zihinlerindeki ve gönüllerindeki cehaleti kovmaktır. )
( Mürşit'in işi, kendi deneyimi ve başarısı sayesinde size cesaret vermektir. )
( Mürşit yalnızca cesaret verebilir. )
( Bilincinize vâki olan her şey sizin Mürşit'inizdir. )
( Bilincin ötesindeki Saf Farkındalık en yüce Mürşit'tir. )
( Mürit içtenlikli değilse ona bir Mürit denilemez. Mürşit, tepeden tırnağa sevgi ve özveri değilse, ona bir Mürşit denilemez. )
( Mürit bir kez anladığında, o anlayışı doğrulayan eylemi yerine getirmek de ona düşer. )
( Mürit ve insanın iç gerçeği aslında birdir ve aynı hedefe doğru birlikte çalışırlar - zihnin kurtarılması ve esenliği. )
( Mürit tüm düzeylerde kendi evinde gibidir ve onun enerjisi ve sabrı tükenmek bilmez. )
( İnsanın müritliği sözel düzeyde değil, fakat onun varlığının sessiz derinliklerindedir. )
( Tüm evren sizin Mürşit'inizdir. )
( Asla Mürşit-siz değilsiniz. )
( Allah, gövdeyi ve zihni verir, Mürşit ise onları kullanma yolunu gösterir. Fakat kaynağa geri dönüş, o sizin işinizdir. )
( Mürşit sadece gökyüzünü işaret edebilir, yıldızları görmek sizin işinizdir. )
( Mürşit ve mürit tek bir şeydirler; tıpkı mum ve alevi gibi. )
( Ebedi Mürşit yolun kendisidir. Hedefin yol olduğunu ve sizin de her zaman yolda olduğunuzu, hedefe varmak için değil, fakat onun güzelliğinin ve bilgeliğinin tadına varmak için yolda olduğunuzu bir kez idrak ederseniz; hayat bir görev, bitirilmesi gereken bir iş olmaktan çıkar, doğal ve sade bir hal alır, başlıbaşına bir vecit hali olur. )
( Mürşit'in kim olduğu önemli değildir - onların hepsi sizin iyiliğinizi isterler. Önemli olan mürittir - onun dürüstlüğü, ciddiyeti ve içtenliği. )
( Doğru Mürit daima doğru Mürşit'i bulacaktır. )
( Reşit olmayınca mürşit olunamaz. )
( Anlamıyorsak kalbimizi, görmüyorsak gözümüzü, teslim ederiz bilene. )
( Sarhoşluk, ilham iledir. İlham, mürşid sözüdür. )

- MÜRŞİTile/ve USTA

- MÜRŞİDDE BULUNAN HALLER ile/ve/<> MÜRİDDE BULUNAN HALLER

- MÜRŞİD ile/ve HURŞİD

( Aydınlatan [kişi]. İLE/VE Güneş. )
( Kişiye kişiyi gösteriyorsa. Ayna. İLE/VE Kişiye başka bir şeyi gösteriyorsa. )

- ŞEYH ile/değil/yerine DERVİŞ-ŞEYH

- ŞEYH ile/ve/= SAMED'ÜL KAVM

- PÎR ile ŞEYH

- MÜRİT ve TİRİT ve KÖR YİĞİT

( Üçünden de gerekli. )

- İBN ARÂBÎ ile/ve ŞEYH BEDREDDİN

- MURÂBATA ile/ve MUKÂBELE

- MUKÂVELE ile/ve MUKÂBELE

- GÖRMEK ile GÖRÜŞMEK

-@@ GÖRMEK ile/ve GÖRENİ GÖRMEK

( Gözümüzü iyi görmeye ve iyiyi görmeye alıştırmalıyız. )
@( GÖRMEK: Nur'un Nur'a olan iştiyakı. )

- ONLAR GİBİ OLMAK ile ONLARDAN OLMAK

- ŞEHÂDET/ŞEHİT ile/ve SIDDIKİYET/SIDDIK

( Kesbî. İLE/VE Vehbî. [Allah seçer.] )
( Bir an kendisini/canını fedâ eden. İLE/VE Her an, nefis cihadında Allah'a kendini kul eden. )

- SALİH ile MÜTTAKÎ

-@@ SALİH ve/> SARİH

@( Salihlerde gaflet olmaz. )

- BEL EVLÂDI - YOL EVLÂDI - NEFES EVLÂDI

- İNSAN ile HERHANGİ BİR ŞEY('İ)

- ÂFAK ile İNSAN

- BEN ile BEN-İM

- BEN ile/ve SEN

- BEN ile/ve BİZ

- SEN ile/ve BİZ

- BİZ ile/ve ALÇAKGÖNÜLÜLÜK/TEVAZÛ

- BEN ile/yerine FAKİR

- "BEN KİMİM Kİ/BİZ KİMİZ Kİ" ile "BEN KİMİM Kİ/BİZ KİMİZ Kİ"

( Cahilin sözü. İLE Âlimin sözü. )

- FAKİR ile ZÜĞÜRT

- MADDE ile/ve MÂNÂ

( Mananın kesifleşmiş hali. İLE/VE Seni senden soyan. )
( Mânânın hakimiyeti madde sayesinde olur. )

- MÂNÂ ile MÂKULÂT

- TENZİH ile TEŞBİH

( [BATI PARADİGMASIYLA] FELSEFE ile BİLİM )
( TEVHİD: SANAT )

- TENZİH ve TESBİH(SÜBUH)

- TENZİH/TEŞBİH ile BERZAH

- TEŞBİH EDİLEN TENZİH ile TEŞBİH OLAN TEŞBİH

- AVAM TENZİHİ ile/ve HAVAS (ÂRİF) TENZİHİ

- HZ. NUH'UN TENZİHİ ile/VE HZ. İDRİS'İN TENZİHİ ile HZ. MUHAMMED'İN TENZİHİ

( Varolanlardan tenzih. İLE/VE Tenzihin tenzihten çıkarılması. İLE/VE ... )
( Olumsuzlama/İnkâr. İLE/VE Olumsuzlanmanın olumsuzlanması. İLE/VE ... )

- TESPİH ile/ve TENZİH
( Her tür eksiklikten tenzih, her tür kemâlle tesbih. )

- TENZİH ile/ve TAKYİD

- OLAN ile/ve VAROLAN

( İnsanın içindeki varolanlar kimine kıyâmet, kimine alâmet olur. )

- VAROLAN ile/ve OLMAZSA OLMAZ

- İLÂHİ ile/ve OLMAZSA OLMAZ

- OLUŞ ile/ve VAROLUŞ

( Kendi varoluş sermayesinden iflâs eden kurtulur. )

- OLAN ile/ve OLUŞ

- OLGU ile/ve OLUŞ

- OLUŞ ile/ve SÜREKLİ OLUŞ

( Oluş. İLE/VE Şe'n. )
( "Külle yevmin fîşe'n": O, her an yeni bir oluştadır. )
( Her ne ki söylenmiş, durmadan oluyor. )

- OLUŞ ve NÛR

- NÛR ve OLMAK

- OLMAK ile/ve/değil OLDUĞUNU İLÂN ETMEK

- ÖLEN ile OLAN

( Hayvan ölür, insan olur. )
( Hayvan, koptuğu yere bitişmemiş demektir. )

- İBRET OLAN ile/ve/yerine İBRET ALAN

- VAROLAN ile/ve VAROLUŞ

- VARLIK ile/ve VARLIK

- VARLIK ile/ve VAROLUŞ

- VARLIK ile/ve MÜRİD

- VARLIK ile/ve İRÂDE

- VARLIĞIN TASNİFİ:

( * VUCUD-U AYNÎ/HARİCÎ: FİZİK
* VUCUD-U ZİHNÎ: MATEMATİK
* VUCUD-U LİSANÎ: DİL BİLİMLERİ
* VUCUD-U HATTÎ: SİMGELER )
( Varlık mertebelerini esas alan bir tasnif olup, vucud-u hattî, vucud-u lisanî, vucud-u zihnî ve vucud-u haricî şeklinde sınıflanır. Taşköprülüzade tüm ilimleri bu dört varlık düzlemine göre sınıflandırır. Mesela yazıyla uğraşan ilimler, hat, resim tezhib vs. ilimlere hattî ilimler der. İkincisi dile ait ilimler; doğrudan lisanı içeren ve ona ait ilimlerdir. Zihni ilimler; nesneleri sadece zihnin soyutlamaları ile ortaya konan mesela matematik gibi, müzik gibi, metafizik gibi ilimler. Haricî ilimler ise nesnesi dış dünyada benden bağımsız olan ilimler mesela, fizik, kimya gibi ilimler. )

- VAR ile "VAROĞLUVAR"

- VARLIK ile/ve BİRLİK

( Herkes diye bir şey yok. Varlık birdir fakat biz kendimizi yok edersek görürüz. )

- BİRLİK ile/ve BEREKET

- KENDİNDE VARLIK ile/ve KENDİ İÇİN VARLIK ile/ve KENDİNDE VE KENDİ İÇİN VARLIK

- VARLIK ile/ve ENSTRÜMAN

- MUKAYYET VARLIK ile/ve GAYRİ-MUKAYYET VARLIK

- VARLIK ile/ve YOKLUK

( İzzetiyet. İLE/VE Zilletiyet. )
( dır. İLE/VE değildir. )
( Kurtuluş, yokluktadır. Yani aczimizi anlayıp, tam bir teslimiyetle teslim olmaktadır. )
( Manevî ilmin nihayeti yokluktur. )

- YOKLUK ile/ve YOKLUK

- YOKLUK ile/ve VARLIK

- LÂ ile İLLÂ ile MERECECELBAHREYN(MECMA-ÜL BAHREYN)

- YOKLUK ile YOK İKEN

- YOKLUK'TA YOKLUK ile/ve VARLIK'TA YOKLUK

- İHSÂN ETMEK ile İKRÂM ETMEK

( İstenileni vermek. İLE Elindekini vermek. )

- KERİM ile MUHSİN

- BEKÂ ile/ve FENÂ

- FENÂ-YI HÂDİS ile FENÂ-YI KADÎM

- FENAFİŞŞEYH ile FENAFİRRESUL ile FENAFİLLÂH

- İFNÂ ile/ve/değil/yerine İHYÂ

- VARLIĞIM ile/ve BEN VARIM

- VARLIK ile/ve İNSAN

- HİÇ(LİK) ile YOK(LUK)

- ZİRVE-İ HÎÇ ile ZİRVE-İ ASLÎYE

- TÜRE(T)ME ile YARATMA

- YARATIŞ ile YENİ YARATIŞ

( Yaratış. İLE Halk-ı cedîd. )

- VAHDET-İ VÜCUT ile VAHDET-İ ŞÜHÛD

- VAHDET-EL VÜCÛD -> VAHDET-EL MEVCÛD

- VAHDET-İ VÜCÛD ile/ve VAHDET el-VÜCÛD

- VAHDET-İ VÜCÛD ile VAHDET-İ VÜCÛD

- VARLIK FELSEFESİ/VAHDET-İ VÜCÛD ile/ve/sonra BİRİCİK OLMAK

( İlk felsefe. İLE/VE En son. )

- VAHDET ile VUSLAT

- TAAYYÜN-Ü SÂNİ ile ANASIR-I ERBAA ile MEVALİD-İ SELÂSE

- DİL/UZUVLAR ile/ve KALP

- SATIR ile/ve SADIR

- SADIR ve ŞERH

- BÂTIN ile/ve ZAHİR

- HÜVELBÂTIN ile/ve HÜVEZZÂHİR

- ZÂHİR ile/ve BÂTIN

( Sırt. İLE/VE Karın. )

- ZÂHİR ile AŞİKÂR

- MEVCUT ile ZÂHİR

- ZUHUR ile TECELLÎ

( Varlığın sürekliliği. İLE Varlığın geçiciliği. Görünme, belirme. )

- SUDÛR ile TECELLÎ
( Taşma. İLE Görünme, belirme. )

- TECELLİ ile/ve EYLEM

- TECELLİ ile/ve SUDUR

- SUDUR ile TAHAVVÜL

- TECELLÎ ile/ve FÂŞ ETMEK

- TECELLÎ ile/ve TESELLİ

- ZAR ile PERDE(HİCÂB-I KİBRİYA)

- KILIF ile/ve ZARF

- EVVEL ile/ve ÂHİR

- BAST-I ZAMAN ile TAYY-İ ZAMAN

( Zamanın uzamış gibi olması. İLE Zamanın kısalmış gibi olması. )

- BERZAHLAR('I)

- HALLER('İ)

- HAL ile/ve/< DİL

( Her dille karışıktır hal dili. )
( Herkes kendi halini iyi bilir ve kendi halini söyler. )
( Tasavvuf ve hâl, kelâmın bittiği yerde başlar. )
( Tasavvuf âlemi, ilme değil, hâle sığar. )
( Yerini beğenen hapı yutmuştur. Sürekli düşer. )
( Dilden sonra hâl başlar. )

- HAL ile/ve AN

- HAL ile MAKAM

( Her insana bakma, insanların hallerine bak. Hangisinin hali kâmilse ona bak. )

- HAL ile/ve HAVA

- HAL ile/ve MELEKE

( Geçici. İLE/VE Kalıcı. )

- HAL ile/ve HAKK
( Peygamber ve büyük insanların halleri, ardından gelenlere yardımda bulunabilmelidir. )

- Gerekli olan şeyler 5'tir:
* İlim
* Hâl
* Teslimiyet
* Sadâkat
* Azim
Ondan ötesini tarif edemeyiz. )

- SEVGİ ile/ve HAL
( Sevgi, kesretin, ikiliğin bittiği yerdir. )
( Sevgi zuhur ettikten sonra, ne sen var, ne ben! )
( Mal, hal ehlinin, bilenin, sevenin, yararlananındır. )

- İSTİ'DÂD ile HAL
( Küpün içinde ne varsa, dışarı da o sızar. )

- DERT HALİ ile ZEVK HALİ

- DERT ile/ve MUHABBET

- DERT ile/ve/= NİTELİK

( Baki olan bir dert edin! Bu fâni dünyada. )
( Allah derdinizi artırsın! )

- DERTLEŞME ile/ve "DERS" (ÇIKARMAK)

- HEMCİNS değil HEMDERT

- ZEVK ile/ve TEVHİD

( Tevhidin tadı, onu kullananındır. )
( Ham tevhidden yararlanılmaz. )
( Her boyaya boyanmak tevhid değildir. )
( Tevhidin hali, kullanandan sarf olunur. )
( Zevk, deryada kaybolmaktır. )
( Tevhidin tadını, aletleri kullanarak dolabı yapanlar bilirler. )
( Birinci tevhid, ağacı kesenin tevhididir. İkincisi mobilyacının, üçüncüsü de o mobilyayı kullananın tevhididir. Tahtacı kestiği ağaca, mobilyacı dolaba imrenmiştir. O tevhid dolabını taşıyan hamalın ise ambalajın içindeki eşyadan haberi yoktur. )

-@ SEZGİ ile/ve TEVHİD

- ELEM ile/ve EMEL

- MERİT ile/ve MARAZ

- "UYKUNUN KAÇMASI" ile/ve "UYKUNUN AÇILMASI"

- TOPLAMA ile/ve/değil/yerine TEVHİD

( Maneviyatta bulunduğumuz yeri beğenmek ölümdür. Tevhid ise ölümsüzdür, ebedidir. )

- NAZARDA DAKİK, HALDE RAKİK(DAKİK-ÜL NAZAR, RİKKAT-ÜL HAL)

- NAZAR ile/ve TÂMÎK-İ NAZAR

- DİKKAT ile/ve RİKKAT

- ZULMÂNİ ZEVKLER ile NURÂNİ ZEVKLER

( Fesat, Yalan, Hile. İLE Sayılmak, Sevilmek, Hayır Hasenat. )

- YOLLAR('I)

- YOL ile KOL

- YOLU BULMAK ile/ve SUYU BULMAK

- BULMAK ile/ve UYANMAK

- EKSİLEREK BULAMAMAK/ULAŞAMAMAK ile/ve/değil/yerine ARTARAK BULAMAMAK/ULAŞAMAMAK

- NEFSİ İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK ile/yerine ALLAH İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK

- SEYİR ile/ve SÜLÛK

- SEYR-İ SÜLÛK

(ZİKİR)
* EF'AL
* SIFAT
* ZÂT
* CEM
* HAZRETÜ'L-CEM
* CEM'Ü'L-CEM

- SÜLÛK ile HİCAB
( ... İLE Sülûka engel olan her nesne. * İnsanların, * Dünyanın, * Nefsin perde olması. )

- SÜLÛK DERECELERİ:
* MECZÛB-I GAYRI SÂLİK
* MECZÛB-I SÂLİK
* SÂLİK-İ GAYR-I MECZUP
* SÂLİK-İ MECZUP

- NEFS DERECELERİ(ETVÂR-I SEB'A)
* NEFS-İ EMMÂRE
* NEFS-İ LEVVÂME
* NEFS-İ MÜLHİME
* NEFS-İ MUTMAİNNE
* NEFS-İ RÂZİYE(/RÂDİYYE)
* NEFS-İ MARZİYE(/MERDİYYE)
* NEFS-İ SAFİYE/NACİYE//BÂKİYE

- NEFS ile LEYH
( Kendi nefsinin siyaseti ile başlayan, insanların siyasetini de idrak eder. )
( "Ancak nefis terbiyesi(tehzîb) ve istikâmet üzere olma(takvim) ile ıslah gerçekleşir." )

- KIRK MENZİL
* NEFS-İ EMMÂRE
(Kötü tabîatı ile ilgili haller)
( Kökünde şirk vardır/oluşur. )
> Dünya sevgisi
> Yalan
> Hased
> Kibir
> Gazap
> Nefsâniyet
> Nifak
> İşret
> Cehâlet
> Cimrilik
* NEFS-İ LEVVÂME(Kalbin tezkiyesi içindir.)
> Tamah
> Ucub
> Gıybet
> Mekir, hîle
> Kin beslemek
> Riyâyı terk
> Tevbe
> İnâbe
> Perhiz
> Riyâzet üzere olmak.
* NEFS-İ MÜLHİME(Ubûdiyet[kulluk] içindir.)
> Korku
> Huşû
> Verâ
> Tebettül
> Recâ
> Rağbet
> İhlâs
> Tefekkür
> Uzlet
> Zühd üzere olmak.
* NEFS-İ MUTMAİNNE (HALİMİYE)(Yakîn[emin] olmak içindir.)
> Sehâvet
> Kanâat
> Teslim
> Tevâzû
> İstikâmet
> Sabır
> Hayâ
> Rıza
> Edeb
> Tevekkül

- MUTMAİN/NE ve HİDÂYET

- NEFSİNİ BİLEN, RABBİNİ BİLİR ile/ve RABBİNİ BİLEN, NEFSİNİ BİLİR

( Akılsal. İLE/VE Duygusal. )

- FETİH ile İSTİLÂ
( Ruhun kalbe sahip olması. İLE Nefsin kalbe sahip olması. )

- ENE ile/yerine NAHNÜ
( Ben. İLE/YERİNE Biz. )

- NEFES ve/> NEFS ve/> NEFİS

- AKIL MERTEBELERİ
* AKL-I MAAŞ
(Maişetinden başka bir şey düşünmeyen akıl. Bedene yönelik akıl.)(Biraz daha düşük olanına "hassase" denir. Hayvanlar âlemine ait olan akıl.)
* AKL-I MEAD(Müdrike mertebesine geçmiş akıl. Ahiretini düşünen akıl.)(Avdet edilecek yer ile ilgili akıl. Mead: avdet edilen yer, mebde: başlangıç.)(Buranın başlangıcı oranın sonu, oranın başlangıcı ise buranın sonu.)
* AKL-I SELİM(Nur'a kavuşmuş akıl.)
* AKL-I RUHANİ(Aklın güzel kullanılıp iç âleme döndürülmesi ve geliştirilip ruh haline intikal ettirilmesidir.)
* AKL-I NURANİ(Ruh haline gelmiş aklın, iyiliklerle parlar hale gelmesidir.)
* AKL-I SULTANİ(Kâinattaki saltanatı bilen akıl.)
* AKL-I EVVEL/KÜLL(Simgesi lâm harfidir. Bu harf ilk yaratılan akla tekabül eder. Akıl Allah'tan gelmiştir ve Taayyün-ü Evvelin'dir.)

- AKL-I SELÎM ile/ve KALB-İ SELÎM ile/ve ZEVK-İ SELÎM

- AKL-I KÜLL ile/ve NEFS-İ KÜLL

- HUY MERTEBELERİ

* İFRAT(ATAKLIK)(Hint'de "Rajas")
* TEFRİT(KORKAKLIK)(Hint'de "Tamas")
* İTİDAL(ŞECAAT/YİĞİTLİK/YÜREKLİLİK:Davranışların dengeli olması)(Hint'de "Satva")

- MERATİB'ÜL FUHUM ile/ve MERATİB'ÜL UKUL

- AŞILAMA ile ŞEKİLLENDİRME

- VECD ile ŞEHVET

- ŞEHVET ile CİMRİLİK

( Maddeye olan bağımlılık. İLE Elisıkılık, Elindekikini sakınma/paylaşmama. )
( İnsanı mağlup eden her arzu şehvettir. )
( ŞEHVET: Nefsin aldığı tüm paylar. )

- ŞEHVET ile/ve İFRAT

- HASENE(İYİ) ile SEYYİE(KÖTÜ)

( İyiyi murad edenler memnun olacaktır, kötüyü murad edenler lâyıkını bulacaktır. )
( Allah yoluna giden kişiler, kendilerine yapılan kötülüğü ve kötülük yapanları, bir de kendilerinin başkalarına yaptıkları iyilikleri unuturlar. Fakat kendilerinin yaptığı kötülükleri ve kendilerine yapılan iyilikleri unutmazlar. )

- BİLÂVÂSITA ile BİLVÂSITA
( Vasıtasız. İLE Vasıtalı. )

- BÎ ile/ve BİLÂ

- FAİL ile MEF'UL

( Etken, müessir. İLE Edilgen, müteessir. )

- AŞK ile GARÂM

- AŞK ile/ve İŞTİYÂK

- AŞK ile/ve İHLÂS

( Aşk kelâmını anlamak için âşık olmak gerektir. )
( Âşıklar ölmez! Ölen, hayvân imiş. )
( AŞK: VASITA-İ VUSLAT-İ İLÂHÎ )

- AŞK ve/> İHSAN

-@ AŞK ve/> İRFAN

- AŞK ile/ve ŞÜKÜR

- AŞK ile/ve DERT

( Aşkın gıdası derttir. )

- AŞK ve İCÂD ETMEK

- AŞK ve FEDAKÂRLIK

- AŞK ve HAKK

( Nefisle karışık aşk zillete, Allah'la karışık aşk da devlete götürür. )
( İrfaniyetle ilmin, ilimle ibâdetin araları, birer asır kadar uzaktır. Fakat aşk, bu mesafeyi bir adımda aşar gider. Aşksız da olur ama beşer ömrü yetmez. )

- AŞK ile/ve DALÂLET

- MEYL ile/ve MUHABBET ile/ve AŞK

- ŞEFKAT ile/ve AŞK

( İnsan ne kadar şefkatli ise o kadar diridir. )
( Şefkat benliğin arkasındadır. Benlik gitmeyince şefkat meydana çıkmaz. )

- ŞEFKAT ile ACIMAK

- ŞEVK ile/ve İŞTİYÂK

- SÂFİYET - İRFÂNİYET - AŞK

- İLÂN-I AŞK ile YOLUNDA YÜRÜMEK

- FISTIKÎ MAKAM(LA YÜRÜMEK)

- CÜNÛN ile FÜNÛN ile SÜKÛN

( Coşkunluk. [Aşkın öncesi]. İLE İlim. [Aşkın ortası]. İLE Sakinlik. [Aşkın sonu]. )

- AŞK ERBÂBI ile/ve ZEVK ERBÂBI

- TELVİN ile TEMKİN

- TEDBİR ile TEMKİN

- TAKDİR ve TEDBİR

( Tedbir takdirin parçasıdır. )

- ŞİFÂ ile/ve ÂFİYET

- TECELLİ ve TESELLİ

- DİNDAR ile DERVİŞ

- YAL DERVİŞİ/EHLİ ile KAL DERVİŞİ/EHLİ ile HAL DERVİŞİ/EHLİ

( YAL: Yol yiyeceği. )
( Derviş, iyi niyetini bilgeliğiyle birleştirebilmiş insandır. )
( Keşkül Dergisi'nden: Derviş I, Derviş II )

- DERVİŞ ile/ve SÂLİK
( Dervişlik çok kolay, âsân bir yoldur, söz dinleyene;
Dervişlik çetin ve pek müşkil yoldur, söz dinlemeyene. )
( Dervişe gizli olmaz. )

- YEMEĞİ PİŞİRMEK ve "DERVİŞİ PİŞİRMEK"

- DERVİŞ ile/ve ABDAL/TORLAK

( ... İLE/VE Gezgin derviş. )

- APTAL ile/ve/değil ABDAL

- DERVİŞ ile/ve IŞIK

( ... İLE/VE Bektâşî dervişi. )

-@@ DERVİŞ ile/ve ÂŞIK
@( Önce nefsini yok etmeye çabalar. İLE/VE Önce aklını yok etmeye çabalar. )
( Âşık'ın uykusu: Hâl-i istiğrak.
Gözü uyur ama, özü uyumaz. )

- SÂLİK ile/ve BENDEGÂN

- LÂKÂB ile SIFAT

- ŞİFRE ile/ve/değil KAPI

- KAPILAR/DÖRT TEKBİR

* ŞERÎAT(Kavl-i Muhammedî)
* TÂRÎKAT(Fiil-i Muhammedî)
* HAKÎKAT(Hâl-i Muhammedî)
* MA'RİFET(Sırr-ı Muhammedî)

- İLK DÖNEM MAKAM SINIFLANDIRMALARI (*)
* HAVF(KORKU)
* HÛRMET
* HUŞÛ
* RECÂ(UMUT)
* MAHABBET(AŞK)
* MİHNET(ISTIRAP)
* ÜNS
* HAYRET
* FAKR
* VUSLAT

- İLK DÖNEM MAKAM SINIFLANDIRMALARI (**)
* TÖVBE
* ZÜHD
* HUZUR
* HAVF
* ŞEVK
* MAHABBET
* MARİFET

- İLK DÖNEM MAKAM SINIFLANDIRMALARI (***)
* İSTİCÂBET(Allah'ın çağrısını kabul etme)
* İNÂBET(Allah'a yönelme)
* TÖVBE ve İSTİĞFAR
* HALVET
* SIDK
* TEFEKKÜR
* MARİFET
* HİTAP
* ISTIFA(Seçilme)
* HİLLET(Dostluk)

- SIDK ile/ve HAK
( Önermenin gerçekliğe uygunluğu. İLE/VE Gerçekliğin önermeye uygunluğu. )

- MAKAM ile/ve HAL

- MAKAMDA OLMAK ile/ve/değil MAKAMDAN GÖRÜNMEK

- MAKAMDA YÜKSELİŞ ile/ve/değil/yerine HİZMETTE YÜKSELİŞ

( Allah'ın kudretiyle bitişen insan, hepimize ücretsiz ve menfaatsiz olarak hizmet eder. )
( Bir meyve ağacı, uzaktan hep yaprak görünür. Yanına yaklaşınca meyveleri görünmeye başlar. Yaprak olmasa meyve yetişemez. O kadar yaprağın hizmeti o meyveler içindir. )
( Keşkül Dergisi'nden: Hizmet I, Hizmet II )

- MAKAM ile/ve MERTEBE

- MERTEBE ile/ve HAZRET

- İNÂBET ile/ve EVBE

- SÖZ ile TATLI SÖZ

( Güftâr. İLE Güftâr-ı şirin. )
( Âb-ı Hayat kulakla içilir. )
( Âb-ı Hayat, su değil, Kâmil'in sözleridir. )
( "Bir sözü(sırrı) söylediğimde o bana malik olur, ben ona malik olamam". )
( "Sözünde doğru, işinde dakik olmalısın. Sözünde doğru olan kimsenin değeri artar, işinde dakik olan kimsenin de işi neticeye bağlanır". )

- SÖZE TÂBİ OLMAK ile/ve TEDAVİYE TÂBİ OLMAK

- SÖZÜ KABUL ETMEK ile/ve/değil SÖZÜ TASDİK ETMEK

- SÖZE UYUMAK değil/yerine SÖZE UYMAK

- FEHM ile TEDEKKÜR ile TEFEKKUH

- MÂNÂ ile/ve MADDE

( Seni senden soyan. İLE/VE ... )

- MÂNÂ ÂLEMİ ile/ve ŞAHÂDET ÂLEMİ

- ÂFAK ile/ve ENFÜS

( Bir şeyi anlatmak için şeriat erbabı âfaktan, hakikat erbabı ise enfüsten örnek verir. )

- MADDÎ ile/ve MÂNEVÎ

- İSLÂM FELSEFESİNDE İKİ TEMEL AYRIM

( * ASALET'ÜL VÜCUD
* ASALET'ÜL MAHİYE )

- GİZEMCİLİK(MİSTİSİZM) ile/ve TASAVVUF

- FELSEFE ile/ve KELÂM

( Kelâmın anlaşılmayanı kabuğu, anlaşılanı içidir. )

- EDEBÎ TANIM/YAKLAŞIM ile FELSEFÎ TANIM/YAKLAŞIM

- MENÂKIB ile SÎRET

- SÛRET ile/ve SÎRET

( Rahman. İLE/VE Rahim. )

- SURETLER:
(OLMAZSA OLMAZ)
( 1- HAY(/HAYAT)
2- İLİM
3- SEMÎ
4- BASÂR
5- KUDRET
6- İRÂDE
7- KELÂM
8- TEKVİN )

- ÂKIBET ile/ve ÂHİRET
( Az yaşa, çok yaşa,
Âkıbet gelecek başa! )

- NEFSÎ ile LAFZÎ

- NEFSÂNİ ile ŞEHVÂNİ

- DÜNYA ile/ve ÂLEM

( Âlemi hoş bilen boşa varır, boş bilen hoşa varır. )

- DÜNYA ile/ve UKBÂ

- DÜNYA İŞLERİNİ BİLMEK ile/ve AHİRET İŞLERİNİ BİLMEK

( Aldanmamak için. İLE/VE Aldatmamak için. )

-@@ AHİRET ile/ve/= ÜMİT
@( Kendini bütünleyip aşmak. İLE/VE/= Gerçekleşmesini sağlamak. )
( LÂTAKNATÛ: ÜMİDİNİZİ KESMEYİNİZ! )

- ÂLEM(/KAPLAM) ile/ve EVREN(/İÇLEM)
( Anlamlandırılabilenlerin tümü. İLE Fizik yasalarına ait olanların tümü. )

- TENZİH ile/ve TEŞBİH
( Görünmezlik âlemi. Saflık âlemi. Nezahet, temizlik, paklık. Ayrılama, uzak tutma. İLE Görünürlük âlemi. Mânâyı maddede görmek. Asıl değil ama asıl gibi. Benzetme, benzetilme, benzeti. )
( Sırf tenzîhte kalanlar, Küfür'de, sırf teşbîhte kalanlar ise Şirk 'tedir. Tenzîh ile teşbîh arası, yâni "berzah", insânın kendisidir. )

- ŞÜUNAT-I GAYBİYE ile ŞÜUNAT-I MEVCUDİYE

- ŞÜHÛD ile VÜCUT

- ÂYÂT-I MÜTEŞÂBİHAT ile ÂYÂT-I MUHKEMÂT

- ÂYÂT-I İLMİYE ile/ve ÂYÂT-I KEVNİYYE

- ENFÜS ile ÂFAK

- FURKAN(FARKLAR) ile/ve KUR'AN

( Önce furkan, sonra Kur'an. )
( Kur'an, Kelâmullah'ın fotoğrafıdır.

- KUR'AN ile/ve KADÎM ÖĞRETİLER

- KUR'ÂN-I KERÎM'İN LAFZI değil KUR'ÂN-I KERÎM'İN NAZMI

- KUR'AN-I NÂTIK ile KUR'AN-I SÂMİT

( Âşıklar Kur'an'ı, canlı Kur'an'dan okurlar. )

- KUR'AN ile/ve/değil MUSHAF

- AHÂDİYET ile/ve VAHİDİYET

[( Tüm. İLE Tüme ait bir parça(-özellikle- "bütün"e(/"ün) değil!). )
( Bahr-ı ahadiyet(rahmaniyet denizi)(Suyu acı). İLE Yemm-i vahidiyet(rahimiyet denizi)(Suyu tatlı). (Bu iki denizin suları birbirine karışmaz) )
( Ahâdiyet, ağacın görünmeyen kökü ve özü. Vahidiyet, görünen gövde, dal, yaprak ve meyveleridir. )
( Vahidiyet âleminde mânâdaki kesret ahadiyet, maddedeki kesret ise hayaldir. Maddede vücut ve mevcudiyet yok, sadece hayal vardır. )
( Tûba Ağacı(Vahidiyet Ağacı). Kökleri yukarıda, dalları aşağıda olan ağaç. Devamlılık arz eder. Görünmeyen yaşam ağacıdır. ) ]
( Bir. Siyah nur. Asıl. Enerji olarak Enerji. İLE Herhangi bir. Vahitler arası ilişki. Birden türemiş birlerin birleşimi. Işık/ısı enerjisi olarak enerji. )
( AHADİYET'İN:
ÇİÇEĞİ: LÂLE
AĞACI: SERVİ
SAZI: NEY
SİMGESİ: HİLÂL
MEYVESİ: HURMA (BULUNMADIĞI YERDE ERİK)
ZİKRİ: HU
EBCED: HÜVE = 5 + 6 ( İslâm'ın şartları. VE İman'ın şartları. ) )
( RİSÂLE-İ ELİFİYE - İBN ARABİ )
( VAHDET = İLİŞKİ )
( VAHDETNÂME )
( TÜMEL ile/ve GENEL )

- VAHİDİYETTE KESRET ile KESRETTE VAHİDİYET ile KESRETTE VAHİD
( Kesreti saklayamazsın fakat birliği/tevhidi istediğin kadar saklayabilirsin. )
( Asıl tevhid, kesretten sonraki tevhiddir. )
( İş, bu kesreti tevhid etmektedir. ) ( Kesreti saklayamazsın fakat birliği, tevhidi istediğin kadar saklayabilirsin. )

- VÂHİD ile ÂHİD/AHAD
( Bir, ikincisi düşünülemeyen. Sıfat. İLE Tek. Zât. )

- FARK-I EVVEL ile FARK-I SÂNÎ

- FARKETMEK ile/ve FARK'I FARKETMEK

- FARK ile/ve CEM

( Süreli. İLE/VE Süresiz. )

- DİNSEL METİN ile KLÂSİK METİN
( RELIGIOUS TEXT with CLASSICAL TEXT )

- BÜTÜN ile TÜM
"( Bütün, ("Parçaların biraradalığı", "Bütünlük", "Entegrasyon/Integration/Integrity") anlamını taşıyan bir sözcüktür.
Tüm ise, (ingilizce "Whole/All") ile karşılık bulur. Parça parça olsa da, çeşitli oranlarda eksiklikler de olsa istisnasız ve ayırımsız, tamamıyla/tümüyle kapsamadır.
Bütün elmalar, bütün insanlar, bütün arabalar, bütün kitaplar olmaz! Parçalarının ayrı ayrı kullanılma durumu olmayanlar için gereksiz/yersiz/fazladan bir sözcüktür "bütün".
Bir saksıdaki çiçeğin tüm yaprakları söz konusuysa, "bütün yapraklar" dendiğinde, --her sözcüğün, kendi anlamını taşıdığı bilgisiyle--, ucu sararmış/kırılmış, bir parçası kopmuş yapraklar devredışı bırakılmış olur, ki biz tamamını, hepsini demek istiyoruzdur.
"Bütünden Gelim/Bütüne Varım" olmaz! )"

- NÂCİZÂNE ile ÂCİZÂNE

- KULLARI İKNÂ ile VİCDÂNI İKNÂ

- KISMET ile/ve RIZK

( Bu meyve rızkım mıdır? Yiyebilirsen rızkındır! )

- RIZK ile/ve/değil HİDÂYET

- ECEL ve RIZK

( Ecel iki türlüdür:
* Ecel-i Kazâ
* Ecel-i Müsemmâ (Zamanı tayin edilmiş ölüm) )
( İnsanlar genellikle gece düşerler ana rahmine. Düştükleri saatte doğar, o saatte de ölürler. Bu Ecel-i müsemmâ'dır. )

- MADDÎ RIZK ile/ve MANEVÎ RIZK
( Anadan doğanlar zamanla büyüdükleri gibi, maneviyet âlemine doğanlar da zamanla büyürler. )
( Altına yok olmak yoktur, maneviyat gibidir. )
( Maneviyat da altın gibi herşeyde gizlidir ve mahvolmaz. )

- KENDİNE GÖRE KISMET ile/ve AYRI KISMET

- NASİP ile/ve KISMET

( Bu kurda, bu kuşa, bu da nasip olursa bana. )

- NASİP ile/ve İHSAN

- NASİP ve MÜESSER

- NASİP ile/ve/değil/yerine AZİM

( Nasip bilmeyip, azim biliriz. )

- PAY ile/ve NASİP

- İHSÂN ile LÜTÛF

-@ İHSAN ve/<> EDEB

-@ İLİM ile/ve İMAN

- İLİM ile HİLİM

-@@ İLİM ile/ve İRFAN

@( Sahip olmak.İLE/VE Olmak. )
@( Soyutlama. İLE/VE Soyutlanma. )
( İlim; Evvel ile Ahir, Batın ile Zahir'i bilip, tüm bildiklerini en iyi/üst derecede bağlantırabilme/birleştirebilme uğraşıdır. İLE
İrfan; ilmin niteliklerinin üzerine ek olarak, hikmetine sahip olup, zaman ve zeminine/mekânına göre değerlendirme yapabilme durumudur. )
( İlim: - Kendini bilmek ve - Gayrıyı bilmek
İrfan: - İlm'ul-ilim ve - İlm'un Nefs )
( İlim: - İlm-i Hudurî ve - İlm-i Husulî )
( İlim: - Tasavvur(Kavram) ve - Tasdik(Yargı)
İlim: - Bilmek ve - Bilgi )
( İlimde marifet zât'ı bilmektir.
Eşyanın(nesnenin) akılda hasıl olan(meydana gelen) suretine ilim denir.
Hariçten kattı nazarla malûma ilim denir. )
( İlmi, asıl sahibine götürüp teslim eden kurtulur. )
@( İlim, ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen ya nice okumaktır? )
@( İlim, ilim ilmektir. İlim ilim ilmektir. )
( "İlmi öğreniniz. İlim için de dinginliği(sekîne) ve hilmi öğreniniz". )
( Çeşm-i insaf gibi kâmile mîzân olmaz
Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz. )

- İRFAN ve/> FERÂSET/FİRÂSET
( ... VE/> Gözle bir şeyi fark etmek. İrfanın gözden zuhur etmesi. )
( Menşei/menbaı kalptir. VE/> Menşei irfandır. )

- İLM-İ ZÂHİR ile/ve İLM-İ BÂTIN
( İlmi- Zâhir ve Bâtın'ın çok çeşitleri vardır: İlm-i imân, ilm-i İslâm, ilm-i ihsan, ilm-i ikân, ilm-i tövbe, ilm-i zühd, ilm-i takva, ilm-i ihlâs, ilm-i mârifet-i nefs, ilm-i mârifet-i dil, ilm-i tezkiye-yi nefs, ilm-i tezkiye-yi dil, ilm-i hitab, ilm-i nidâ, ilm-i kelâm, ilm-i mükâşefe, ilm-i tevhîd, ilm-i tecelli-i zât, ilm-i tecelli-i sıfat, ilm-i makamât, ilm-i ahvâl, ilm-i kurb, ilm-i vusûl, ilm-i fenâ, ilm-i bekâ, ilm-i sekr. )
( Her ilmin kendine göre perdeleri vardır. )

- İLM-İ ZÂHİR/İLM-İ BÂTIN ile/ve İLM-İ LEDÜN
( İlimler üç bölüktür. - Sülûk yoluyla elde edilen ilim. - Keşfe dayanan ilim. - Sırra bağlı ilim.(Hiçbir şekilde belirtilmez. )
( Ledün ilmi, bilineni unutma ilmidir. )
( Ledün ilmi, öğrenmek değil, unutma ilmidir. )
( Bildiklerimizi unıta unuta, ilimsiz bir ilim zuhur eder. )
( Bilip unutacağız, sıra kendimize gelecek. Kendimizi de, önce bileceğiz, sonra unutacağız. )
( Bugünkü Cennet-i İrfâna dahil olsalar uşşak,
Yarınki va'dolan hûri veyâ gılmanı neylerler... )

- İLİM ve/> İMAN ve/> ÎKAN ve/> İHSAN

- ZÜLCENAHEYN: İLİM ve HİKMET ve AŞK ve MUHABBET

- İLİM'DE: RÜSÛH EDEN/LER ile/ve RÜŞTE EREN/LER

- İLM-İ SİYASET ile/ve İRFAN

- İRFAN ve SADAKAT

- İLİM('İ) ile/ve MAL('I)

( İsteyene verir Allah. İLE/VE İstediğine verir Allah. )

- HÂTIR > İLM-İ LEDÜN
( Fütûhât, Sünûhât, Zuhûrât, İlhâmât İLE ... )

- HAYIR İLE İLGİLİ HÂTIR ile ŞER İLE İLGİLİ HÂTIR

- HAYIR ile/ve ŞER

( Cennetlik ameller. İLE/VE Cehennemlik ameller. )

- HAYIR ile İSÂBET
( YA RABBİ!
HAYIRLAR YAZ BAŞIMIZA
İYİLER ÇIKAR KARŞIMIZA )

- CENNET ile/ve CEHENNEM/TAMU
( İyilerin, iyiliklerin, hayrın tekâbül ettiği yer. İLE/VE
Şerlerin, şerlilerin tekabül ettiği yer. )
( CENNET: Kuyu. )
( CENNET: Uçmak[Eski Türkçe]. )
( Cennet, insanın kendini bu âlemde, herkesten, herşeyden küçük görmesidir. )
( Nefis ölmeden, benlik ve gurur gitmeden, gönül cennet olamaz. )
( Cennet'le Cehennem'in kapıları birdir, aynıdır. Kalbimizi temizlersek o kalp cennet olur, temizlemezsek cehennem kapısı. )
( Cennet kapıcısının adı Rıdvan, yani Allah'ın her yaptığına râzı olmaktır. )
( Cehennem kapıcısının adı ise Malim'dir. Yani herhangi bir şeye sahip çıkmak, "Bu benimdir!" demek. )
( Cennetin ebedî zevk olduğu anlaşılınca o da kalmaz. )
( Cehennemin, cehil olduğunu bilip hazmettikten sonra, cehennem kalmaz. )
( Yusuf makamı, kuyudan, Cehennem'den kurtulma makamıdır. )
( En büyük cehennem cehalet, en büyük cennet de İlâhî zevktir. )
( Bu âlemde kimi haksız görüyorsak, başladı içimizde cehennem. )
( [Fars.] ... ile/ve DÛZAH )
( [Ar.] ... ile/ve NÎRÂN, DÂR-ÜS-SAÎR | SİCN/SİCCÎN )
( [İbr.] GEHENNA: Çöp yakılan yer. )
( [İng.] HEAVEN with/and HELL )
( [Çince] TIAN ile/ve ... )

- AĞAÇ ile/ve TÛBÂ AĞACI
( ... İLE Tûbâ ağacı insandır, meyvesi de Kelâm'dır. )

- EFDAL ile HAYIR/LI
( ... İLE Bu varken buna bakılmaz anlamında kullanılır. )

- EFDAL ile/ve EKMEL

- İLİMLERİN AMACI ile/ve AMELLERİN AMACI

( Tevhid. İLE/VE İstikâmet. )

- TEVHİD ile/ve AMEL
( İlimlerin amacı. İLE/VE Amellerin amacı. )
( Amellerin en hayırlısı, az da olsa sürekli olandır. )
( Tevhid insan üzerinedir. )

- TEVHİD ve SEVGİ

- TEVHİD-İ EF'AL ve TEVHİD-İ SIFAT ve TEVHİD-İ ZÂT

( FİİLLERİN BİRLİĞİ ve NİTELİKLERİN, BİLGİNİN BİRLİĞİ ve KENDİSİNİ DIŞLAŞTIRABİLME OLANAKLILIKLARI )
( İLKELERİ: HAYR ve DOĞRULUK/SIDDIKİYET ve GÜZELLİK/CEMÂL )
( A ve S ve K )
( AYN ve SİN ve KAF )
( KİŞİ )
( 3 NOKTA, ŞIN )
( HARF-İ MUKEDDÂ )

- TEVHİD ve SÜKÛNET
( Tevhid sükûnettir. )

- CEM ile İCMAL

- CEM ile/ve/değil TEVHİD

- AYRIMLI BİRLİK ile/ve AYRIMLI BİR ile/ve AYRIMSIZ TEK

- FITRAT ve HANİF

( Donanım. Varlık. VE Birliğe getirmek. )
( Aslî olan, insanın fıtratında varolandır. )

- KEYFÎ ile/ve/değil/yerine FITRÎ

- CÂZİBE ile NÂMİYE ile HASSÂSE ile MÜDRİKE

( Taşlarda olan can/ruh. İLE Bitkilerde olan can/ruh. İLE Hayvanlarda olan can/ruh. İLE İnsanda olan can/ruh. )

- HAYVÂNÎ RUH ile RÛHREVÂN ile İZÂFÎ RUH (CÂN-I CÂN-I CAN)

- NEFS ile RUH

- VEHBÎ İLİM ile KİSBÎ İLİM

- İLM-İ NAHV ile İLM-İ MAHV

- İLM-İ CEFR(/CİFR) ile İLM-İ REML ile İLM-İ VEFK

( Güyâ kayıptan haber veren "ilim". İLE Bir takım nokta ve çizgilerle kayıptan haber verme dolandırıcılığı. İLE Tılsımlı dua, muska.

- SAHV ile/ve MAHV

- TELÂKKİ ile TERAKKİ

- RÜYÂ ile HAYAL

( Rüya görmekte olduğunuzu gerçekten anlamadınız. Tutsaklığın özü de budur - gerçek ile gerçek olmayanı birbirine karıştırmak. )
( Rüya gördüğünüzü anladığınız anda, uyanacaksınız. Fakat anlamazsınız çünkü rüyanın devam etmesini istersiniz. )
( Sorununuz rüya değil, rüyanın bir kısmından hoşlanıp bir kısmından hoşlanmamaktır. )
( Bir gün gelecek, rüyanın sona ermesini tüm aklınız ve gönlünüzle özleyeceksiniz ve bunun bedeli her ne olursa ödemeye istekli olacaksınız. )

- RÜYÂ ile/ve/değil MÂNÂ

- HAYAL ile VEHİM

- VEHİM([çoğulu] EVHÂM) ile MİSAFİR-İ GAYBİ

( Kuruntu, yersiz korku. Şüphe, tereddüt. İLE Zaman zaman insanın aklına gelen kötü düşünceler.[Gelip geçicidir!] )

-@@ VEHİM ile AKIL
( Vehmin görevi insanı korkutmak, aklın görevi ise uyarmaktır. )
@( Akıldan istedim delâlet, akıl verdi dalâlet. )

- AKIL ile CEHÂLET
( Akıllı olduğu için şeytanı ahmağa tercih ederim ama şeytana uymam. )
( Akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun. )
( Eğer akıl resmedilebilseydi güneş karanlığa gömülürdü; cehalet resmedilebilseydi gece onun yanında aydınlık kalırdı. )

- AKIL ve BEDEN
( İnsan hem kafasını [Hüvelbâtın]ını, hem de bedenini [hüvezzahir]ini kullanabilmelidir. )

- AKIL ile NAKİL

- AKIL ile/ve RIZÂ

- AKIL ile/ve KALP

( Su. İLE/VE Toprak. )

- BEYÂNİ AKIL ile/ve BURHÂNÎ AKIL ile/ve İRFÂNÎ AKIL

- AKLÎ BİLGİ ile/ve NAKLÎ BİLGİ

- NAKLÎ BİLGİ ile/ve KEŞFÎ BİLGİ

- MALÛMÂT ile/ve/değil HAL

( Hâlsiz ilim, ihyâ edeyim derken imhâ eder. )

- İSTENÇ(İRÂDE) ile/ve BULUNÇ(KEŞF)

- HUDÛRÎ ile HUSÛLÎ

( Sufi'nin bilgisi. İLE Âlim'in bilgisi. )

- AKIL ve HİKMET

- AKLÎ HİKMET ile/ve HAKÎKÎ HİKMET

( Felsefe. İLE/VE Tasavvuf. )

- KONUŞULABİLİR HİKMET ile/ve KONUŞULAMAZ HİKMET ile/ve ARADA OLAN

- HİKMET ile/ve LÜTÛF

- DİNÎ BİLGİ ile/ve İLMÎ BİLGİ ile/ve İRFANÎ BİLGİ

( Savm-ü-salât-ü Hacc ile sanma biter zâhid işin,
İnsan-ı Kâmil olmaya, lâzım olan, irfân imiş )

- MAHÂRET ile/ve MÂRİFET

- İSTİ'DÂD ile/ve KÂBİLİYET

- HİKMET = TEMİZLİK

- HİKMET ile NUTUK

- BİR ŞEYİN DİNÎ OLMASI ile BAŞKA BİR ŞEYİ ELDE ETMEK İÇİN DİNİN ARAÇ OLARAK KULLANILMASI

- CEHÂLET ile İLİM

( Dönüp dolaşmak. İLE Bilinenden bilinmeyene gitmek. )
( İLMİ: - Ya Öğreten, - Ya öğrenen, - Ya seven olmak gerek. )
( İlmin saati, feyzi belli olmaz. )
( İlim öğrendikçe, ilim onun niyetini tashih eder. )
( İlim taliplerine melekler kanatlarını serer. )

- İLİM ile AMEL
( [Nedenini] Temellendirerek ve gerekçelendirerek ortaya koyuş. İLE
[Nedenlerini] Göstermeden anlatmak. )

- AMEL ile UYGULAMA(TATBİK)

- EF'AL ile/ve AMEL

- AMEL ile FİİL

( Sıfatla birlikte kullanılır. İLE Hareketin dışına çıkmak. )
( İnsan amel eder. İLE Allah'ın fiili vardır. )

- NİYET ile/ve AMEL
( Niyet, kalbin ubudiyeti. İLE
Amel, azaların/uzuvların ubudiyeti. )
( Önce Niyet, sonra Amel. )
( Niyet hayır, akıbet hayır. )
( Niyet bâtın, amel zâhirdir. )
( Müminin niyeti amelinden üstündür. )
( NİYET: Âdet ile ibâdeti ayıran şey. )

- NİYET ile/ve KIBLE

- NİYET ile/ve İRÂDE

( İnsan, Ahsen-i Takvim'dir, iradesi elindedir. İsterse yakasını bu âlemden kurtarır, isterse içine düşer. )

- NİYET ve İSTEK/TALEP

-@ NİYET ve/<> TERCİH

-@ TEMİZ NİYET ve TEVEKKÜL

- CİHAN-NÜMÂ ile/ve KIBLE-NÜMÂ

( Pusula. İLE/VE Kıble'yi gösteren. )

- HAREKET-İ MÜSTAKÎME ile HAREKET-İ UFKİYE ile HAREKET-İ MENKÛSE

- HAREKET ile/ve HİKMET

- BİLMEK ile TANIMAK

- BİLMEK ile/ve GÖRGÜ

( Görgü, aşka göredir. )
( Görgülü kuşlar, gördüğünü işler. )

- BİLGİÇ ile BİLGİN ile BİLME

-@@ ÂMÂ ile KÖR

@( Köre renk, sağıra ahenk olmaz! )

- ULEMÂ-İ RÜSÛN ile ULEMÂ-İ MUHAKKİKİN

-@@ ÂLİM ile/ve ÂRİF

( Âlim; Evvel ile Ahir, Batın ile Zahir'i bilen, tüm bildiklerini en iyi/üst derecede bağlantırabilme/birleştirebilme seviyesine ulaşmış kişi. İLE/VE
Ârif; alimin niteliklerinin üzerine ek olarak, hikmetine sahip olup, zaman ve zeminine/mekânına göre değerlendirme yapabilen kişidir. )
( Fikir üretir. İLE/VE Akıl üretir. )
( Doğru hisse sahip olandır. İLE/VE Doğru sonuca sahip olandır. )
( Sorunları/engelleri çözer/çözebilmelidir. İLE/VE İnsanları çözer. )
@@( İlmini ölümlüden tahsil eden. İLE/VE İlmini ölümsüzden alan. )
( Eşyanın (kesret) hakikatini inceler. İLE/VE Tek'in (letâfet) hakikatini inceler. )
( Ârifler, ilimsiz, gözsüz, habersiz, müşahedesiz, sıfatsız ve perdesiz görürler. )
( Ârifler meclisine git de, istersen uyu. )
( Âlim, bir konuyu ilm-el yakîn; Ârif, ayn-el yakîn olarak bilir. )
( Âlim fikir/hüküm icâd eder; Ârif, akıl icâd eder. )
( Ölümlüden ilmi alan. İLE Allah'tan ilim sahibi olan. )
( Meselerle, konuşmakla, hükümleri icrâ etmekle adâleti teskin eden zât. İLE
Gördüğü şey üzerine insana hali vermekle sekinete ulaştıran zât. )
( Yarım âlim dinden, yarım doktor candan eder. )
( Âlimlerin en faziletli ilmi sükûttur. )
( Asıl güneş, âşıkların, âriflerin kalplerinden, gözlerinden doğan güneştir. )

-@ ÂRİF-İ MÜKEMMEL ile/ve/değil ÂRİF-İ MÜKEMMÎL

- ÂRİF ile/ve ZARÂFET

- ÂRİF ile/ve ZARİF

- İLMULLÂH ile/ve/değil/yerine MARİFETULLÂH

( Allah'ı bildim" cümlesinde bilmek anlamında ilim sözcüğü kullanılmaz. Çünkü, filozof ve kelâmcılara göre ilim, tümellere ilişkin olduğundan, Allah'ın zâtını bilmek(ilim) mümkün değildir. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE
Bilmek(ilim) yerine Marifet kullanılır. Çünkü Marifet filozof ve kelâmcılara göre tikellere ilişkindir. )

- ÂLİM ile KUDEMÂ
( ... İLE Eski âlimler. )

- ALÎM ile ÂLİM
( Önceden bilmeme olasılığı olmayan. İLE Sonradan bilen. )
( Âlim denilebilir ama ALÎM denmez. Allah'ın adıdır.[El-Alîm] "Abdul Alîm" olabilir ama sadece "Alîm" olmaz/denmez. )

- ÂLİM ile/ve/değil NÂKİL

- MOLLA ile/ve KULAK MOLLASI

- MOLLA ile SOFU

- MOLLA değil MEVLÂ

- ÂGÂH ile ÂRİF

- ÂRİF ve ÂGÂH ve HEMDERT

- VÂKIF ile/ve ÂGÂH

( Sahip olan. İLE/VE Farkında/uyanık olan. )

- ÂRİF ile MUHLİS

- ÂRİF ile ARRÂFE

- FERZÂNE:
Hâkim, bilgili, filozof kişi. | Nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş.

- YUNUS EMRE ile/ve İSMAİL EMRE

- RABİA: İLK BAYAN MUTASAVVIF

( HASAN'ÜL BASRÎ'NİN EŞİ/REFÎKASI )

- SÛFÎ ile MUTASAVVIF
( Tevhidi kendi bünyesinde evrensel boyutta yaşayan kişi. İLE Bununla ilgilenen, o yola çıkan kişi. )

- SÛFÎ ile İŞRÂKÎ

- SÛFÎ'NİN BİLGİSİ ile ÂLİM'İN BİLGİSİ

( Hudûrî. İLE Husûlî. )

- BÂDELİ ÂŞIK ile BÂDESİZ ÂŞIK

- EHL-İ NAZAR ile EHL-İ KEŞF

- KEŞF-İ KUBÛR ile/ve KEŞF-İ KULÛB

- EHL-İ CENNET ile EHL-İ NÂR

- DERVİŞ ile KEŞİŞ

( Dinde, tasavvufta keşişlik (de) yoktur. )

- NEZÎR ile/ve BEŞÎR
( Korkulacak şey, henüz ortada yokken, musibet başa gelmeden önce uyaran kişi. İLE/VE
Nimetleri, ikramları henüz kendisine ulaşmadan önce o nimetlerin güzelliğini gösteren, bildiren kişi. )
( Korkutucu değil, uyarıcı. )
( Kur'an-ı Kerim'in adlarındandır. )
( Allah'ın 1001 esmasındandır. )

- KELÂMCI(MÜTEKELLİM) ile FİLOZOF(HUKEMA)
( Onlar, "Ve nefahtü"den, yani kelâmdan gıda alırlar. )

- SÛFÎ ile FİLOZOF(HUKEMA)
( Hakikati, eşyanın hakikatini bilir. İLE Hakikatleri bilir. )

- HACI ile/ve/değil HACE
( HACE BEKTÂŞÎ VELÎ )

- TÂCİR/TCR: TAKÎ - CESUR - RAUF

- KUTB-ÜL İRŞÂD ile KUTB-ÜL TASARRUF

- KUTB-ÜL İRŞÂD ile/ve KUTB-ÜL MED'AR

- KUTB ile/ve KUTB-U ÂLEM

- GAVS-I URÛC / GAVS-I NÜZÛL

- GAVS-I ÂZÂM / KUTB-U ÂLEM

- SÂMÎ ile SEMÎ

( Zaman zaman duyan. İLE Sürekli duyan. )

- ASHAB/SAHÂBE ile İHVÂN

- ASHAB ile/ve TABİİN ile/ve TEB-İ TABİİN >>> ~

- ASHAB ile/ve ÂLİM

- SAHÂBE ile SELEF-İ SÂLİHİN

- İHVÂN ile DERVİŞÂN ile MÜRÎDÂN

- MUHLİS ile/ve MUHLÂS

- MÜNTESİB ile MUHİBBÂN

- MÜDÂVİM ile/değil MUHİBBÂN

- İNÂYET ile HİMMET ile FEYZ

- HİMMET ile/ve ŞEFAAT

-@ ŞEFAAT ile BAĞIŞLAMA

- İNTİSÂB ile/ve İMTİSAL

- MEŞGUL OLMAK ile/ve HEMHAL OLMAK

- FEYZ ve EDEB

-@@ KERÂMET ile/ve İSTİDRÂC

( İki ayak üzerinde durabilmek en büyük kerâmettir. )

- KERÂMET ile/ve/değil KESİN ZEKÂ

- HİMMET ile KERÂMET

- EHL-İ BEYT ile ASHAB/İHVAN

( ... İLE İlkeleri içselleştirip, paylaşanlar. )

- MUVAHHİD ile ÜMMET-İ MUHAMMED

- ÜMMET-İ DÂVET ile/ve ÜMMET-İ İCÂBET

-@@ KİŞİLERE/İN DAVET(İ) ile/ve NESNELERE/İN DAVET(İ)

( Gel diyene ar eyleme, gelme diyene dar eyleme! )

- İDDİA ile/değil/yerine DAVET

- ÜMMÎ ile ÜVEYSÎ

- RİSÂLET ile/ve ÜVEYSÎLİK

( Eğitim. İLE/VE Deha. )

- TEBERRÜKEN ile ÜVEYSÎLİKLE

- CEMAAT ile İHVÂN

- CEMAAT ile/ve CEMİYET

- VAKIF ile/ve CEMAAT

- SÜRÜ ile/değil TOPLULUK/CEMAAT

- SÜRÜ(N)MEK ile SÜRÜKLE(N)MEK

- EHLULLÂH ile EVLİYAÛLLÂH

- HALİFE ile/ve KUL

- EBÜ'L VAKT ile İBN-İ VAKT

- ER değil/yerine NÜFUS

- ATEİST ile DİNDAR-ATEİST

- DİNDAR ile ATEİST-DİNDAR

- MUKÎM ile KÂİM

( Sürekli aynı işi yapan kişi. İLE O anda, geçici. )

- TALEBE ile SÂLİK

- TALEBE ile MÜRİD

- MÜRİD ile HALÎFE

- ANNEDEN DOĞAN ile/ve "MÜRŞİTTEN" DOĞAN

- ANNEDEN DOĞAN ile/ve "BABADAN" DOĞAN

- ANNEDEN DOĞAN ile/ve KENDİNDEN DOĞAN

( Kendinden doğan, kendisinden kurtulan kimse insandır. )
( Kanın ve endişenin ötesine geçmeyen, insan değildir. )

- HİTAB ile/ve MUHATTAB

- VEKÂLET ile/değil İCÂZET

- İCÂZET ile/değil HİLÂFET

- SELÂHİYET ile/ve İCÂZET

- EHLİYET ile/ve SELÂHİYET

- İZİN ile/ve İCÂZE

- İCÂZE ile/ve TEKBİRLEME

- TEKBİR ile/ve İFTİDAH TEKBİRİ

- TEKBİRLEME ve KEMER KUŞATMA/FATİHA'SINI OKUMA

- MÜBEZZİR ile MÜSRİF

- MEMUR ile MECBUR

- MÂKAM ile MAHLÂS

- SÂZENDE ile/ve HÂNENDE ile/ve RAKKÂSE

( Enstrüman çalan. İLE/VE Musikî icra eden. İLE/VE Semâ eden. )

- SEYYİD(LİK) ile EFENDİ(LİK)

- MÜSTEKBİR ile/değil MÜTEKEBBİR

-@ TEBELLA ile/ve TEBERRA

- SÂLİK ile MECZUB

- SÂLİK-MECZUB ile MECZUB-SÂLİK

- MECZUB ile/değil MECZUB MEŞREP

- DELİ ile MECZUB

( Akl-ı maaş'tan kayan. İLE Akl-ı maad'dan kayan. )

- UBÛDİYET ile UBÛDET
( Kulluk. İLE Aşk ve şevk. )

- ÖZGÜR ile TUTUKLU
( İnsan, kendi iradesiyle kendini sınırlarsa Özgür. İLE Başkasının iradesiyle sınırlanırsa tutuklu. )
( Rahat olduğunda sıkıl ki, sıkıldığında rahat et! )

- ULÛLELBAB ile ULÛNNÜHA

- TÛL-U NAMÜTENÂHİ ile VÜS'-U NAMÜTENÂHİ

( Sonsuz uzunluk. İLE Sonsuz küresel genişlik. )

- MEVLÂNÂ ile/ve İBN ARABÎ
( Şiir. İLE/VE Nesir/Düzyazı. )

- SELAHATTİN ZERKÛNÎ ve MEVLÂNÂ

- MÜNEVVER ile ULEMÂ

- ASHAB ile MÜCTEHİD

- VEZİR ile/ve NEDİM

- MÜ'MİN ile MÜHAKKİK

( Mü'minin yüzü güleç olur. )

- MÜTEKADDİMÎN ile/ve MÜTEAHHİRÎN

- MÜSLÜMAN ile/ve MÜMİN

( Müminler kınayanın kınamasından korkmazlar. )
( Mümin'in: Yakası bitten, paçası itten, başı yezidden kurtulmazmış. )
( Mü'min ölmez, bir evden bir eve göçer. )

- MÜSLÜMAN ile/ve SALİH

- MÜSLÜMAN ile/ve MÜVAHHİT

- MÜMİN-İSLÂM-İHSAN

- MÜMİN/ZÂKİR ile GÂFİL/KÂFİR

( Zikrettiğinin farkında olan. İLE Zikrettiğinin farkında olmayan, zikrettiğini idrak edemeyen. | Güzeli görmeyen. )

- MEZUN: KENDİSİNİ KURTARACAK KADAR ile BAŞKASINI KURTARACAK KADAR

- MUHARRİK ile MÜTEHARRİK

- HAFIZ ile HÂFIZ

( Hıfz edici, saklayıcı. İLE Kur'ân-ı Kerim'i ezberleyen kişi. )

- HAFIZ ile HAFÎZ

- HAFIZ ile HÂFIZ

- HAFIZ ile/ve KUR'A HÂFIZI

- BELLEMEK ile/ve/yerine EZBERLEMEK(fars.)

( ... İLE/VE/YERİNE Kalbe yazmak. )

- HAFIZA ile/ve ZİKİR

- RAUF ile/ve RAHÎM

- İMAM('ın yap(ma)tığı) ile CEMAAT('in yapma(ma)sı gerekenler)

( * İmam kunut okumazsa cemaat de okumaz.
* İmam bayram namazlarındaki tekbirleri yapmazsa, cemaat de yapmaz.
* İmam dört rekatlı namazın ikinci rekatinde oturmazsa cemaat de oturmaz.
* İmam secde ayeti okuyup secde etmezse cemaat de etmez.
* İmam secde-i sehiv etmezse cemaat de etmez. )

- İMAM ile/ve 1

- İMAM ve FATİH

( ... VE İmamın arkasında bulunan kişi. Saf tutulurken hiza alınan kişi. )
( ... VE Nefsini feth eden. )

- İMAM ile/ve SAĞLIK
( Sağlık olmazsa saadet olamaz. )

- İMAM ile/ve GÖZETİLEN KALP

-@ DÖRT İMAM/EİMME-İ ERBAA[Ar.]

( * Ebû Hanîfe
* Ahmed bin İdrîs-es-Şâfiî
* Mâlik bin Enes
* Ahmed bin Hanbel )
- ÂCİZ ile NÂÇAR

- KELÂM ile/ve AKÂİD

( Gövdemizi nasıl gıda büyütüyorsa, aklımızı da sevgi ve kelâm büyütür. )
( Kelâmı anladıktan sonra harfler canlanır. )
( Kelâm, söyleyenin değil, dinleyenindir! )

- MUKADDES/KUTSAL ile/ve/değil MÜBÂREK/İDUK
( Kutsallık herşeye verilmez. )

- ÂYET ile HADİS
( Âyet + Hadis = Nass )
( BELGÜ ile ... )

- HADİS-İ KUTSÎ ile/ve ÂYET

- HADİS-İ KUTSÎ ile/ve HADİS-İ ŞERİF

- SÛRE ile/ve ÂYET

- ÂYET ile/ve AŞİR

( ... İLE/VE On ayetlik bölüm. )

- ÂYÂT-I İLMÎYE ile/ve ÂYÂT-I KEVNÎYE
( Peygamberlere Cebrail aracılığıyla indirilmiş ayetler. İLE/VE
Tüm âlem. Kainattaki herşey Allah'ın tüm ayetleridir. [Okuyabilene aşk olsun!] )

- SÛRE ile MİZMÂR[Ar.]
( ... İLE Zebûr'un her bir sûresi. )

- DOGMA ile ÂYET

- İNCİR ve ZEYTİN

( TİN ve ZEYTÛN )

- HADİS ile TEFSİR

- HADİS-İ KUTSÎ ile HADİS-İ ŞERÎ

- HADİSLER'DE: MERFU ile MEVKÛF ile MEKTÛ

- TEFSİR ile/ve/yerine TEVİL

( Olaylara bağlı. İLE/VE/YERİNE İlkelere bağlı. )

- ŞERH ile TEFSİR

- TEFSİR ile TÂBİR

-@ TEFSİR ile/ve ŞERH

- TÂBİR ile/ve TEVİL

- TEVİL ile/ve ŞİİR ile/ve METAFİZİK

- İSMAİLÎ-BÂTINÎ TEVİL KURAMI ile/ve MUTEZİLE TEVİL KURAMI

- TEFSİR ile MEAL

- ŞERH ile TEFSİR

- ÖZET ile ŞERH

- METÎN ile/ve ŞERH

- ŞERH ile CERH

- ŞERH ile/ve HÂŞİYE

- TÂLİK ile TÂLİK'UT TÂLİK(ÂT)

- LÛGAT ile KAMÛS

( Hakikî. İLE Sözlük/Ahit. )
( Sözlük. İLE Büyük sözlük. )

- SEBA'L-MESÂNÎ: FATİHA SURESİ
( Tekrarlanan yedi ayet. )
( Yüzdeki yedi hattı [iki kaş, dört kirpik ve bir saç] karşılar. )

-@ FATİHA ile HER REKATIN FATİHA'SI

- ELİF - LÂM - MİM

( ALLAH - KÂİNAT - MUHAMMED )

- EBCED'İN ANLAMLARI(NI)
( Dört ana esas noktada:

1. Ebced(Elif, Ba, Cim)(Doğuda)(Allah, el-Bari, el-Celil, ed-Daim): Ey tâlib sen başla.
2. Hevvez(He, Vav, Za)(Batıda)(el-Hadi, el-Vehhab, el-Vedud): İşit.
3. Huttî(Ha, Tı, Ya)(Kuzeyde)(el-Hakim, el-Batın): Haberdâr ol.
4. Kelemen(Kâf, Lâm, Mim, Nun)(Güneyde)(el-Kerim, el-Latif, el-Melik, en-Nur: Söz öğren.
Dört yan noktada:
Sâ'fas(Sin, Ayn, Fa, Sad)(Kuzeydoğuda)(es-Selâm, el-Alim, el-Ferd, er-Rauf, es-Sabur): Çabuk öğren.
Karaşet(Kaf, Ra, Şın, Te)(Kuzeybatıda)(el-Kadir, er-Rahman, eş-Şehid, et-Tevvab): Tertiple oku.
Dahaz(Peltek Se, Hı, Zâl)(Güneydoğuda)(el-Varis, el-Habir, el-Müzill): Hakk'la tut.
Dâzığ(lan)(Dad, Zı, Gayn)(Güneybatıda)(ez-Zahir, el-Gafur): Tamâm eyle. )
( EBCED DEĞERLERİ )

- EBCED'İN ÇEŞİTLERİ(Nİ)
KÜÇÜK EBCED HESABI(CÜMEL-İ SAĞİR) ile EN KÜÇÜK EBCED HESABI(CÜMEL-İ ASGAR) ile BÜYÜK EBCED HESABI(CÜMEL-İ KEBİR) ile EN BÜYÜK EBCED HESABI(CÜMEL-İ EKBER)

( Bknz. HARFLERİN İLMİ - İBN ARABÎ[ÇEV: MAHMUT KANIK] - ASA YAY. )

- EBCED HESÂBI ile/değil EBCED

- CEVHER[Ar.]:
Ebced hesabına göre yalnızca noktalı harflerin toplamının verdiği tarihtir.

- HARFLER
( Rüyada görülenin Arapça'daki kelime karşılığının ilk harfine göre )
( Elif: Mertebesi yüce olan kişiye delâlet eder.
Be: Rahat ve mutlu olan kişiye delâlet eder.
Te: İstediğini elde etmeye delâlet eder.
Se: Yardım göreceğine delâlet eder.
Cim: Düşmana galip gelmeye delâlet eder.
Ha: Ululuğa yetişmeye delâlet eder.
Hı: Murâdına erişmeye delâlet eder.
Dâl: İsteklerine kolayca erişmeye delâlet eder.
Zel: Çok mal kazanmaya delâlet eder.
Rı: Mal ve ünvan kazanmaya delâlet eder.
Ze: Dininin ve inancının kuvvetli olduğuna delâlet eder.
Sin: Korkudan emin olmaya delâlet eder.
Şın: Yaptığına pişmân olmaya delâlet eder.
Sad: İlminin çoğalmasına delâlet eder.
Dâd: Çok mal elde etmeye delâlet eder.
Tı: Düşmanlarına galip olmaya delâlet eder.
Zı: Gariplere acımaya delâlet eder.
Ayn: Gönlün karışık bir halde olmasına delâlet eder.
Gayn: Kendisine zulmettiğine delâlet eder.
Fe: Düşmana karşı yardımcı bulmaya delâlet eder.
Kaf: Ünvan sahibi ve zengin olmaya, isteklerine kavuşmaya delâlet eder.
Kef: Bir haber almaya delâlet eder.
Lâm: Korktuğundan emin olmaya delâlet eder.
Mim: Muradına erişmeye delâlet eder.
Nûn: Üzülmeye delâlet eder.
Vâv: Gereksinimini elde etmeye delâlet eder.
He: Her yerde üzüntü içinde olmaya delâlet eder.
Lâmelif Ye: Namazı ve itâatı çok olmaya delâlet eder. )

- VAV: Herşeyle her şey olan yön.

- HURÛFÎ(LÎK) ile/ve/yerine SÜRÛRÎ(LİK)

- MUAMMA'LARDA:
Şiir sanatında harflerle yapılan bilmece/ler.
( elif: ah, boy, burun, insan, ok, samanyolu, yol.
cîm: kakül, zülf.
dâl: boy, zülf.
râ: boy, hançer, kaş, kılıç.
sîn: diş, tarak.
sad: göz.
'ayın: göz, nal.
lâm: boy, tuzak, zülf.
mîm: ağız, yüzük, zerre.
nûn: boy, devat, hilâl, kâse, kaş, tırnak izi, yay.
hâ: ağız, ay, göz, yanak.
nokta(.): ağız. )

 

- SECÂVEND[Fars.]: Kur'ân-ı anlama uygun doğru okumak için konulan işaret/ler.
( "Kaf" durmayı, "sad" geçmeye ruhsatı, "cim" durma ya da geçmenin câiz olduğunu, "mim" muhakkak surette durmayı gösterir. )
( Bu işaretleri koyan zâtın memleketi olan "Secâvend" şehrinden alınmıştır. )

- HADİS ile HÂDİS(E)
( Peygamber sözü. İLE Meydana gelen. )

- HÂDİSE ile/ve GÖSTERGE

- FANİ ile FÂNİ

( Işık şiddeti. İLE Ölümlü, gelip geçici. )

- VÂCİP ile MÜMKÜN
( Varlığını kendisinden alan. İLE Varlığını dışarıdan alan. )

- ZARÛRÎ İSTİDLÂL ile MÜMKÜN VE İKNAİ İSTİDLÂL
"( Gerekirlilik/Belirleme/Dettermine. İLE Olanaklı/Mümkünlü/Belkililik/Cidal. )"
"( Doğa. İLE Tin. )"
( FARÂBÎ )
( Bkz. HİLMİ ZİYÂ ÜLKEN - İSLÂM DÜŞÜNCESİ - ÜLKEN YAY. )

- KADÎM ile HÂDİS

- VÂCİP ile KADÎM

- MÜMKÜN ile HÂDİS

- EZEL ile KADÎM

- FARZ ile VÂCİP

- FARZ ile SÜNNET

- FARZ ile NÂFİLE

- FARZ ile/ve/değil İMAN

- FARZ ile FARZ-I KİFÂYE

- FARZ-I AYN ile/ve FARZ-I KİFÂYE

- 32 FARZ ile/ve 54 FARZ

- İSLÂM'IN 5 ŞARTI ve "İSLÂM'IN 6. ŞARTI"

( Zorunluluk/Cebrî. Dışsal. VE İrâdî. İçsel. )
( İslâm'ın şartı beştir, altıncısı Haddini Bilmek'tir. [7. şartı da haddini bilmeyene haddini bildirmek!] )

- ÂDET ile SÜNNET
( Âdetleri âdet etme, âdeti terk etme! )

- ALIŞKANLIK ile SÜNNET

- SÜNNET ile/ve MUHABBETE BİNAEN YAPILAN SÜNNET

- SÜNNET ile/ve MÜEKKED SÜNNET

- SÜNNET-İ HÜDÂ ile/ve SÜNNET-İ ÂDET

- 8 FIRKA ile 32 FIRKA

- BEDEL ile ZEKÂT

- MADDÎ ZEKÂT ile/ve MÂNEVÎ ZEKÂT

( Malı temizler. İLE/VE Nefsi temizler. İlim ve sevgiyle verilir. )
( Olgun bir meyve koparılmaz da sapının ya da çöpünün üstünde kalırsa, tevek onu sömürür, meyvenin içindeki gıda, geldiği yere geri gider. )

- MİSTİK ile/ve MÂNEVÎ
( Aklımızın havalarını, arzu ve emellerini çıkarırsak, bu küre bizi kaldıramaz. )

- MÂKULÂT ile/ve MÂNEVİYAT

- SEBEP ile SEBEB-İ HİKMET

- KİTAP ile MUSHAF ile KUR'AN-I KERİM

( * KUR'AN-I KERİM(Zat'ı temsil eder.)
* İNCİL("YENİ AHİT" diye de geçer.)(İsimler tecellisidir.)
* TEVRAT: Beş kitap. ("ESKİ AHİT" diye de geçer.)(Sıfatlar tecellisidir.)
* ZEBUR(Fiiller tecellisidir.)
( Zebur'u ilkokul, Tevrat'ı ortaokul, İncil'i de lise öğrenimine benzetecek olursak, Kur'an yüksek öğrenime benzer. )

- MUSHAF ile SUHUF[< SAHİFE]
( ... İLE Dört kitap dışında gönderilen sayfalar/emirler. [Hz. Âdem'e 10; Hz. Şît'e 50; Hz. İdris'e 30; Hz. İbrahim'e 10 emir.]

- KİTAB-I TEKVİNÎ ile/ve KİTAB-I TEDVİNÎ
( Kainat Kitabı. İLE/VE Kuran-ı Kerim. )

- SUSKUN KİTAP ile/ve KONUŞAN KİTAP

- KIRAAT ve TİLÂVET ve MAKAM

- KUR'AN'DA ÇOĞULU OLMAYANLAR

* İLİM
* DİN
* NUR
* HAKK
* AŞK

- MUHKEM ile/ve MÜTEŞÂBİH

- FÂTİHA SURESİNİN ADLARI

( *Fâtiha, *Ümmül-Kur'an, *Seb'ul Mesânî, *Ümmül Kitap, *Esas, *Vâfiye ve Kâfiye, *Kenz, *Hamd, *Salât, *Sükür Suresi, *Dua Suresi, *Şâfiye ve Şifa Suresi, *Meseleyi Tâlim, *Münacaat Suresi, *Nur Suresi, *Tefviz Suresi )

- FÂTİHA SURESİNDEKİ DÖRT ANA İLİM
( *Akâid, * Fürû' İlmi, *Ahlâk İlmi, *Kıssalar ve Haberler İlmi )

- TEŞRİ ile FETVÂ

- FETVÂ ile/ve TAKVÂ

- İCTİHAD ile FIKIH

( Dil + Anlam. Büyük din âlimlerinin Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i Nebeviyye'ye dayanarak vazettikleri karar. İLE
-Fetva, -Mezhep, -Kanun, -Yargı )

- İCTİHAD ile İSTİDLÂL

- NAHİV ve FIKIH USULÜ ve TEFSİR USULÜ

- FIKIH ile USUL-İ FIKIH

( -Fetva, -Mezhep, -Kanun, -Yargı İLE
* Deliller/Kaynaklar
- Naklî(-Kitap, -Sünnet)
- Aklî(-Kıyas, -İstihsan, -Mesalih-i Mürsele, -İstishab, -Örf, -Sedd-i Zerayi)
- Mülhak Olanlar
* Hükümler
* İstinbat(hüküm elde etmek üzerine uğraş)
* İctihad

- FIKIH ile TARİHÎ BİLGİ
( Olması/Olmaması Gereken İLE "Ne olmuş" olduğu )

- FAKİH ile MÜCTEHİD

- FAKİH ile İLMİHAL BİLEN/HOCA

- HOCA ile EFENDİ

- POST ile TAHT

- MEYDAN = TEVHİDHÂNE

- POSTNİŞİN ile/ve SERTARÎK ile/ve SERTABBÂH ile/ve SERZÂKİR ile/ve İMÂM ile/ve MEYDANCI ile/ve TÜRBEDÂR ile/ve ÂSÂDÂR ile/ve NAKÎB ile/ve PAZARCI ile/ve ÇERÂĞÎ ile/ve SÂKÎ ile/ve FERRÂŞ ile/ve KAPUCU

- HADİS ile HADÎS-İ KUTSÎ

( Kıyamete kadar tazeliğini kaybetmeyen haber, söz; Hz. Muhammed'in sözü(Bu sözlerin ilmi, anlamı Hak'dan, lafzı Resûllullâh'a muzaffer.) İLE
Ma'nâ Allah'ın, söz Hz. Muhammed'in. )

- HADÎS-İ KUTSÎ ile/ve HADÎS-İ MÜRSEL
( Ma'nâ Allah'ın, söz Hz. Muhammed'in. İLE
Hz. Muhammed'den duyulduğu söylenilen söz. )

- HADÎS-İ MÜRSEL ile/ve HADÎS-İ SAHİH
( Hz. Muhammed'den duyulduğu söylenilen söz. İLE
Râvîsi sağlam olan hadisler. )

- HADÎS-İ SAHİH ile/ve HADÎS-İ MEVZÛ
( Râvîsi sağlam olan hadisler. İLE
Hz. Muhammed'e isnad olunan söz. )

-@ SAHİH ile SAKÎM

- HADİS ile/ve HADÎS-KEŞFEN

( Kıyamete kadar tazeliğini kaybetmeyen haber, söz; Hz. Muhammed'in sözü(Bu sözlerin ilmi, anlamı Hak'dan, lafzı Resûllullâh'a muzaffer.) İLE
İnsana gerek yakazada ve gerek menâmda vahiy veya işitme suretiyle, Hz. Muhammed'den gelen söz, haber. )

- EN BİLİNEN HADİS KİTAPLARI(KÜTÜB-İ SİTTE)
* Buhârî
* Müslim
* Ebû Dâvud
* Tirmizî
* Neseî
* İbn-i Mâce

- ALELÂDE ile FEVKALÂDE ile HARİKULÂDE
( Bayağı, sıradan; olağan, görülegelen. İLE
Olağanüstü; güzel, duyulmadık, görülmedik. İLE
Olağandışı, eşi görülmemiş; çok güzel, eşsiz. )

- KÂL ile/ve HAL

- HUY ile/ve HAL

( Hay âlemine, huy âleminden geçilir. )

- ŞERİATI TAMAMLAMAK/TAMAMLAYAN ile/ve AHLÂKI TAMAMLAMAK/TAMAMLAYAN

-@@ AHLÂKSIZLIK ile/ve TANIMAMAK

( Nuh diyor, peygamber demiyor. )
@( AHLÂK-I ZEMÎME: KÖTÜ AHLÂK )

- HAKÎM ile HÂKİM ile HAKEM ile HEKİM
( Hikmet sahibi. İLE Hüküm veren, yargıç. İLE Karar veren. İLE Tabip, tıp doktoru. )

- EZAN ile SALÂ
( Ezan, günde beş vakit olarak kılınan namaza davet içindir. Sabah ezanı Sabâ Dilkeşhâverân, öğle ve ikindi namazı Hicaz, akşam namazı Rast, yatsı namazı ise Neva, Beyâti, Rast veya Hicaz makamlarındna biriyle okunur. )

- SABAH-İHLÂS ve İKİNDİ-SELÂT Ü SELÂM ve AKŞAM-İSTİĞFAR

- OZAN ile/ve EZAN

- İHLÂS ile/ve SAMİMİYET

- İHLÂS ile/ve MUHLÂS

( ... İLE/VE Allah'ın rızası ile. )
( İHLÂS: Melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun. )

- DUHÂ ile/ve EZAN

- HALK ŞAİRİ ile HAKK ŞAİRİ

- ŞAİR-SÛFÎ ile/ve SÛFÎ-ŞAİR

- ŞAİR ile/ve DERVİŞ

- HAKK'TAN "SIKILMAK" ile HALK'TAN SIKILMAK

- HACC ile/ve UMRE

- KERVAN ile/ve AĞIR KERVAN

( ... İLE/VE Hacca giden kervan. )

- HÛDÂHUB ile/ve YEK BİR ALLAH YEK
( Kervanların nöbet/nevbet tutarken etrafa [dosta/düşmana] seslendirdikleri sözler. )

- ÂZÂDE ile HÜRRİYET

- AZÎMET ile RUHSAT

- NÂR ile NUR

- GEÇİCİ NUR ile/ve SOYUT NUR ile/ve NURLAR NURU

- NUR ile/ve KUDRET

- KESRET ile/ve VAHDET

( Senlik benlik zuhur edince, ahlâk meydana çıkar. Kesreti vahdet yaptın mı, ne din, ne millet, ne birşey... )
( Sevgi, kesretin, ikiliğin bittiği yerdir. )

- CELVET ile HALVET

- HALVET ile/ve İTİKÂF

- KUVVET ile/ve KUDRET

- KUVVET ile GÜÇ

- KUDRET ile GÜÇ

- KUDRET ile/ve SÜNNET

- KUDRET ile/ve EDEB

- MÜCADELE ile MÜCAHEDE

- MÂSUM ile MAHFUZ

- ZELLE ile ZULÜM

- ZULÜM ile EZİYET

- EZİYET(CEVR) ile ISTIRAP

- EZİYET değil RAHMET

- BÂTIL ile ZULÜM

( Kendisi dışında haklılık kabul etmeyen. İLE Sonuçları. )

- FASİD ile BÂTIL

- KAVGA ile ZULÜM

- GAZAP ile GADAP

( Gadap kibirden beslenir, kibirin kökü şirktir. )
( İkisi de aynıdır. Z'nin D olarak okunmasından dolayı fark varmış gibi algılanır. )

- GAZAP ile TEHEVVÜR

- CELÂL ile GADAP

- KAHR ile GADAP

- RÂZI OLUNAN ÖFKE ile RÂZI OLUNMAYAN ÖFKE

( Bizi mahkum eden şey, huylarımız, ahlâkımızdır. )

-@ ÖFKE/GADAP ile CELÂLLENME
( Hiçbir şeyi gözü görmeyecek şekilde kızmak. İLE Haksızlığa karşı haklı olarak gösterilen tepki. )

- HAKK ve SABIR

- SABIR ile/ve SEBÂT

( Allah'ın adlarının sonuncusudur. )

- SEBAT ile/ve AZİM

- SABIR ile/ve TEVEKKÜL

- SABIR ile/ve KANAAT ile/ve MÜRÜVVET

( Tamamıyla nefs mertebesinden geçmeyen mürüvvet sahibi olamaz. )

- SABIR ile/ve TÂKAT

- SABIR ile/ve KENDİNİ TUTMAK

- SABIR ile/ve SIĞINMA

- SABIR ETMEK ile/ve ZABT ETMEK

- SABIR ile İSYAN ETMEMEK

- SABIR ile ...'A KATLANMAK

- SABIR ile/ve AZMAMAK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/değil/yerine NİMET'LERE SABIR

( Anlamadığımız herşey başımıza belâ. )

- SABIR ile/ve/değil/yerine BELÂ GELMEDEN ÖNCEKİ SABIR

- SABIR ile SABR-I ANİLLAH

- KÂMİL'İN SABRI ile ÂRİF'İN SABRI ile AVAM'IN SABRI

- ŞEHÂDET ile/ve ŞEFAAT

- TEVÂZÛ ile/ve HİKMET

- TEVAZÛ ile/ve/değil/yerine MAHVİYET

( Önceki alçakgönüllüklerin bellekte bulunduğu, anımsandığı alçakgönüllülük. İLE/VE/DEĞİL/YERİNE
Önceki alçakgönüllüklerin bellekte bulundurulmadığı, unutulduğu alçakgönüllülük. )

- TEVÂZÛ ile TENEZZÜL
( Küçük gibi görülen tenezzül makamı, saltanat makamından daha yüksektir. )

- TEVÂZÛ ile/değil TEFÂHÜR(< FAHR)

- TEVAZÛ ile SAFÂ'[Ar.]

( ... İLE Saflık, berraklık. | İnsanın kendisine ve başkasına iltifat etmediği hali. )
( ... İLE Bazı kabullerde, ilim ve iltifat tecellinin tertemiz olmasına engeldir. Telvin[<LEVN ar.(renk verme, boyama)] bu ilim ve iltifattır. )

- TEDENNÎ ile TENEZZÜL

- TENEZZÜL ve KERÂMET

- ZİLLET ile TENEZZÜL

- MERHAMET ile/ve SABIR

- MUHÂFAZA ile/ve/için MERHAMET

- MUHÂFAZA ile/ve/için SEVGİ

- DUA ile/ve NİYAZ

( İsteyeceksin, sürekli niyaz edeceksin! )

- NAZ ile/ve NİYAZ (EHLİ OLMAK)

- DUA ile/ve İSTEK

- DUA ile/ve ARZU

- DUA ile/ve DİLEMEK

- MÜNÂCÂT ile/ve DUA

- DUA ile/ve DUHÂ

( ... İLE/VE Güneşin ve parlaklığının en yüksek olduğu an. )

- TESE'ÜL ile SUAL/İSTEK

- İSTEK ile/ve GAYRET

- GAYRET ile/ve TAHSİL

( Kişiden. İLE/VE Allah'tan. )

- SUAL ETMEK ile SORU TEVCİH ETMEK

- ÜMİT ile/ve DUA

( Ümidimizi kesmeyiz, kesemeyiz! )

- FER[Fars.] ile FER'[Ar.](çoğ. FÜRÛ, FÜRÛAT)
( Parlaklık, aydınlık. | Zînet, süs, bezek. | Kuvvet, nüfuz, iktidar. İLE
Dal, budak. | Tomurcuk. | Bir aslın sonucu. | İkinci derecede önemi olan şey. | Şûbe. )

- SÜKÛNET ile/ve SÜKÛT
( Durum. İLE/VE Tutum. )
( Sükût Allah'ın ihsanıdır. )
( Sükût kazanç mahallidir, konuşma ise sarf mahalli. )

- SÜKÛT ile UZLET

- SEKÎNET ile/ve SÜKÛNET(SAMA[Sansk.])

( Gönül Huzuru/Sessizliği. İLE/VE Zihin Huzuru/Sessizliği. )

- DİZ ÇÖKMEK ile BAĞDAŞ KURMAK

- BAĞDAŞ KURMAK ile LOTUS OTURUŞU

- SIRLAMAK ile NİHÂYETE ERDİRMEK

- EDEB ile/ve ÂDAB

( Elif, Dal, Be. Edebli olmak, eline, diline, beline sahip olmak anlamını taşır. İLE/VE Edeb'in çoğulu. )
( Âdap eksikliği, öze dair bilginin eksikliğindendir. )
( EDEB YÂ HÛ)

- EDEB ve/=/<> TEVHİD

-@ EDEB ve/=/<> İRFAN

- EDEB ve ADÂLET

( Yerli-yerince hareket etmek. VE Yerli-yerinde olmak. )

- EDEB ile/ve EMNİYET

- EDEB ile/ve KORKU

- EDEB ile/ve ERKÂN

( Muktezâ-yı hal üzere söylemek ve eylemek. İLE/VE ... )

- EDEB ve EDEBİYAT
( Söylemesini bilmeyen eylemesini bilemez. )

- EMİR ile/ve EDEB
( Emir edebten üstündür. )

- NEZÂKET ile/ve EDEB

- MELÂMET ile KALENDERÎLİK

( Yetro ekolü. İLE ... )

- MELÂMET ile MEL'ANET[Ar. < LÂ'N]

- TEBLİĞ ile/ve EMİR

- AMİR ile/ve MEMUR

- DERECE ile/ve DEREKE

- AZİZ ile YÜCE

- "İBLİS" ile/ve "ŞEYTAN"

( Hz. Âdem'den önce. İLE/VE Hz. Âdem'den sonra. )

- MELEK ile ŞEYTAN(İBLİS[Ar.]/HANNÂN)
( Gökten inen/gelen. [Akadca'dan] İLE ... )
( Semavi dinlerin içinde yer alan Melek sözcüğü, Amoriler'de Milkom ve Sur Kenti'nin tanrısı olarak Melk-Kart(Kentin Kralı), Süryaniler'de ve İbraniler'de Molek ya da Moleke, Araplar'da Melek'tir. )
( [Ar.] MELEK ile AZÂZİL[Şeytanın melekler arasında yaşadığı ve henüz Hz. Âdem'e secde etme emrini alıp da isyan etmediği zamanki adı.] )
( [Fars.] FİRİŞTE/FERİŞTE(H) ile ... )

- BAŞ MELEK ile/ve CEBRAİL
( ... İLE/VE Meleklerin birliği. )
( ... İLE/VE Cebrail, anlayış ve ilimdir. )

-@@ CEBRAİL ile/ve MİKAİL ile/ve İSRAFİL ile/ve AZRAİL
( Cebrailin görevi haber vermektir, yani ağız. İLE/VE
Mikail'in görevi, Doğu'dan Batı'ya tüm sesleri işitmekmiş, Kulak. İLE/VE
İsrafil'in öttürdüğü surlardan biri, insanları öldürecek, öbürüyse diriltecekmiş, değil mi? Burnumuzdan aldığımız solukla biz de diriliyoruz, kanımızdaki canlılar da. Kapa bakalım birisinin burnunu, ölüyor mu, ölmüyor mu? Burun da, her soluk alış-verişte iki sur öttürüyor. İLE/VE
Azrail gözdür. İnsan ölürken, önce gözleri solar. )
@( ... İLE/VE Sevgi. | Cazibe. | Vahdetin gölgesi. İLE/VE ... İLE/VE ... )
@( NOUS ile/ve ... ile/ve ... ile/ve ... )
( KERRÛBİYYÛN: Dört büyük melek. )

- ARZÎ(/FERŞÎ) MELEK(E) ile SEMÂVÎ(/ULVÎ) MELEK(E)
( Bedensel güç. İLE Zihinsel güç. )

- İNSAN ile/ve MELEK
( İbâdet eder. İLE/VE İtaat eder. )

- TERBİYE ile TELBİYE

- ALIŞKANLIK/ÂDET ile GEREKLİLİK

- ÂDET ile İBÂDET

( Fark, Niyet ve İdrak'te. )
( İhanetle ibâdet birarada olmaz. )

- İBÂDET ile/ve HÜRMET

-@@ İBÂDET ve CÖMERTLİK

( İBÂDETLE, BULANLAR BULDU HAKK'I
İBÂDETSİZ, KİMİN VAR HAKK'TA HAK'I )

- İNSANIN İBÂDETİ ile/ve ÖTEKİ TÜM VAROLANLARIN İBÂDETİ
( Bilmek. İLE/VE İşlevsellikleri. )
( İnsanın ibâdeti ârif olmaktır. )

- HÜRMET ve HADD

- MUHABBET VE SAYGILI OLMAMAK/HÜRMETSİZLİK ile/yerine MUHABBET VE SAYGI/HÜRMET

( Önceki halden daha kötü duruma getirir. İLE/YERİNE Muhabbetsiz saygı bir yere ulaştırmaz fakat kişiyi bozmaz. )

- HÜRMET ETMEK ile/ve HİZMET ETMEK

- HİZMET ve HİKMET

- HİZMET ve EDEB

-@ ZARARSIZ OLMAK ile/ve/değil/yerine/<> HİZMET ETMEK

-@@ ŞUUR ile/ve HÜRMET

( Kur'an'î akıl ile furkanî aklın birliği. İLE/VE ... )

- İBÂDET ile/ve RIZA

- RIZA ve ZİYÂDELİK

- İBÂDET ile/ve TAPINMA

- 3 ŞEY TATİL EDİLMEZ:
* AKIL
* İLİM
* İBÂDET

- HAD ile HADD

( Sınır. İLE Küllî varlığın müşâhedesine erdiren bir yol. )

- HAD ile/ve TERK

- HADDİNİ BİLMEK ile/ve HAKKINI BİLMEK

- BEREKET ile/ve NİSAN BEREKETİ

- BEREKET ile/ve RAHMET

- BEREKET ile/ve HAYIR

- BEREKET ile/ve SIR

- RAHMET ve DESTEK

- HELÂL ile/ve HARAM

( Helâl damlar, haram akar. )

- HELÂL ile/ve HELÂL

- HELÂL ile TAYYİP

- HELÂL ve/= RIZÂ

- HELÂL ile CAİZ

- HARAM ile MEKRUH

- HARAM ile HARAM

- HARAM ve HADD

( Haram nedir?
Kendi nefsine revâ görmediğini başkasına yapmaktır. )
( Bir kiloluk demirden havayı çekseler, bir tondan ağır gelir. )

- HARAM ile/ve HARAMA YAKIN MEKRUH

- MEKRUH ile/ve HARAMA YAKIN MEKRUH

- HARAM Lİ AYNİHÎ ile/ve HARAM Lİ GAYRIHÎ

- HÂR ile GÜLİZAR

- PAHA ile BAHA

- KISAS ile DİYET

- BASİT ile/ve/değil/yerine ÖZET

- ATEŞ ile/ve TOPRAK

( ... ile/ve Hazinet-ül esma. )

- ATEŞ ile/değil ÂTAŞ[Ar.]
( ... İLE/DEĞİL Susuzluk. )

- KORKU ile HAVF ile İTTİKÂ
( ... İLE Sevdiğini gücendirme korkusu. İLE Sakınma, Allah'dan korkma. )

- KORKU ile/ve ÇEKİNME
( Korkunun bir bölümü, Allah'ın mahluklarına bir zarar düşünmediğimiz zaman gider. )

- KORKU(HAVF) ile HAŞYET(ALLAH'TAN KORKMA) ile HEYBET
( Korku peşimizi bırakmaz. Tüm çalışıp çabalamamız, ölüm korkusundan. Halbuki, korku gitmeyince Allah dostu olamayız. )
( Korkunun bir bölümü, Allah'ın "Rezzâk-ı Âlem" olduğunu anlayınca gider. )
( İhanet bitsin, kanundan da, hemcinsinden de, Allah'tan da korkmazsın. )

- KORKU ile/ve İMAN

- HAVF ile/ve HAŞYET

( Bilmediğinden korkmak. İLE/VE Bildiğinden korkmak. )
( Gayb olan Allah'tan "korkmak". İLE/VE Hâzır olan Allah'tan "korkmak". )

- HAVF ile/ve/|| ÜMİT

- HAVF: AVAM'IN ile HAVAS'IN ile AHAS'IN

( Yaptığı hatalardan alacağı cezayı düşünmekten. İLE Makamından inmek, hakka yakınlık makamından uzaklaşma korkusu. İLE Nefsin edebinin yüksekliğinden. )
( Vuslat yoktur. İLE Vuslat vardır. )

- MÜNÂDÎ ile DELLÂL

- ZULMÂNÎ PERDELER ile NÛRÂNÎ PERDELER('İ)

- ZENB - YANLIŞ(HATÂ)

- ZENB - SEİYYE

- YAKIN ile YAKÎN

( Yakın: mesafeyle ilgilidir(Uzakta olmayan) İLE
Yakîn: Kesinlik, Eminlik. )

- İLM'EL YAKÎN ile AYN'EL YAKÎN ile HAKK'EL YAKÎN
( Okuyarak/duyarak eminlik. İLE Görerek eminlik. İLE Hakk'la, bizzat yaşayarak eminlik. )

- MURÂKEBE ile/ve MUKÂREBE
( Kontrol. İLE/VE (O) Kontrol sayesinde Allah'a yaklaşmak. )
( Biri öbüründen önce ya da ayrı değildir. Birlikte, beraberdir. )
( Allah'a yakın olanlar sürekli kontrol halindedir. Sürekli kontrol halinde olanlar da Allah'a yakın olanlardır. )

- "GARİBİM" ile/değil KARÎBİM

- FİKR-İ ÂNÎ ile SÜRAT-İ İNTİKAL

( Tefekkür. İLE İlham. [Gayret+Yetenek] )

- DÜŞÜNCE ile/ve İNANÇ

- İNANÇ ile/ve İMÂN

- İMÂN ile/ve DİN

( Din mülkle, mülk orduyla, ordu malla, mal ülkenin imarıyla, ülkenin imarı, yönetilenlere adâletle sağlanır. )
( Din: Fıtratını bozmamak üzere konulmuş düzen. )

- İSLÂM ile/ve İMÂN

-@ İSLÂM ile HRİSTİYANLAŞTIRILMIŞ İSLÂM

- MECCAL ile İMÂN

- İMÂN ile/ve HAYÂ

- HAYÂ ile/ve VERA'

( ... İLE/VE Haramdan kaçınma. )

- İMÂN ile/ve YAKÎN
( Duyarak eminlik. İLE/VE Görerek eminlik. )
( 4 parmak. [Göz ile kulak arasındaki.] )

- MUVAFFAK ile/ve YAKÎN

- MUVAFFAKİYET ile/ve MUZAFFER

- KABUL ve TAHSİN

- DİNDE YER ALAN ile/değil DİNDE DE YERALAN

- DİN ile TEK TANRILI DİN

- VAHİY DİNLERİ ile/ve EVRENSEL DİNLER

- DİN ile/ve HAYAT

- DİN ile GELENEK

- DİN ile SİYASET

- DİN ile/ve ŞERİAT

- DİN ile/ve KÜLTÜR

- DİN ile/ve KÜLTÜREL DEĞER(LER)

- DİN ile/ve KURUMSAL DİN

- KURUMSAL DİN ile/ve BİREYSEL DİN

- DİN ile/ve DİNİN İLKELEŞMESİ

- DİN ile/ve TERCİH (ETMEK)

- DİNE SAHİP OLMAK değil/yerine DİNİ/Nİ İZLEMEK

- TİYATRO ile/ve DİN

- KİN yerine DİN

( Kin ile Din aynı kalpte olmaz! )

- 5. DİN
4. AHLÂK
3. SAN'AT
2. FELSEFE
1. İLİM

( Piramid şeklinde düşünerek! )

- KÜLTÜR ile/ve TERBİYE

- ŞERİAT ile/ve HİKMET-İ TEŞRÎ

- ŞERİAT ile/ve DEMİR

- DEMİR ile/ve ATEŞ

- İTİKAT ile İNANÇ

- İTİMAT ve İTİKAT

- İNANÇ ile TAKVA

- TAKVÂ[Ar. < VİKAYE] ile VERA'[Ar.]

( Dinin yasak ettiği şeylerden kaçınma. Günahlara direnç kazanmak. İLE Haramdan kaçınma. )

- TAVAF ile VEDÂ TAVÂFI

- TÂDÂT ETMEK ile BENİMSEMEK

- HAZAR(GÜVENLİK) ile HAZER(SAKINMA)

- HAZAR ETMEK ile ÇEKİNMEK

- GÜVENİLMEZLER: KIŞ GÜNEŞİNE ile/ve SULTANLARIN GÜLMESİNE ile/ve BAZI HANIMLARIN ZÂHİDLİĞİNE

( ŞEMS-İ ŞİTÂ ile/ve DAHK-I HÜMÂ ile/ve ZÜHD Ü NÎSÂ )

-@@ İMANDA EKSİKLİK ile İNTİKAL VE İRFANDA EKSİKLİK
@( İddiamız yok, eksiğimiz çok! )

- KİRLENME ile KARARMA

- KASÂVET ile/ve AZAP

- HUZUR ve AZAP

( Huzur, el-pençe divân durmak değil, azaptır. )

- ZÂT ile/ve HUZUR
( Simge, zâtı/sizi gösterir/işaret eder. )

- MÜSPET ile MENFÎ
( Olumlu. İLE Olumsuz. )

- İLLET ile MALÛL
( Sebep. İLE Sonuç. )

- KERÂMET ile MÂRİFET

- EŞREFİYYET ile/ve EFTÂLİYYET

- MUCİZE ile KERÂMET ile MAÛNET(Allah'ın yardımı/inâyeti.) ile İSTİDRÂC

( Peygamberlerde. İLE Velilerde. İLE Mü'minlerde. İLE Kâfirlerde. )

- MUCİZE yerine KALB-İ SELÎM

- KERÂMET ile/ve KERÂHET

( Kerâmetin ilk tecellisi kerâmet de, tekrarı kerâhet. )
( Kerâmet, yapılır da terk edilirse kerâmettir, terk edilmezse kerâhettir. )
( Maneviyat yolunda yürüyenlerin yoluna kerâmet de çıkabilir. Orayı geçerse kerâmet de, orada kalırsa kerâhet. )
( Kerâmet görme ya da gösterme çabası bir tür küfürdür. )
( Kerâmeti beğenip orada kalanlar küfür ehlidir. )
( Kerameti gösterenlerin çoğunluğu, oraya saplanıp kalırlar. İnsan böyle olacaksa bu yola hiç girmesin daha iyi. )
( Kerâmetin kime yararı var ki? Kimin kudretini kime gösteriyorsun? Kerâmet gösterenler, daha bu yolun büyüklüğünü idrak edememiş olanlardır. Kerâmet çocuk oyuncağıdır. İnsan büyüdükten sonra, çocuk oyuncağıyla uğraşır mı? )

- MUCİZE değil/yerine KALB-İ SELÎM

- KAHIR ile/ve LÜTÛF

- MÜKÂFÂT ile MÜCÂZÂT

- MEÇHUL ile/ve MALÛM

- KARÎNE ile DELİL

- ÖYKÜ ile KISSA

- KISSA ile MENKIBE

- HABER/İHBAR ile İNŞÂ

- İNŞÂ ile İCRÂ

- İLHAM ile İĞVÂ

- İLHAM ile VAHİY

- VAHİY ile/ve "KUTSAL" METİN

- İLHÂMAT ile VESVESE

- VESVESE ile EVHAM

- KÂNUN ile KURAL

- FETVÂ ile YARGI

- TENBİH ile/ve İKAZ

- SEMÂ ile SEMİ

-@ SEMÂ ile/ve FEZÂ

- BERABERLİK ile HAŞR OLMAK

- KEŞİF(/KAŞİF) ile İCAT(/MUCİT)

- KEŞİF ile/ve RİYÂZÂT(UYGULAMA)

( Mistisizm (İşrâkîlik). İLE/VE Tasavvuf. )

- ŞİKÂYÂT ile/değil HİKÂYÂT
( Bizimki şikâyât değil, hikâyât. )

- FAKR ile FAHR
( Yokluk, yoksunluk. İLE Övünç. )

- ARAP ile ÂRÂP
( Irkı tanımlama. İLE "...-cı" olma(savunma, koruma, kayırma) )

- ARAPÇA ve FARSÇA ve TÜRKÇE

- İRTİCA ile İRTİCÂ

( Hak ve hakîkata, doğruya, ilme, irfâna, insanlığa dönmek. Rücûdan; geri dönücülük, eskiyi istemek. Yoldan çıkmışın yola girmesi, dönmesi. İLE Umma, ümit etmek. )

- İRTİCÂ ile İLTİCA
( Hak ve hakîkata, doğruya, ilme, irfâna, insanlığa dönmek. Rücûdan; geri dönücülük, eskiyi istemek. Yoldan çıkmışın yola girmesi, dönmesi. İLE Sığınma. )

- SEVAP ile/ve GÜNAH/VEBÂL
( Hayıra uygun olan. İLE/VE ... )
( Sevabın anlamı, anlayıp öğrenmektir. )
( En güzel sevap, anlamaktır. )
( Günahlarımız aklımıza yazılı, vicdanımıza kazılıdır. )
( SA'BE: İsabet. )
( Kişinin en kolay işlediği günah, en büyük günahıdır. )
( Sevap sözcüğüyle, elbise anlamına gelen "Sevb" sözcüğü aynı köktendir. Sevap, "manevi elbise" demektir. )
( Sevabın amacı, bilgi, ilim ve aşktır. )
( Sevap, yapılan şeyin anlamını anlamak, bir işi bilerek yapmaktır. )
( En güzel sevap, anlamaktır. )

- SEVAP ile/değil SAVAB

- SEVAP ile/ve ECİR

- ECR-İ AZÎM ile/ve ECR-İ KERÎM

( Düşünebileceğinin ötesinde verilen. İLE/VE Hiç düşün(e)mediğinin verilmesi. )

- SORUMLULUK ile SEVAP OLARAK (YAPMAK)

- HÜSUL ile/ve KUBUH

- KÜÇÜK CEDEL ile/ve BÜYÜK CEDEL

-@@ GÜNAH ile KEBÂİR

( Günah. İLE Büyük Günahlar. )
@( Kişinin en kolay ve sürekli yaptığı hata/yanlış, en büyük günahıdır. )

-@ GÜNAHI İŞLEMEK ile GÜNAH SAVUNMAK

- GÜNAH ile GİZLİ ŞİRK

- CEHALET ile/ve ŞİRK

- GÜNAH ile ZELLE

( Cüzzî irade ile. İLE Küllî irade ile. )

- SİYÂK ile SİBÂK

- KÜFÜR ile ŞİRK

( Allah'ı tanımamak. İLE
Allah'ın yerine (birşey/kavram) koymak. )
( Gaflet. | Örtmek. [Kâfir: Çiftçi.] | Siyahlık, karalık. İLE Bile bile inkâr. "Ben de varım!" )
( Küfür, bilmek, anlamak istediğimiz şeyle bizim aramızda olan perdelerdir. )

- KÜFÜR ile GİZ/SIR

- ŞİRK ile ŞİRKTEN SONRAKİ GÜNAHLAR

- ŞİRK ile/ve ZINDIKLIK

( Herşeyi birbirinden ayrı tutmak ve toplamamak. İLE/VE
Herşeyi toplayıp birbirinden ayırmamak. )

- ŞİRK/ZINDIKLIK ile/ve/değil/yerine TEVHİD
( Herşeyi hem birbirinden ayrı, hem de birbirinin aynısı görmek. )

- YALAN ile/ve/= ŞİRK

- MÜTEVAZILIK değil TEVAZÛ

-@@ HASET ve KİBİR

( Haset kibirin çocuğudur. )
@( Kibirlinin/mağrurun düşmanı Allah'tır! )

- FİTNE ve KİBİR

- FİTNE ile/ve CEHALET

- FİTNE ile/ve TEŞVİŞ

- KÜFÜR ile AÇIK AÇIK SÖYLENEMEYENLER(EUPHEMISM)

- KÜFÜR ile ZULÜM

- KİBİR ile KÜFÜR

- KİBİRLİ EDÂ ile KÜFÜR

- ÖVÜNÇ ile KÜFÜR

- ÖZGÜVEN ile KİBİR

( SELF CONFIDENCE with ARROGANCE )

- KÂFİR ile GAFİL

- ZEM ile KÜFRÂN

- BÜHTAN ile SÛ-İ ZANN

( Zan bir kafese benzer, biz de bülbüle. O zan kafesi, bizi gül dalına kondurtmaz. )

- SÛ-İ ZANN ile BUĞZ
( Zan gitmedikçe korkudan kurtulamayız. )
( Zan, düşmanımız, azrailimizdir. )

- SÛ-İ ZANN ile/değil/yerine HÜSN Ü ZANN
( Zan gitmeden insan âşık olamaz. )

- HİCV ile İSTİHZÂ

- İSTİHZA' yerine İSTİ'FÂF(<İFFET)

- NİSYAN ile GAFLET

- GAFLET ile/ve UYUŞUKLUK

- GAFLET ile/ve SEYYİAT

- ŞİRK ile GAFLET

- RİYÂ ile ŞİRK

( NAMAZDA RİYÂ OLURSA HİÇ OLURSUN
YEMEKTE RİYÂ OLURSA AÇ KALIRSIN )

- RİYÂ ile UCB

- TAKİYYE ile RİYÂ

- RİYÂ ile NİFÂK

- ŞİZOFREN/İ ile MÜNÂFIK/LIK[< NİFÂK]

( Beynin kimyasının bozukluğu. İLE Kalbin kimyasının bozukluğu. )

- ŞİRK ile ÖRTÜLÜ/GİZLİ ŞİRK

- PUT ile ONGUN/TOTEM

( Gözle görünen, gözle görüldüğü kadarıyla yetinerek tapınma. İLE ... )

- MAHABBET ile ŞİRK

- KAZÂ ile GAZÂ

- MUSÎBET ile/değil BELÂ

( Nefsinden gelen. İLE Hakk'tan gelen. )
( Belâ efendi arar. )
( Musibetin nereden geldiğini bilmemek en büyük musibettir. )

- CİRİM ile CÜRÜM
( Oylum[hacim]. İLE Suç. )

- CİSİM ile CİRİM

-@ KEREM ve/<> İNFAK

- İKRAM ile/ve İNFÂK

- İKRAM ile/ve İHSAN

- İKRAM ile/ve İNAM

- İKRAM ile/ve KABAHAT

- GIYBET(ÇEKİŞTİRME, DEDİKODU) ile/ve ZİNÂ

( Gıybet dili yakar. )

- GIYBET: KİBİRDEN ile KİNDEN
( Şirk'e kadar bile gidebilir. İLE Kini olanın dini olmaz. )

- DEDİKODU ile SÖZ/LAF TAŞIMA

- DEDİKODU ile/ve/= CEHALET

- MÜ'MİN GIYBETİ ile/ve KÂFİR'İN GIYBETİ ile/ve MÜNÂFIK'IN GIYBETİ

( Yapar ve yaptığını kabul eder. İLE/VE Yapar ve yaptığını inkâr eder. İLE/VE Yapar fakat yaptığının gıybet olmadığına inandırmaya çalışır. )

- ZİNÂ ile CİMÂ'

- CELÂL ile GADAP

- CÂHİL ile CESUR

( Davranışlarını kontrol edemeyen. İLE
Davranışının sonunu hesap edemeyen. )

- ZÂLİM ile/ve CÂHİL

- ÂLİM ile/ve CÂHİL

( Allah'ın rızasına/râzı olduğu doğru hisse sahip olan. İLE/VE
Allahîn rızasından/râzı olduğu doğru histen mahrum olan. )

- MÜNKİR ile/ve NEKİR (MELEKLERİ)
( İnkâr eden. İLE/VE Örtülmüş olan. )
( Olumsuz. İLE/VE Olumlu. )
( İnkârcı. İLE/VE İnsanı iyiliğe yönelten. )

- MÜNÂFIKLIK ile/ve FİSK-Ü FÜCÛR

- VÜCÛD-U MEVHÛBE ile/ve VÜCÛD-U MÜKTESEBE

( Kişinin hiçbir katılımı olmaksızın, Allah tarafından kişiye bahşedilmiş olan kesif gövde. İLE/VE
Kişinin yaşantısı boyunca kendi çabalarıyla meydana getirdiği latif bir ahiret varlığı. )
( Dağların, taşların dayanamadığı zatî tecelliye dayanabilen tek yapı gövdedir. )

- NEFHÂ-YI RAHMAN ile/ve NEFHÂ-YI RAHÎM
( Oksijen. İLE/VE ... )
( Bu iki nefhanın birleşmesi Bismillahirrahmanirrahim'dir. )

- ANKÂ KUŞU ile/ve KAF DAĞI

- BÂTIL ile HURÂFE/SANAKA

- BİD'AT ile HURÂFE

- TAKVÂ ile HURÂFE

- ES-SURET'UL-HÂSILA ile HUSÛL'ÜS-SURET

( Bilgi(Sonuç). İLE Bilme(Neden). )

- İLM-İ HEYET ile İLM-İ FELEK

- MİLLET ile/ve ÜMMET ile/ve MEZHEB

( Bir dine bağlı/tâbi olmak. İLE/VE Bir peygambere bağlı/tâbi olmak. İLE/VE Bir imama bağlı/tâbi olmak. )

- MEŞREB ile MEZHEB

- MEZHEB ile TARİKAT

- DÖRT MEZHEB(MEZÂHİB-İ ERBAA)

* HANEFİYYE: Hz. İmâm-ı A'zâm Ebû Hanife (r.a.)
* ŞÂFİİYYE: Hz. İmâm-ı Şafiî (r.a.)
* HANBELİYYE: Hz. İmâm-ı Ahmed b. Hanbelî (r.a.)
* MÂLİKİYYE: Hz. İmam Muhammed Mâlikî (r.a.)

- DÖRT BÜYÜK KUTUB(AKTÂB-I ERBAA)
* Hz. Pîr Sultân Abdülkâdir-i Geylânî - Bağdat
* Hz. Pîr Seyyid Ahmed er-Rifâî - Irak-Benû Şeybe
* Hz. Pîr Seyyid Ahmet el-Bedevî - Mısır-Tanta
* Hz. Pîr Seyyid İbrahim-i Düsûkî - Mısır-Düsuk

- MİLLİYYÛN: EHL-İ KİTAP

- KUTUB ile/ve EBRÂR[< BERR ar.]

( ... İLE/VE Hayır sahipleri, iyiler, dindarlar. |
Kutub'dan sonra veliler arasında 300 ahyâr, 40 abdal, 7 ebrâr, 4 nakîb vardır. )
( Bu dönen dünyanın üzerinde dönmeden durmak. )

- İBÂDET ile/ve TAAT ile/ve İTAAT
( [Sansk.] PUJA ile/ve ... ile/ve ... )

- İTAAT ile/ve/değil/<> DÜZEN

-@ İNSİCAM ve İNTİZAM

- İSTİĞFAR ve İBÂDET

- İBÂDETTEN ÖNCEKİ TÖVBE/İSTİĞFAR ile İBÂDETTEN SONRAKİ TÖVBE/İSTİĞFAR

- İSTİĞFAR ile/ve SEYİD'ÜL İSTİĞFAR(TÖVBENİN EFENDİSİ)

-@ AF ile/ve İSTİĞFAR

( Cezası saklı olarak, ceza almama. İLE/VE Tüm yanlış/ceza kayıtlarının silinmesi. )

- PİŞMANLIK ile/ve İSTİĞFAR

- PİŞMANLIK ile/ve TÖVBE

( Pişmanlık tövbedir. )
( Tövbede niyet, pişmanlıktır. )
( PİŞMAN < PEŞÎMÂN )

- TÖVBE ile/ve İSTİĞFAR

- TÖVBE ile/ve İNÂBET

( Dışlaşmış olan pisliklerden temizlenmek. İLE/VE Bâtınî, kimsenin hissetmediği günahlardan temizlenmek. )
( Şeriatte. İLE/VE Tarikatte. )

- NEDÂMET ile LEVM

-@ ABDEST ve TERBİYE

- ABDEST ile TEYEMMÜM

( İMAM-I ZEYNEL ÂBİDİN namaz kılacağım heyecanıyla abdest alırken bayılırmış. )

- GÖVDENİN/TEN'İN ABDESTİ ile/ve AKIL'IN/VİCDANIN ABDESTİ ile/ve NEFS'İN ABDESTİ
( Su ile. İLE/VE Gözyaşı ile. İLE/VE Kelâm/sohbet ile. )

- GÖVDE'NİN: ABDESTİ ile/ve KULLUĞU
( Su ile. İLE/VE İşlevi ile. )

- GÖNÜL'ÜN: ABDESTİ ile/ve KULLUĞU
( Gözyaşı ile. İLE/VE Zikir ile. )

- AKLIN: ABDESTİ ile/ve KULLUĞU
( Sohbet ile. İLE/VE Düşünce ile. )

- TEYEMMÜM ile TEYEMMÜN

- GARGARA/MAZMAZA[Ar.]

- SU ile DURGUN SU

( Durgun su ile abdest alınmaz. )

- SU ile/ve ZEMZEM
( ... İLE/VE Kâbe yakınında bulunan kuyunun suyu. )
( ZEVRAK: Zemzem konulan kap. )
( Bir gram suyun buharlaşması, 273 kalorilik ısıyı yok eder. )

-@ SU ile KULLANILMIŞ SU
( ... ile MÂYİ'-İ MÜSTA'MEL )

- KEVSER

- NAMAZDA OKUNAN BESMELE ile NAMAZ DIŞINDA OKUNAN BESMELE

( Sessiz. İLE Sesli/sessiz. )

- NAMAZDAN ÖNCE ESTAĞFİRULLAH ile/ve NAMAZDAN SONRA OKUNAN

- "DESTUR" ile/ve "ESTAĞFİRULLÂH"

- NAMAZIN RUKÜNLERİ, USÛLÜ, ÂDÂBI(ERKÂN-I SALÂT)

- NAMAZ'DA: SÜNNET ile/ve FARZ

( Camide ya da bir topluluk arasında yanyana kılınan farzların sonrasında kılınacak olan sünnetlerde dağılınır. Bunun anlamlarından ve amaçlarından biri de, birlik ve bütünlükten, biraradalıktan oluşacak ve açığa çıkacak olan bereketin(/enerjinin/titreşimlerin) her noktaya yayılması ve yayılmış olan bereketten/titreşimlerden yararlanabilmektir. )

- NAMAZ ile/ve ŞÜKÜR

- NAMAZI EDÂ ETMEK ve ŞÜKRÜNÜ EDÂ ETMEK

- NAMAZ ile/ve DERS

( Kazası varsa bile. İLE/VE Kazası olmaz. )

- NAMAZ ile/ve HZ. ALİ NAMAZI

- NAMAZ ile/ve DÖN NAMAZI

-@ NAMAZ ile İKİNDİ NAMAZI

( ... İLE Kaza kılınmaz! )
( Güneş batarken ve tam tepedeyken de kılınmaz! )

- MUSALLÎ: Beş vakit namazını sürekli edâ eden.

- DERS ile/ve MÜTÂLAA
( Camide. İLE/VE Medresede. )

- HATA ile/ve/değil SEHİV
( ... İLE/VE/DEĞİL Unutma nedeniyle yapılan hata. Akla geldiğinde telâfisi de yapılmak üzere. )

- SEHİV SECDESİ GEREKTİRENLER:
( * FARZ'IN GECİKMESİ
* VACİB'İN GECİKMESİ
* VACİB'İN TERKİ )
( Secde, arzusuz, menfaatsiz, Allah rızası için sevmektir. )

-@@ SECDE/YÜKÜNÇ: KULLUK İÇİN ile/ve KULLUKTAN MAHRUM KALMAMAK İÇİN
( İlk secde. İLE/VE İkinci secde. )
( Secde, başı yere koymak demek değildir. Asıl secde, arzusuz, menfaatsiz, Allah rızası için sevgidir. )
@( Secdede bile İsm-i Nebî hali vardır.
)

- SECDE ve/<> MİRAC
( NÜZÛL/İNZAL ve/<> URÛC )

- VAKİT NAMAZI ile TATAVVÛ
( Farz. İLE Sünnet ve teravih namazları. )

- NAMAZ ile GECE NAMAZI(VİTR)

- NAMAZ ile/ve DUHÂ NAMAZI

- NAMAZ ile/ve İŞRAK NAMAZI

( ... İLE/VE Gün doğumundan yaklaşık 40 dakika sonra kılınan bir "nafile" namaz. )

- NAMAZ ve ORUÇ
( RÛZE )

- NAMAZI "KIL! KIL! KIL!" DEYİP "KIL ETMEK" yerine NAMAZIN ZEVKİNİ VERMEK/ANLATMAK

- SABIR ile/ve NAMAZ

- VAKİT ile/ve AKİT

- VAKİT ile/ve NAKİT

- KONUŞMA ile HUTBE

- VAAZ ile/ve HUTBE

- KOKU ile/ve HİS

- 11 HİS
HAVÂSS-I HAMSE(ZÂHİRE)

* GÖRMEK
* DUYMAK
* KOKLAMAK
* TATMAK
* DOKUNMAK
HAVÂSS-I BATINA
* KUVVE-İ HAFIZA
* KUVVE-İ MÜTEFERRİKE
* KUVVE-İ MÜTEZEKKİRE
* KUVVE-İ MÜTEHAYYİLE
* KUVVE-İ VÂHİME
* HİSS-İ MÜŞTEREKE

- RÜ'YA ÇEŞİTLERİ:
* ALLAH'TAN
* MELEKLER VASITASIYLA
* ADHAS-I ALÂM(BİLİNÇALTI VS.)

- HALİL İBRAHİM SOFRASI ile ZEKERİYÂ SOFRASI

- RİYÂZÂT ile/ve ORUÇ

( [Ar.] ... ile/ve SIYÂM )
( [Fars.] ... ile/ve RÛZE )

- ORUÇ ile SAVM-I DÂVÛD

- ORUÇ ile/ve NAFİLE ORUÇ

( Bozulmaz. İLE/VE Bozulabilir. )

- ORUÇ ile/ve EZBER BOZMAK

- DEMLENME ile "TATLANMA"

- AĞLAMAK ile/ve AĞLAYAMADIĞIN İÇİN AĞLAMAK

- GÖZYAŞININ: DIŞA AKMASI ile/ve İÇE AKMASI

- ÜÇ AĞLAMA ŞEKLİ/NEDENİ

* KORKU -
* MUHABBET - BÜKÂ'ALİLLLAH
* HAYRET VE AŞK - BÜKÂ'ALLAH

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK ile/değil/yerine MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

- GÖĞÜS ile/ve BAŞ

- MEKKE ile/ve MEDÎNE

- MEVLİD ile MİRÂCİYE

-@ BERAAT ile/ve/değil BERAT

- KANDİL ve MÂHYA

( ... VE Ramazan ayında birden çok minaresi olan camilerin minareleri arasına gerilen iplere kandil ya da ampullerle yazılan yazılar, resimler. )

- İLÂHİ[sansk. BHAJAN] ile ŞUUL(ŞUĞL)
( Sözleri Türkçe olan ilâhi. İLE Sözleri Arapça olan ilâhi. )

- İLÂHİ ile/ve NEFES

- İLÂHİ ile/ve NUTUK

( ... İLE Konusu sınırlıdır. Bektâşilik'te görülür. )
( ... İLE Tarikata yeni giren dervişlere yol göstermek ve tarikat âdâbını öğretmek için tasavvuf ulularınca söylenen şiir. )

- İLÂHİ ile USUL-İ İLÂHİ
( ... İLE Devran öncesi okunan ilâhi. )

- DÎVÂN ŞİİRİ ile/ve HALK ŞİİRİ ile/ve TEKKE ŞİİRİ

- KELÂMİ TEKKESİ

- TEKKE GÜNLÜĞÜ

- TEKKE ile/ve ÂS(İ)TÂNE

- TEKKE ile/ve HÂNKÂH[Ar.]

( ... İLE/VE Tekkenin büyüğü. )

- MEDRESE ile/ve TEKKE

- MEDRESE ve TEKKE(TAKİYE) ve ZÂVİYE ve DERGÂH

( İlim. VE Simgesel anlatım. VE Açı. VE Sohbet, insan sevgisi. )

- TEKKE ve ÇORBA
( Tekkeyi bekleyen çorbayı (da) içer! )

- BEKLEMEK ve/= TERBİYE

- 3 SÜTUN ve 4. SÜTUNUN YERİ

( Hikmet, Güç, Estetik. VE Kişi. )

- MECAZ ile/ve YALAN
( İBN ÂRÂBÎ )

- MİMAR ve TERİM ve KURUM ve TEKKE/TARİKAT

- SALÂTÎN(SULTAN) CAMİLERİ
* FATİH CAMİİ: MEKKE'Yİ
* SÜMBÜL EFENDİ CAMİİ: KERBELÂ'YI
* EYÜP SULTAN CAMİİ: MEDİNE'Yİ
( İŞARET EDER )

- MEDİNE ile/ve/< YESRİB

- MEDİNE ve TİLLO

( Aydınlar Şehri. VE Siirt'te bulunan bu ilçe için de "Aydınlar Şehri" tnaımı geçmektedir. )

- MAKSÛRE ile MAHFİL
( Camilerde etrafı parmaklıklı yüksek yer. İLE Biraz daha yüksek ise mahfil denilir. )

- MAKSÛRE ile/ve ZÜ'VÂR(ZİYARETÇİ) MAKSÜRESİ

- İBÂDET YERLERİ'NDE: CAMİ ile/ve CEMEVİ ile/ve KİLİSE(<EKLESIA | DEYR[Fars.] ) ile/ve HAVRA/SİNAGOG ile/ve BURKAN EVİ/PAGODA, VİHARA ile/ve ŞRAYN/SHRINE ile/ve (DOĞA) ile/ve FU YUN-SE

( İslâm'da. İLE/VE Alevilik'te. İLE/VE Hristiyanlık'ta. İLE/VE Yahudilik'te. İLE/VE Burkancılık'ta/Budizm'de. İLE/VE Şintoculuk'ta. [Buda heykeli bulunmaz] İLE/VE Şamanlık'ta. İLE/VE Şamanlık'ta.[Çinlilerin verdiği addır.] )
( HOCA/DRUİT/MAKA[Tatarca] ile/ve DEDE ile/ve PAPAZ ile/ve HAHAM ile/ve GURU, LAMA ile/ve ... ile/ve KAM )

- TOYİN: Mani rahibi.

- CAMİ GÖRÜNTÜLERİ

- CAMİ:
CEBRAİL( CEBREDEN AKIL, ZORUNLULUĞUN AKLI/BİLİNCİ/ŞUURU )
AZRAİL( CAN ALIP/VEREN [GÖZ] )
MİKAİL( NİMETLERİ TOPLAYAN, DAĞITAN [KULAK] )
İSRAFİL( RUHLARI ÜFLEYEN, RUHLANDIRAN )
( 4 ELEMENT/UNSUR/MELEKE )
( HAMALE-İ ARŞ: 4 MELEK )

- TOZ ile/ve VAKIF/CAMİ TOZU

- HAYDÂRÎ ile/ve DESTEGÜL

- FERÂCE ile TENNÛRE

( =KİSÂ=HIRKA=ABÂ=HULLE=BÜRDE=FERACÂ ile =KAMÎS=GÖMLEK=ENTÂRİ )

- TAKKE ile KİPPA
( İslâm'da. İLE Yahudi takkesi. )

- SARIK: Kefeni simgeler.
( İmamların/mürşitlerin başlarındaki sarıklar, fesin etrafına dolandırılan kefendir. Kişi, yaşama anlam vermeyi, yaşamındaki olanaklar ya da değerler üzerinden değil ancak ve özellikle ölümü düşünerek anlamlandırabilir. Dolayısıyla yaşamın önemini ve ciddiyetini "ben ölümle hesaplaşmamı her zaman yaparım/yapabilirim!" bilgisini sunan bu sarıkla/kefenle yaymaktadır/paylaşmaktadır. Sarığın, özellikle camide ve özellikle imamın başında olması aynı zamanda cemaat için de geçerlidir. İmamın kıldığı namazdan cemaatin, cemaatin kıldığından da imamın sorumluluğu vardır. Bir bütündürler, birbirlerini tamamlarlar. Cemaate katılan her bir kişinin fiziksel olarak sarık takmasına gerek kalmadan imam bu görevi üstlenmiştir. Cemaat katılımcıları da sadece camide değil, günlük yaşamda da bu bilgi üzerine ölümle ilişkilerini bu simge ve anlam üzerinden gerektikçe ve zaman zaman sürdürmelidirler. )

- İHRAM ile/ve KEFEN
( Ölmeden önce ölmek! - MÛTÛ KABLE EN TE-MÛT )

- TÂC ile/ve KERREMNÂ TÂCI

- TÂC ile/ve HIRKA

- HIRKA ile/ve DALK

( ... İLE/VE Dervişlerin giydiği hırka. )

- ELBİSELER (LİBÂS)
Abâ:
Düşük kaliteli çuhadan ma'mûl giysi.
Hırka: Her nevi parça yamadan olan.
Kabâ: Kaftan, libâs, câme. | Derviş hırkası.
Kisâ: İnce yünden mâmul.
Bürde: Kumaştan mâmul giysi.
Biniş: Çuhâdan divan cübbesi.
Cübbe: Kolları kısa bedeni saran elbise.
Kisve: Arkaya giyilecek elbise.
Ridâ: Baş ve beden yukarısına örtünecek çâr ü şâl ve dervişlerin hırka ve âbâsı.
Peşmine: Yünden mâmul bir giysi.
Ferâce: Bedeni ve kolları geniş ve uzunluğu onun ile beraber.
Maşlâh: Kolları beden ile beraber.
Burnaz: Maşlâh gibi kolsuz ve başına iksâ olacak külâhı vardır.
Kepenek: Yünden mâmul en kaliteli giysi.
Murakkâ: Yama gibi hırkaların yakasına dikdikleri parça.
Hil'at: Padişah veya vezir tarafından giydirilen kaftan.

- KEMERLER
Meyân-beste:
Kemer bağlı hazır.
Bend: Bağ, yular.
Elfenemed: Keçe parçasıyla dostluk.
Şed: Kuvvetlendirmek, sıkı bağlanmak.
Kanberiyye: Örme ip gibi kaytan.
Tığ-i bend: Kılıç ve bıçak bağı.
Pâlhenk: İp, kayış, dizgin, kement.

- MES ile/ve KAMARÇİN
( Ayağa giyilen. İLE/VE Mes'in üzerine giyilen. )

- KEŞKÜL ile/ve CİLBENT ile/ve SOFRA
( Seyyah dervişlerin aletleridir. )
( Bknz. Tarikat Kıyafetlerinde Sembolizm - Ocak Yay. )

- HULLE[Ar.]: Belden aşağı ve belden yukarı olmak üzere iki parçadan oluşan astarlı giysi. | Cennet giysisi.
( Cennetteki hurilerin her birinin yetmiş kat hullesi olacak ve her biri yetmiş renkte görünecekmiş.)
( [Tasavvufta] Hulle, tarikata giriş sırasında örtünülen manevi giyecek anlamında kullanılmıştır. )

- ARAKIYE ile ARAKIYE/MEY
( Dervişlerin giydiği, tiftikten yapılmış ince külâh. İLE Küçük zurna. Doğu Anadolu'da kullanılır. )

- ASÂLAR
KAŞAĞ ile MU'ÎN/İTTİKÂ ile DESTECÛB ile ŞEŞBER ile MÜTTEKÂ ile ZERDESTE ile CEVGÂN

- TEBERLER
MÜTTEKÂ/NACAK ile NÎZE, HARBE ile BAYRAK/LİVÂ/SANCAK

- (BAZI) TEKKE MÛSİKÎSİ ÇEŞİTLERİ:

DURAK
ŞUUL
MERSİYE
NEFES
NA'T
TEVŞÎH
NEVBE
EVRÂD-I ŞERÎF(BESTELİ)
TEVHÎD(PERDELİ)
TEVHÎD(KUÛD)
USÛL
VEFÂ DEVRİ
BEDEVÎ TOPU
KABÎR TEVHÎDİ
MÜNÂCÂT
MIRÂCİYE
KASÎDE
TARDİYE
SALÂT-I ÜMMİYE
CUMHÛR TESBÎH
MEVLÎD

- GÖVDE ile/ve NEY

- NEY ÇALMAK değil NEY ÜFLEMEK

( Ney dışındaki sazlar için "çalmak" sözü kullanılır fakat Ney için durum tamamen farklıdır. Ney çalınmaz, üflenir. Ney, insanı/hali çalar. )

- TELLİ SAZLAR ile NEFESLİ SAZLAR ile VURMALI SAZLAR
( Ud-i Kadîm, Tanbur-i Servinân, Kopuz-u Rûmî, Rebab, Şeştar, Mugni, Ceng, Kânun. İLE
Zurna, Nefir, Ney, Irak Nâyı, Erganun, Mûsikar, Burgu. İLE
Kâse, Bardak, Davul, Def, Darbuka, Kös, Nakkare, Zil. )

- MÜESSİR ile MÜTEESSİR
( Etken. İLE Edilgen. )

- CELÂL ile/ve CEMÂL
( İnsanın yüzünde hem Celâl, hem Cemâl gizli. Suratı astın mı Celâl, güldün mü Cemâl... )

- CEMÂL ve KEMÂL
( Seyr eylenir. VE Tahsil edilir. )

- SIFÂT-I ZÂTİYE ile SIFÂT-I SÜBÛTİYE
( Sadece Allah'a mahsustur. İLE
*Asli, *Selbî. )

- SETR ile SEDR

- SETR (ETMEK) ile BERTARAF (ETMEK)

- NÂMİYE ile HASSASE ile MÜDRİKE

( Bedensel hayatiyetin bitkilerdeki görünüşü. İLE
Bedensel hayatiyetin hayvanlardaki şekli. İLE
Bedensel hayatiyetin insanlardaki tezahürü. [akıl] )

- EVİÇ ile HADİD

- NAKIŞ ile NAKIZ

- GÜDÜLENME(MOTİVASYON) <-> SABIR <-> GÜDÜLENME(MOTİVASYON)

- DEVRE-İ ARŞİYE ile DEVRE-İ FERŞİYE

- FECR-İ KÂZİB ile FECR-İ SÂDIK

- HÜNSÂ-Yİ RECÛLÎ ile HÜNSÂ-Yİ NİSÂÎ

HAT'TA
- ARAPÇA HAT KALEMİ ile İBRÂNİCE HAT KALEMİ

- RİKÂ ile/ve TÂLİK ile/ve SÜNÜS ile/ve NESİH

- GUBÂRÎ:
Hat sanatındaki çok küçük yazılar.

- CELÎ[Ar.]: Hat sanatında iri ve büyük yazı. | Kalın ve okunaklı her çeşit yazı.

- KALB: Hat sanatında, yazıyı bitişik yazmak. | Bir sözcükteki harflerin yerlerini değiştirmek, bir sözcükteki harflerin tamamını kullanarak değişik sözcükler yapmak.

- MİL'AKA: Hattatların kullandığı küçük kaşık.

- KÛFÎ(ÜMMÜ'L-HUTÛT) ile ÂKLÂM-I SİTTE([Ar.] Altı kalem, altı yazı.])
( * MUHAKKAK
* REYHÂN(Î)
* SÜLÜS
* NESH/NESİH
* TEVKÎ'
* RİK'A/REKAA' )
( HAFIZ OSMAN (Ö. 1642) )

-@ KAPALI ÇARŞI GİRİŞİNDEKİ İSTİF!

- ÇAMUR ile HAMUR

- YATAK ile KAPI

- TURNA ile/ve BÜLBÜL

- SEL ile SEYLÂP(/B) ile TUFAN

- AKŞAM YILDIZI ile SABAH YILDIZI

( Aslında ikisi de bir! Zühre/Venüs )

- NECM ile KEVKEB
( Sönüp-yanan yıldız. İLE Sürekli yanan gezegen. )

- ŞECERE-İ TÛBA/İLLİYÎN ile ŞECERE-İ ZAKKUM/SİCCÎN

- SİLSİLE ile ŞECERE

- SİCİL ile SİLSİLE

- SİLSİLE ile MATRİS

- SİLSİLE'DE: HZ. ALİ ile HZ. EBU-BEKİR

- PİR'E KADAR ile PEYGAMBER'E KADAR

- NEHY ile GÜNAH

( Olumsuzluk. | Yasaklama. İLE ... )

- FÜTÛHÂT ile SÜTÛHAT

- TENÂSUH ile İTTİHAT ile HULÛL

- MEYHANE ile/ve/değil KOLTUKALTI MEYHANESİ

- DESTEK ile TUZAK

- SANKİ ile ALÂNÎ

- düldül ile Düldül

( ... İLE Hz. Ali'nin atı. )

- HİCRÎ TAKVİM ile/ve MÎLÂDÎ TAKVİM(EFRENCÎ/GREGORYEN TAKVİM) ile/ve MUSEVÎ TAKVİMİ
( Takvimin başlangıç noktası, Hz. Muhammed'in 622 yılındaki Mekke'den Medine'ye hicretidir. Hicrî takvimde bir ay yılı 354 gündür. 29 ve 30 gün çeken 12 aydan oluşur.
Hicrî(H) 300=Mîlâdî(M)(M.S.) 912-913, H 600=M 1203-1204, H 1000=M 1591-1592, H 1300=M 1822-1823'tür. İLE/VE
( Mîlâd/Nexus, Hz. İsa'nın doğumu ile başlar. [M.Ö.(Mîlât'tan Önce) / B.C.(Before Christ / İsa'dan Önce)] - 0 - [M.S.(Mîlâttan Sonra) / A.D.(Anno Domini)].
Papa XIII. Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip, şimdiye kadar kullanılmakta olan ve 1926'dan beri Türkiye'de de kullanılan takvim. ) İLE/VE
( Güneş yılına göre ayarlanmış olan Musevî takvimi. M.S. 2000=5761 )
( İslâm'ın takvimi olmaz, takvim müslümanlarındır, kullanım(ı) içindir. )
( 103 ile/ve 100 ile/ve ... )
( 309 ile/ve 300 )

- SÂL-NÂME[Fars.]: Yıllık. [Belirli konulara dair yıldan yıla çıkarılan dergi/kitap] | Cep takvimi.

- AYLAR
* Muharrem(Matem Ayı):
10'ncu günü Aşure. İmam Hüseyin'in M.S. 680'de Kerbela'da öldürülmesinin sene-i devriyesi.
* Safer: İmam kırkı, İmam Hüseyin'in şehit edilmesinin kırkıncı günü.
* Rabiü'l Evvel(Büyük Mevlid): 12'nci günü, Peygamber'in doğum günü(Mevlid Kandili).
* Rabiu'l Âhir: 11'i, Abdülkâdir Geylâni'nin ölümünün sene-i devriyesi.
* Cemâziyel Evvel/Cumâze'l-Ulâ
* Cemâziyel Âhir/Cumâze'l-Âhırâ
* Recep: 27'si, Mirac Kandili. Hz. Peygamber'in miracının gerçekleştiği gece. İlk Cuma, Regaip Kandili.(Recep'in ilk Cuma'sı, Âmine Ana'nın Peygamber'e gebe kaldığı gündür).
* Şaban: 14-15'i(ortası) Şeb-i berat ya da Berat Kandili. Hz. Peygamber'e peygamberliğinin bildirildiği gün.
* Ramazan: Oruç ayı. 25, 27 veya 29'u gecelerinden birisi -ehl-i sünnetçe 27'si gecesi- Kur'an'ın yeryüzüne inmeye başladığı Leyle-i Kadr, Kadir Gecesi'dir. | RAMAZAN-I MAĞFİRET NİŞAN
* Şevval: Orucun sona erdiği îd-i Fıtr. Ramazan Bayramı ile başlar.
* Zilka'de/Zi'l-Ka'de
( HACC ZAMANI!)
* Zilhicce/Zi'l-Hicce: Hac ayı. 10-12'si arası. îd-i Adhâ, Kurban Bayramı'dır.

-@ MÜBAREK RAMAZAN ve MÜBAREK 11 AYLAR

-@ RAMAZAN ve KELÂM

-@ RAMAZAN ve RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI

( ... ve ÎD el-FITR[Ar.]: KAHVALTI | HARİ RAYA AİDİL FİTRİ[Malezya ve Singapur'da] | IDUL FİTRİ ya da LEBARAN[Endonezya'da] | SHEMAI EID[Bangladeş'te] )

- LEYL-İ SECÂ: Tam kararmış gece.

 

 

- YOK yerine HAK VERE

- YOK yerine VAR DEĞİL

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/yerine ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- SEMÂVÎ DİNLER yerine SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

- ABDEST ALMAK yerine ÇEHİZLENMEK

- NAMAZ KILMAK yerine NAMAZI EDÂ ETMEK

- ORUÇLU yerine NİYETLİ

- BİTTİ yerine BEREKETLENDİ(HAK VERE)

- BİTİRMEK yerine TAMAMLAMAK

- BİTİRMEK yerine NİHAYETE ERDİRMEK

- SEN yerine SİZ

- BEN yerine BİZ

- BEN yerine FAKİR

- GELMEK/BULUNMAK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖLMEK yerine KALIBI DİNLENDİRMEK

- ÖLMEK yerine HAKK'A YÜRÜMEK

- GÖÇMEK(RİHLET)(BURADAN SIRLANMAK)

- ÖLÜM yerine VEFAT

- ÖLÜM ile/ve/yerine RABITA-I MEVT

- ÖLÜM KORKUSU yerine NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLMEK yerine OLMAK

- UYUMAK yerine MİHMAN OLMAK(SÜRMELENMEK)

- RÜYA GÖRDÜM yerine RÜYA GÖSTERİLDİ

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/yerine GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- HATIRLADIM/ANIMSADIM yerine HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ yerine AKLIMA GETİRİLDİ

- AKIL TATMİNİ ile/ve/yerine KALP TATMİNİ

- UNUTTUM yerine UNUTTURULDU

- SEYRETMEK yerine DİNLEMEK

- BAKMAK yerine NAZAR KILMAK

- GÖZ İÇİNE DİREKT BAKMAK yerine İKİ KAŞIN ARASINA BAKMAK

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK yerine HUY DÜZELTMEK

- İNDİM yerine AYRILDIM

- BİNDİM yerine SÜVÂR OLDUM

- YEMEK yerine LOKMA

- YANDIM yerine SU ARATILDIM

- AĞAÇ yerine ŞECER

- AŞ yerine TAAM

- KARPUZ yerine YUVARLAK

- HIYAR yerine GÖĞEN YEMİŞİ

- EŞEK yerine MERKEB

- YILAN yerine SÜRETKER(SÜRÜNGEN)

- SU SIĞIRI yerine TONBAY

- KARA SIĞIRI yerine KARA HAYVANI

- KURD yerine YIRTICI

- DOMUZ yerine HINZIR

- BİT yerine KEHLE

- PİRE yerine KALKAĞAN

- KAPATMAK yerine SIRLAMAK

- AÇMAK yerine UYANDIRMAK

- OCAĞI SÖNDÜRMEK yerine OCAĞI DİNLENDİRMEK

- OCAĞI YAKMAK yerine OCAĞI UYANDIRMAK

- (MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK

- NİHÂYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- AŞÛRE PİŞİRMEK yerine AŞÛRE KAYNATMAK

- PARA yerine MANGIR

- ALTIN yerine PUL(HİMÂRÎ MANIR)

- DEĞNEK yerine ÂSÂ

- BIÇAK yerine KESKİN

- KAŞIK yerine DİL ŞERHİ(MİL'AKA)

- AYAKKABI yerine İZLİK

- KAZIK yerine ÇİVİ(ÇÖP)

- BİYOGRAFİ ile/yerine MENÂKIB

- "İBRET OLAN" ile/ve/yerine "İBRET ALAN"

- ANLATMAK ile/yerine NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/yerine BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLEN ile/ve/yerine NÂKİL

- ÖVMEK ile/ve/yerine TESBİH ETMEK

- ÖVMEK ile/ve BOŞBOĞAZLIK

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" yerine SÜNNETLEMEK

- TERK ETMEK yerine GAİB OLMAK

- ALMAK ile/yerine EDİNMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK ile/yerine HEYBEYE ATMAK

- HAKKINI VERMEK ile/ve/yerine HAKKINI TESLİM ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine İNFÂK ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine İKRAM

- VERMEK ile/ve/değil/yerine BEKLENTİ İÇİNDE OLMADAN VERMEK

- İBRET OLAN ile/yerine İBRET ALAN

- ATEŞLE PİŞMEK ile/ve/yerine GÜNEŞLE TATLANMAK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/yerine NİMET'LERE SABIR

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/yerine ARKASINDA DURMAK

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK yerine GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- TÖVBE ile/ve/yerine TÖVBEDEN TÖVBE

- İFNÂ ile/ve/yerine İHYÂ

- OOOH değil/yerine AAAH

- BASİT ile/ve/yerine ÖZET

- ÇOK ... yerine YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- AKILLA TARTMAK ile/yerine KALPLE DİNLEMEK

- FAKAT ile/yerine AYNI ZAMANDA

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT ile/yerine MUHABBETLE TAKLİT

- TAKLİT ile TEVÂCÜD

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK yerine MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

- EMİR EDEN ile/ve/yerine HİZMET EDEN

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK yerine AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- GELİN! yerine GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- NEFSİ İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK ile/yerine ALLAH İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK

- HALVET'E GİRMEK ile/ve/yerine YAPILMAYACAKLARIN YAPILMAMASI

- TALEP ETMEK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- SATIR'DAN ile/ve/yerine SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- SÖZ/LE ile/ve/değil/yerine HAL İLE

- GÖĞÜS ile/ve/yerine İMÂN TAHTASI

- KARANLIK ile/ve/yerine KANDİL (-İN UYANDIRILMASI)

- MALUMAT ile/ve/yerine FEYZ

- BİLDİREN ile/ve/yerine BULDURAN

- KONUŞMAK ile/ve/yerine DEMLEN(DİR)MEK

- SÖYLEMEK ile/ve/yerine ÖRNEK VERMEK

- TAKLİDÎ İMAN ile/ve/yerine TAHKİKÎ İMAN

- İNAT ETMEK ile/ve/yerine VAZGEÇMEMEK

- SİYASETEN BALTALAMAK yerine SARÂHATEN(AÇIKÇA) YAŞAMAK

- GECE ile/ve/değil/yerine GÜN/DÜZ

- "BİR TANE DAHA RİCA EDEYİM" değil/yerine "ÇOK GÜZELMİŞ"
["Bir tane daha alabilirsem memnun olurum tabii" anlamında]

 

BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

 

- ALLÂH İÇİN değil ALLÂH RIZASI İÇİN

- ALLÂH'IN VARLIĞI ile/değil ALLÂH'IN BİRLİĞİ

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/değil ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- ALLAH'IN MAKAMI: NAZ MAKAMI değil NİYAZ MAKAMI

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- SEMÂVÎ DİNLER değil SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

- YA RESULULLAH değil YA RESULALLAH

- PEYGAMBER OLDU değil PEYGAMBERLİĞİNİ İLÂN ETTİ

- PEYGAMBER'İN: SOL'U değil SAĞ-I SÂNÎ(ÖTEKİ/İKİNCİ SAĞI)

- BEN değil FAKİR

- MAKAMDA OLMAK ile/ve/değil MAKAMDAN GÖRÜNMEK

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE SELÂM VERMESİ ile/ve/değil/yerine BÜYÜĞÜN KÜÇÜĞE SELÂM VERMESİ

- OTURANIN AYAKTAKİNE SELÂM VERMESİ değil AYAKTAKİNİN OTURANA SELÂM VERMESİ

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK ile/değil/yerine HUY DÜZELTMEK - NAMAZ KILMAK değil NAMAZI KILMAK

- ORUÇLU değil NİYETLİ

- ÖLÜM değil VEFAT

- ÖLÜM değil İRTİHAL ETMEK

- ÖLMEK değil OLMAK

- ÖLÜM KORKUSU değil NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLÜ ile/ve/değil ŞEHİT

- ÖLÜ değil NEYYİD(E)

- ÖLÜ değil SESSİZ VAİZ

- SABAH RÜZGÂRI değil SABÂ RÜZGÂRI

- UNUTTUM değil UNUTTURULDU

- HATIRLADIM/ANIMSADIM değil HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ değil AKLIMA GETİRİLDİ

- İHMAL ile/ve/değil İMHAL

( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )

- AKIL TATMİNİ ile/ve/değil/yerine KALP TATMİNİ

- RÜYA GÖRDÜM değil RÜYA GÖSTERİLDİ

- BAKMAK değil NAZAR KILMAK

- GÖZ İÇİNE DİREKT BAKMAK değil İKİ KAŞIN ARASINA BAKMAK

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/değil GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- GÜZEL KUR'AN OKUYOR değil AĞZI KUR'AN'A YAKIŞIYOR

- MESNEVÎ değil MESNEVÎ-İ MANEVÎ

- NEY SESİ değil NEY SEDÂSI

- NEY ÇALMAK değil NEY ÜFLEMEK

- DÖNMEK ile/ve/değil SEMÂ ETMEK

- AŞÛRE PİŞİRMEK değil AŞÛRE KAYNATMAK

- ANLATMAK değil NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/değil BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLEN ile/ve/değil NÂKİL

- ELMA değil HABBE

- TUTMAK/SAKLAMAK değil HEYBEYE ATMAK

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" değil SÜNNETLEMEK

- "3 KULLUVALLAH 1 ELHAM" değil 3 İHLÂS (SÛRESİ) 1 FÂTİHÂ (SÛRESİ)

- YAZARI değil RÂKIM-I HURÛF/RÂKIM-ÜL-HURÛF(MUHARRİR)

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- MUSHAF ile/değil KUR'AN-I KERİM

( Kağıtların bir aradalığı. İLE/DEĞİL Okunması gereken. )

- ÇOK ... değil YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- AKILLA TARTMAK ile/değil KALPLE DİNLEMEK

- ELBİSE/LİBAS ile/değil HÜLLE/HAL

- ZERZEVÂT değil SEBZEVÂT

- FAKAT değil AYNI ZAMANDA

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT değil MUHABBETLE TAKLİT

- EMİR EDEN değil HİZMET EDEN

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK değil AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- VERMEK ile/ve/değil İNFÂK ETMEK

- VERMEK ile/ve/değil/yerine İKRAM

- VERMEK/VERİLMİŞ OLAN ile/ve/değil EMANET ETMEK/EDİLMİŞ OLAN

- HAKKINI VERMEK değil HAKKINI TESLİM ETMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK değil HEYBEYE ATMAK

- GÖMÜLMEK değil TOPRAĞA SIRLANMAK

- İRCÎ: GEL! değil DÖN!

- ŞİKÂYÂT ile/"değil" HİKÂYÂT

- ALDIM ile/ve/değil BULDUM

- GELİN! değil GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- ÇAĞIRMAK değil İLÂN ETMEK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/değil NİMET'LERE SABIR

- GİZLEMEK ile/ve/değil GÖRÜNMEZ KILMAK/SIRLAMAK

- NİHAYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- MALÛMAT ile/ve/değil HAL

- ÂLİM ile/ve/değil NÂKİL

- BİLMEK ile/ve/değil NAKLETMEK

- BASİT ile/ve/değil ÖZET

- SATIR'DAN ile/ve/değil SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK ile/değil GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- "ÖLDÜĞÜNDE" değil/yerine "NEFSİN ÖLÜMÜ TADDIĞINDA"

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK ile/değil MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

- "İBRET OLAN" ile/ve/değil/yerine "İBRET ALAN"

- TÖVBE ile/ve/değil TÖVBEDEN TÖVBE

- İNAT ETMEK ile/ve/değil VAZGEÇMEMEK

- TALEP ETMEK değil İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/değil/yerine ARKASINDA DURMAK

- İFNÂ ile/ve/değil İHYÂ

- TESPİH'İN: TANESİ değil DÂNESİ

- BİLDİREN ile/ve/değil BULDURAN

- KONUŞMAK ile/ve/değil DEMLEN(DİR)MEK

- SÖYLEMEK ile/ve/değil ÖRNEK VERMEK

- "BİRİ YARDIMCI OLSUN" değil "BELKİ BİRİ YARDIMCI OLUR"

- SÖZ/LE ile/ve/değil HAL İLE

- ÖVMEK ile/ve/değil TESBİH ETMEK

- GECE ile/ve/değil GÜN/DÜZ

- ZAMLI SURE değil ZAMMI SURE

- SELAHADDÎN CAMİLERİ değil SALÂTÎN (SULTAN) CAMİLERİ

- "ALLAH NAMERD'E MUHTAÇ ETMESİN" değil "ALLAH MERD'E MUHTAÇ ETMESİN"

- DÜZGÜN ADAM değil FATİHA'SI DÜZGÜN

- TAC KAPI değil TAAK KAPI

( ... DEĞİL Bayram gibi özel kutlamalarda kullanılan kapı. Orta kapı. Devlet erkânının kullandığı kapı. )

- HİRA DAĞI değil NUR DAĞI

- HİRA DAĞI değil HİRA MAĞARASI

 

 

VAROLUŞ ÜZERİNE

- YOK yerine HAK VERE

- YOK yerine VAR DEĞİL

( VARKEN SEVİNME,
YOKKEN DÜŞÜNME! )

- İFNÂ ile/ve/yerine/değil İHYÂ
( HİLKATTE BERÂBER,
HAKİKATTA BİRÂDERİZ )

- ÖLMEK yerine KALIBI DİNLENDİRMEK

- ÖLMEK yerine HAKK'A YÜRÜMEK

- GÖÇMEK(RİHLET)(BURADAN SIRLANMAK)

- ÖLÜM yerine/değil VEFAT

- ÖLÜM ile/ve/yerine RABITA-I MEVT

- ÖLÜM değil İRTİHAL ETMEK

- "ÖLDÜĞÜNDE" değil/yerine "NEFSİN ÖLÜMÜ TADDIĞINDA"

- ÖLÜM KORKUSU yerine/değil NEFSİNE TÂBİ OLMA KORKUSU

- ÖLMEK ile/ve/yerine/değil OLMAK

- ÖLÜ ile/ve/değil ŞEHİT

- ÖLÜ değil NEYYİD(E)

- ÖLÜ değil SESSİZ VAİZ

- GÖMÜLMEK değil TOPRAĞA SIRLANMAK

ANA RAHMİ'NDEN DOĞDUK,
GELDİK PAZARA
BİR KEFENİ ALDIK, DÖNDÜK MEZARA

AĞAÇ OLDU BU ÂLEM
MAKSUD OLDU BU ÂDEM

BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

İKİDE BİR BİLİNDİ,
BİRDE İKİ SİLİNDİ.
BUNU BİLEN SEVİNDİ

 

 

(HEDEF ile/ve/değil) HİTAP'TA

- SEN yerine SİZ

- BEN yerine BİZ

- BEN yerine FAKİR

- GELİN! yerine/değil GELMEK İSTEYENE DUYURULUR

- ÇAĞIRMAK değil İLÂN ETMEK

- "BİRİ YARDIMCI OLSUN" değil "BELKİ BİRİ YARDIMCI OLUR"

- BİLEN ile/ve/yerine/değil NÂKİL

- BİLDİREN ile/ve/yerine/değil BULDURAN

( BULUNCA BİLİNİR, BİLİNCE BULUNUR )
( BUL(A)MAMIŞ OLMAK,
YOK ANLAMINA GELMEZ )

- ALDIM ile/ve/değil BULDUM

- ÂLİM ile/ve/değil NÂKİL

- YAZARI değil RÂKIM-I HURÛF/RÂKIM-ÜL-HURÛF(MUHARRİR)

AHMAK LAKLAK EDER
CÂHİL İNAT EDER
ÂLİM KELÂM EDER
KÂMİL SÜKÛT EDER
ÂRİF SEYREDER

 

 

DİL'DE

( KÜLTÜRDE VE EYLEMLERDE )

- BİTTİ yerine BEREKETLENDİ(HAK VERE)

- BİTİRMEK yerine TAMAMLAMAK

- BİTİRMEK yerine NİHAYETE ERDİRMEK

- KAPATMAK yerine SIRLAMAK

- AÇMAK yerine UYANDIRMAK

- OCAĞI SÖNDÜRMEK yerine OCAĞI DİNLENDİRMEK

- OCAĞI YAKMAK yerine OCAĞI UYANDIRMAK

- (MUMU/IŞIĞI) YAKMAK yerine (MUMU/IŞIĞI) UYANDIRMAK

- NİHÂYETE ERDİRMEK yerine SIRLAMAK

- YEMEK yerine LOKMA

- AŞÛRE PİŞİRMEK yerine/değil AŞÛRE KAYNATMAK

- BASİT ile/ve/yerine/değil ÖZET

- ÇOK ... yerine/değil YETER(Lİ)/KÂFİ DERECE(DE) ...

- FAKAT ile/yerine/değil AYNI ZAMANDA

- BİYOGRAFİ ile/yerine MENÂKIB

- SABAH RÜZGÂRI değil SABÂ RÜZGÂRI

- İRCÎ: GEL! değil DÖN!

 

 

NESNELERDE

EŞYADA EŞYAYI MI,
EŞYADA EŞYANIN KUDRETİNİ Mİ GÖRÜYORSUN?

- AĞAÇ yerine ŞECER

- AŞ yerine TAAM

- ELMA değil HABBE

- KARPUZ yerine YUVARLAK

- HIYAR yerine GÖĞEN YEMİŞİ

- EŞEK yerine MERKEB

- YILAN yerine SÜRETKER(SÜRÜNGEN)

- SU SIĞIRI yerine TONBAY

- KARA SIĞIRI yerine KARA HAYVANI

- KURD yerine YIRTICI

- DOMUZ yerine HINZIR

- DENİZ DOMUZU(HINZIR-I BAHR) değil GERGEDAN

- BİT yerine KEHLE

- PİRE yerine KALKAĞAN

- PARA yerine MANGIR

- ALTIN yerine PUL(HİMÂRÎ MANIR)

- DEĞNEK yerine ÂSÂ

- BIÇAK yerine KESKİN

- KAŞIK yerine DİL ŞERHİ(MİL'AKA)

- AYAKKABI yerine İZLİK

- KAZIK yerine ÇİVİ(ÇÖP)

- ELBİSE/LİBAS ile/değil HÜLLE/HAL

- ZERZEVÂT değil SEBZEVÂT

- MUSHAF ile/değil KUR'AN-I KERİM

( Kağıtların bir aradalığı. İLE/DEĞİL Okunması gereken. )

- TESPİH'İN: TANESİ değil DÂNESİ

GÜL ALIR, GÜL SATARLAR
GÜLDEN TERAZİ YAPARLAR
GÜLÜ GÜLLE TARTARLAR
ÇARŞI PAZARI GÜLDÜR GÜL

 

 

HALLER'DE

- GELMEK/BULUNMAK yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- AKIL TATMİNİ ile/ve/yerine/değil KALP TATMİNİ

- AKILLA TARTMAK ile/yerine/değil KALPLE DİNLEMEK

- KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT ile/yerine/değil MUHABBETLE TAKLİT

- SÖZ/LE ile/ve/değil/yerine HAL İLE

- HALVET'E GİRMEK ile/ve/yerine YAPILMAYACAKLARIN YAPILMAMASI

- MAKAMDA OLMAK ile/ve/değil MAKAMDAN GÖRÜNMEK

- SATIR'DAN ile/ve/yerine/değil SADIR'DAN (KONUŞMAK)

- MALUMAT ile/ve/yerine FEYZ

- MALÛMAT ile/ve/değil HAL

- ŞEKLEN AĞLAMAK/GÜLMEK ile/yerine/değil MUHABBETEN AĞLAMAK/GÜLMEK

( MUHABBET OLMADAN SADAKAT OLMAZ

--- MUHABBET BİR ANAHTARDIR AÇAR BAB-I DİLİ ELBET
MUHABBET MANEVİ GÜLDÜR, KOKAR, MECLİS OLUR CENNET

--- ÖYLE BİR MUHABBET ORTAYA KOYARLAR Kİ,
SENİ SANA UNUTTURURLAR )

- ÖNÜNE GEÇMEK ile/ve/değil/yerine ARKASINDA DURMAK

- TERK ETMEK yerine GAİB OLMAK

- ALMAK ile/yerine EDİNMEK

- OOOH değil/yerine AAAH

 

- UYUMAK yerine MİHMAN OLMAK(SÜRMELENMEK)

- RÜYA GÖRDÜM yerine/değil RÜYA GÖSTERİLDİ

- MİHMAN OLMAK ile/ve KÜLLÎ İRÂDEYE MİSAFİR OLMAK

- GÖRÜNEN/BİLİNEN/DUYULAN ile/ve/yerine/değil GÖRÜNENİN/BİLİNENİN/DUYULANIN ÖTESİ

- HATIRLADIM/ANIMSADIM yerine/değil HATIRLATILDI/ANIMSATILDI

- AKLIMA GELDİ yerine/değil AKLIMA GETİRİLDİ

- UNUTTUM yerine/değil UNUTTURULDU

- YANDIM yerine SU ARATILDIM

- DÖNMEK ile/ve/değil SEMÂ ETMEK

- SAÇ/SAKAL/KIYAFET DÜZELTMEK yerine/değil HUY DÜZELTMEK

- İNDİM yerine AYRILDIM

- BİNDİM yerine SÜVÂR OLDUM

- ATEŞLE PİŞMEK ile/ve/yerine GÜNEŞLE TATLANMAK

- BELÂ'YA SABIR ile/ve/yerine/değil NİMET'LERE SABIR

- "İBRET OLAN" ile/ve/değil/yerine "İBRET ALAN"

HER İLİM İÇİN BEYAN,
HER BEYAN İÇİN LİSAN,
HER LİSAN İÇİN TAAT,
HER TAAT İÇİN BIR EHİL GEREKLİDİR!

--------

DAMLAMIZ DERYAYA SALDIK BİZ BUGÜN
DAMLA NİCE ANLAR
DERYA OLAN ANLAR

HAYVAN NİCE ANLAR
HAYRAN OLAN ANLAR

 

 

DAVRANIŞ VE TUTUMLAR'DA

EDEB YA HÛ

( Edeb'i bilen içindir. Edebsizliğe uyarı için değildir. Edebsize gösterilmez!
[Hatta, yeri geldiğinde uyarmak/göstermek edebsizliktir.] )

( Edebi kaybetmeyeceksin! )

DEĞİŞTİR FİİLİN,
DUYSUN KULAĞIN

NİYET HAYIR, ÂKIBET HAYIR

TAŞ ATAN BİZDEN,
TAŞ ATTIRAN BİZDEN DEĞİLDİR

- ABDEST ALMAK yerine ÇEHİZLENMEK

- NAMAZ KILMAK yerine NAMAZI EDÂ ETMEK

- ORUÇLU yerine/değil NİYETLİ

- GÖĞÜS ile/ve/yerine İMÂN TAHTASI

 

- SEYRETMEK yerine DİNLEMEK

- BAKMAK yerine/değil NAZAR KILMAK

 

- KONUŞMAK ile/ve/yerine/değil DEMLEN(DİR)MEK

( BİR DUY, BİR UY! )

- SÖYLEMEK ile/ve/yerine/değil ÖRNEK VERMEK

- ANLATMAK ile/yerine/değil NAKLETMEK

- DUYDUĞUNU NAKLETMEK ile/ve/yerine/değil BİLDİĞİNİ NAKLETMEK

- BİLMEK ile/ve/değil NAKLETMEK

- TALEP ETMEK değil/yerine İSPAT-I VÜCUD ETMEK

- ÖVMEK ile/ve/yerine/değil TESBİH ETMEK

- TUTMAK/SAKLAMAK ile/yerine/değil HEYBEYE ATMAK

- HAKKINI VERMEK ile/ve/yerine/değil HAKKINI TESLİM ETMEK

- VERMEK ile/ve/yerine/değil İNFÂK ETMEK

- VERMEK/VERİLMİŞ OLAN ile/ve/değil EMANET ETMEK/EDİLMİŞ OLAN

- VERMEK ile/ve/değil/yerine İKRAM

( AMELLERİN EN HAYIRLISI,
AZ DA OLSA SÜREKLİ OLANDIR )

- VERİRKEN: AVUÇ AŞAĞIYA BAKAR ŞEKİLDE UZATMAK yerine/değil AÇIK AVUÇLA (YUKARI BAKAR ŞEKİLDE) UZATMAK

- EMİR EDEN ile/ve/yerine/değil HİZMET EDEN

( EL DUASI OLMADAN DİL DUASI OLMAZ )

- İNAT ETMEK ile/ve/yerine/değil VAZGEÇMEMEK

- SİYASETEN BALTALAMAK yerine SARÂHATEN(AÇIKÇA) YAŞAMAK

- ŞİKÂYÂT ile/"değil" HİKÂYÂT

( Bizimkisi şikâyât değil hikâyât! )

SUİZAN'DAN(KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN) ÖNCE 70 NEDEN ARA,
BİR NEDEN BULAMADIĞINDA, "BİLMEDİĞİM 71. NEDEN VARDIR" DE!

 

- KALAN YEMEĞİ: BİTİRMEK/"TEMİZLEMEK" yerine/değil SÜNNETLEMEK

- KARANLIK ile/ve/yerine KANDİL (-İN UYANDIRILMASI)

- GİZLEMEK ile/ve/değil GÖRÜNMEZ KILMAK/SIRLAMAK

- NEY ÇALMAK değil NEY ÜFLEMEK

- NEY SESİ değil NEY SEDÂSI

 

 

DİN

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

 

- ALLÂH İÇİN değil ALLÂH RIZASI İÇİN

- ALLÂH'IN VARLIĞI ile/değil ALLÂH'IN BİRLİĞİ

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- SEMÂVÎ DİNLER yerine/değil SEMÂVÎ DİN

( Allah'ın dini birdir. )

KÂİNATA BAK, İNSANI GÖR!
İNSANA BAK, KENDİNİ GÖR!
KENDİNE BAK, KALBİNİ GÖR!
KALBİNE BAK! HAKK'I GÖR!

 

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- İHMAL ile/ve/değil İMHAL

( Allah ihmal etmez, imhal eder. [Mühlet verir.] )

- ALLAH'IN ZÂTINI DÜŞÜNMEK ile/ve/yerine/değil ALLAH'IN ÂSÂR'INI DÜŞÜNMEK

- ALLAH'IN LAFZI değil ALLAH'IN KELÂMI

- ALLAH'IN MAKAMI: NAZ MAKAMI değil NİYAZ MAKAMI

- 99 ESMÂ ile/ve/değil SONSUZ ESMÂ

- DEĞİŞİM: ESMA'DA değil ESMA'NIN MÂNÂ'SINDA

- CEMÂL ile/ve/değil CEMÂL'İNİN NÛRU

- BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM ile/değil BİSMİLLAH

( Bazı durumlar için Rahim ve Rahman sıfatlarının zikredilmesi gerekmez. )

 

PEYGAMBER

- PEYGAMBER OLDU değil PEYGAMBERLİĞİNİ İLÂN ETTİ

- YA RESULULLAH değil YA RESULALLAH

- PEYGAMBER'İN: SOL'U değil SAĞ-I SÂNÎ(ÖTEKİ/İKİNCİ SAĞI)

MUHABBET'TEN MUHAMMED OLDU HASIL,
MUHAMMED'SİZ MUHABBET'TEN NE HASIL?

HZ. MUHAMMED'İN DUY ADI MUHAMMED
HUY ADI MUSTAFA
SOY ADI ALLAH

 

KİŞİ İÇİN

- NEFSİ İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK ile/yerine ALLAH İÇİN SEYR-Ü SÜLÛK

- SIKINTI ZAMANINDA ALLAH DEMEK ile/yerine/değil GENİŞ ZAMANDA ALLAH'I ZİKRETMEK

- NAMAZ KILMAK değil NAMAZI KILMAK

- GÜZEL KUR'AN OKUYOR değil AĞZI KUR'AN'A YAKIŞIYOR

- TÖVBE ile/ve/yerine/değil TÖVBEDEN TÖVBE

( HERKESİ HIZIR,
HER GECEYİ KADİR BİLECEKSİN! )

- TAKLİDÎ İMAN ile/ve/yerine TAHKİKÎ İMAN

DÜNYAYI BİLECEKSİN,
ALDANMAMAK İÇİN!
AHİRETİ/DİNİ BİLECEKSİN,
ALDATMAMAK İÇİN!

TARİKATSIZ/TASAVVUFSUZ ŞERİAT ÂTIL,
ŞERİATSIZ TASAVVUF BÂTIL

DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYENİ DİNLERLER )
DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN RAHAT EDER )
DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN DİN SAHİBİ OLUR )

 

DİL

- ES-SELÂMÜN ALEYKÜM değil ES-SELÂM-Ü ALEYKÜM ya da SELÂMÜN ALEYKÜM

- "3 KULLUVALLAH 1 ELHAM" değil 3 İHLÂS (SÛRESİ) 1 FÂTİHÂ (SÛRESİ)

 

 


 

40 DURAK

 

- YÖNTEM (ÂDAB)

- KORKU (RAHEB)

- YORULMA (NASAB)

- ARAMA (TALEB)

- ŞAŞIRMA (ACEB)

- YIKILMA (ATEB)

- ESRİME (TUTKU)

- TUTKU (ŞEREH)

- DOĞRULUK (NEZEH)

- İÇTENLİK (SIDK)

- YOLDAŞLIK (RIFK)

- ÖZGÜRLEŞME (ITK)

- GÖSTERME (TASVİH)

- DİNGİNLİK (TERVİH)

- ANLAMA (TEMYİZ)

- TANIK OLMA (ŞUHUD)

- OLUŞ (VUCUD)

- SAYIM (IDD)

- ÇABALAMA (KEDD)

- ESKİ DURUMA DÖNME (RADÂ)

- YAYILMA (İMTİDÂD)

- HAZIRLANMA (İ'TİDÂD)

- KENDİNİ YALITMA (İNFİRÂD)

- BAĞLANMA (İNKIYÂD)

- ÇEKİM (MURAD)

- GÖRÜNTÜ (HUZUR)

- UYGULAMA (RİYÂZET)

- DİKKAT (HIYATÂT)

- YİTİRİLEN ŞEYLER İÇİN ÜZÜLME (İFTİKÂD)

- DİRENME (İSTİLÂD)

- DİKKATE ALMA (TEDEBBÜR)

- HAYRET (TAHAYYUR)

- DÜŞÜNME (TAFAKKUR)

- SABIR (TASABBUR)

- YORUMLAMA (TAABBUR)

- ONAYLAMAMA (RAFD)

- GÜÇLÜ ELEŞTİRİ (NAKD)

- UYMA (RİÂYET)

- İŞARET ALMA (HİDÂYET)

- BAŞLANGIÇ (BİDÂYET)

 

TAVASİN adlı kitaptan. (HALLAC-I MANSUR)



TASAVVUF

 

Tatmayan bilmez.(Men lem yezuk, lem ya'rif)

Hem o Hem o'dur.

Ne o Ne o'dur.

Girme!-Girme!(Yola girmeden önce); Çıkma!-Çıkma!(Girdikten sonra) ilkesince yaklaşmak gerekir.

ZEN'dir.

Dalgıçlıktır.

TASAVVUF:
TASFİYE-İ NEFS
TEZKİYE-İ KALP
TAHLİYE-İ RUH

Gönüle girmektir.

Kalbin tasfiyesidir.

Unutma ilmidir. Unutabilmeyi bilmektir.

Kalbe aslî sâfiyetini temin etmektir.

Kimsenin gönlünü kırmamak/yıkmamaktır.

Aşka âşık olmak, temel konusudur.

Hakikat ilmine yapışmaktır.

Hakîkate ermektir.

İlm'i ledünnî bilmektir.

Mârifete ermektir.

Nur ile nur olmaktır.

Davaları terk, mânâları setr etmektir.

Fenâ ile anı hak eylemektir.

Hak rızâsını aramaktır.

Hak rızâsını bulmaktır.

Hak yolunda ölmektir.

Hak Cemâl'ini görmektir.

Hak'tan ayrılmamaktır.

Hak'tan râzı olmaktır.

Hak ile dirilmektir.

Allahü Teâlâ'nın seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir.

O'nun eseridir. Yeryüzünde kâh gizli olur, kâh âşikâr.

Kulun nefsini yok edip, Hak ile hak olarak Hakk'ın iradesiyle hareket etmesidir.

Nefsi pâk eylemektir.

Kendi nefsini bilmektir.

Nefsânî, yersiz iddialardan berî durmaktır.

Beşerî sıfatları söküp atmaktır.

Kötü ve düşük huylardan berî olmaktır.

Ahde vefadır.

Mahlûkata hizmettir.

Haram ve nehiy olana bakmamaktır.

Yapılan amelin özüdür.

İlm-i şeriatın bir kaynağıdır.

Tüm ümmete nasihattir.

Abd-i hâss olmaktır.

Şeriatte durmaktır.

Yâr olup, bâr olmamaktır.

Tarikate girmektir.

Hatayı setr eylemektir.

Zikre devam etmektir.

Esrârı gizlemektir.

Vecd halini bulmaktır.

Kutbiyete varmaktır.

Gavs-ı a'zam olmaktır.

Kurbiyet ubudiyettir.

İbadeti sevmektir.

Birliktir.(ikilik değildir.)

Gerçek tevhid yoluyla kişinin bireysel kurtuluşa ulaşma çabasıdır.

Tasavvuf'ta hükme varma çabası olmaz!

Teori anlatmaz, pratik ipuçları verir.

Aşkın bilgelik halidir.

Herhangi bir dünya görüşü yoktur.

Varoluş için bir açıklaması.

Hiçbir şeyi açıklamaz, gizleri gösterir.

Öyküler, mecazlar, deyişler ve şiirler kullanır.

Öyküleri felsefî değildir, ipuçları ve fısıltı niteliğindedir.

Öyküler kullanılır fakat öyküleri şok etkisi yaratır, ikna edici ve baştan çıkarıcıdır, şiirselliği ve ritmi vardır. Bu öyküler üzerine düşünülmez, özümsenir. İpuçları verir fakat çok yoğun ve etkilidir. Rahat bir şekilde, samimi ve açık kalple dinlenmelidir.

Doğal olarak ve içtenlikle dinleyenler ne olduğunu anlayabilirler.

Ucları reddeder, ortadakini seçer.

Zihne karşı değildir, zihne tamamen kayıtsızdır.

Aydınlanma ve gönül uyanıklığıdır.

Yolu, aşığın, gönül vermişin yoludur.

Dinin nasıl olması gerektiği hakkında bir ipucudur.

Teknikler ve yöntemler hakkında; ne'ler hakkında değil, nasıl'lar hakkında konuşulur.

Özgürlüktür. Çevrenizde bir sistem oluşturmaz. Belli bir sisteme inanmanızı söylemez. İnançtan değil, güvenden bahseder.

 


 

Terk-i deâvîdir.

Terk-i kıyl ü kaaldir.

Bezl-i bâb-ı atâdır.
( Cömertlik kapısını iyice açıp Allah için harcamaktır. )

Hidâyet-i Hüdâ'dır.
( Allah'ın insanı doğruya eriştirmesidir. )

Hâli murakabe, istikbâli muhasebedir.

Cenâb-ı Hakk'a rabt-ı kalbdir.
( Gönlü Allah'a bağlamaktır. )

Hüsn-i hulk ve edebtir.
( Güzel ahlâk ve iyi terbiyedir. )

Yâr olup bâr olmamaktır.
( Dost ve yakın olup yük olmamaktır. )

İrâdedir.

Bezl-i nefs ve ruhtur.
( Nefsi ve ruhu yolunda ve ölçüsünde yeteri kadar kullanmak ve sarfetmektir. )

Vakti ganimet bilmektir.

Kabul-i şer' ve terk-i tekellüftür.
( Şeriati kabul etmek, güçlüğe ve gösterişe kapılmayıp terk etmektir. )

Tearrüftür.
( Ma'rifet havasına girip ârifleşmektir. )

Tevbe ve telkindir.

Kalbi sâf etmektir.

Buğz-i dünyadır.
( Dünyayı sevmemektir. )

Ulûm-i enbiyâdır.
( Peygamberler ilmidir. )

Kâffe-i ulûmün zübdesidir.
( Tüm ilimlerin özü ve en seçkin bölümüdür. )

İctihadın esasıdır.

Kitmân-i maânidir.
( Mânâları gizlemektir. )

Vecd, semâ', hâldir.

Terk-i tâmmâttır.
( Büyük belâları terketmektir. )

Beyt-i mihr u vefâdır.
( Sevgi, dostluk ve vefâ evidir. )

Terk-i evtan, hicr-i ihvândır.
( Nefis yurdunu terketmek kardeşlerden ayrılmaktır. )

Terk-i tesallüftür.
( Kibirden dolayı kendini olduğundan fazla övmeyi terketmektir. )

Rızâ-yı Hakk'ı celbdir.
( Hakk'ın hoşnutluğunu kendine doğru çekmektir. )

Etvar-ı kalbi bilmektir.
( Kalbin tavırlarını bilmektir. )

Hakk'ın bir şem-i şu'ledârıdır.
( Cenâb-ı Hakk'ın gönüllerde füyuzat mumunu alev alev yakandır. )

İnâbettir.
( Günahlardan tevbe edip Hakk'a sıdk ile dönmektir. )

Kerâmetfürûşluk etmemektir.
( Kerâmet satıcılığı yapmamaktır. )

Geçen ömür için teessftür.

Tahalluk ve telâttuftur.
( Güzel huy edinmek ve şefkatle, kolaylık ve tatlılıkla muamele etmektir. )

Mâsebaktan sükûn-i kalbdir.
( Geçen şeylerden sıyrılıp kalbi sükûnete kavuşturmaktır. )

Zühd ve takvânın özüdür.

Tarikata muhkem bağlanmaktır.

Havf ve heybeti ref' ile üns ve kurbdür.
( Korku ve heybeti kaldırıp alışkanlık ve yakınlık sağlamaktır. )

Mâye-i evliyâdır.

Fünûn-i kâmilinin umdesidir.
( Kâmil insanların ilim ve fenlerinin dayanağıdır. )

İtikadın kutudür.
( İtikadın günlük azığıdır. )

Rehnümâ-yi râh-i vahdettir.
( Vahdet yolunun göstericisidir. )

Bâtın-i ilm-i şerîattir.
( Şerîat ilminin içyüzüdür. )

Cenâb-ı Hakk'a tevekküldür.

Tarik-ı ehl-i vahdettir.
( Vahdet ehlinin yoludur. )

Terk-i hubb-i mâsivâdır.
( Allah'tan başka herşeye karşı olan sevgiyi terketmektir. )

Temennâ-yi lika-i Kibriyâ'dır.
( Cenâb-ı Kibriyâ'ya kavuşmayı temenni etmektir. )

Terk-i âdettir.
( Beşeri zaaflarla vücud bulan birtakım âdetleri terketmektir. )

Daima Hakk'a zikir, her şeyde Hakk'ı fikirdir.

Her halde ehlullah'a tebettüldür.
( Dünyadan el-etek çekip Allah dostlarına bağlanmaktır. )

Tenvir-i kalbdir.
( Kalbi aydınlatmaktır. )

Mâsivâyı görmemektir.
( Allah'tan başka şeyleri görmemektir. )

Nefis ve şeytana esir olmamaktır.

Varlıktan mürde, Hakk'ın varlığına zinde olmaktır.
( Varlıktan kopup ölmek, Hakk'ın varlığında diri olmaktır. )

Tüm bilgileri, kudretleri, kerametleri unutmaktır.

 



SÖZLER

 

MADDEYİ MANA'DA YAŞAMAK,
MÂNÂ'YI MADDEYE UYGULAMAK...

 

ÂŞIK İSEN GİR İÇERİ,
MÜŞRİK İSEN BAK KAPIDAN DÖN GERİ

 

ÖNCE: GİRME! GİRME! GİRME!
SONRA: ÇIKMA! ÇIKMA! ÇIKMA!

 

ALTYAPI İSTER,
ÜST YAPIYI DA TAM İSTER

 

VARKEN SEVİNME,
YOKKEN DÜŞÜNME!

 

İLME GİDENLERE,
MELEKLER KANATLARINI SERERLER

 

EN BÜYÜK RÜTBE İLİMDİR

 

İLMİN ÖZETİ TEVHİD,
AMELİN ÖZETİ İSTİKAMETTİR

 

İLİM ÖĞRETİM-EĞİTİM İLE OLUR
HİLİM TEHALLÜM İLE OLUR

 

RÜYÂDA ÖĞRETİRLER
YİNE ÖĞRETİRLER

 

BULUNCA BİLİNİR, BİLİNCE BULUNUR

 

EŞYADA EŞYAYI MI,
EŞYADA EŞYANIN KUDRETİNİ Mİ GÖRÜYORSUN?

 

İMÂNINI KÂVÎ KILMADAN,
İSLÂM'INI SELİM YAPMADAN
TASAVVUF'A SÜLÛK EDEMEZSİN

 

TARİKATSIZ/TASAVVUFSUZ ŞERİAT ÂTIL,
ŞERİATSIZ TASAVVUF BÂTIL

 

DÜNYAYI BİLECEKSİN,
ALDANMAMAK İÇİN!
AHİRETİ/DİNİ BİLECEKSİN,
ALDATMAMAK İÇİN!

 

HER KİŞİYİ HIZIR,
HER GECEYİ KADİR BİLECEKSİN!

 

BİL Kİ BİR YERDE, BİL Kİ HER YERDE
BİL Kİ HER YERDE, BİL Kİ HİÇBİR YERDE

 

CENNET'E TALİP İSEN KIY CANA,
CEMÂL'E TALİP İSEN ÜRKÜTME CANI

 

MEKÂNIN ŞEREFİ ORADA BULUNANLADIR

 

KİTAP OLUP OKUNMAK,
KİŞİYE SEVGİ DOKUMAK...

 

DEĞİŞTİR FİİLİN,
DUYSUN KULAĞIN

 

EL DUASI OLMADAN DİL DUASI OLMAZ

 

ZAHMETSİZ RAHMET OLMAZ

 

BİR DUY, BİR UY

 

CAN'I, BAŞ'I HAK YOLUNA KOYAN
GELSİN BERU

 

İNSAN TABİATIN ZÂTIDIR

 

KÂİNATA BAK, İNSANI GÖR!
İNSANA BAK, KENDİNİ GÖR!
KENDİNE BAK, KALBİNİ GÖR!
KALBİNE BAK! HAKK'I GÖR!

 

SAĞI SOLU GÖZLER İDİM
BEN HAKK YÜZÜN GÖRSEM DEYU
BEN TAŞRADA ARAR İKEN
OL CAN İÇİNDE CANAN İMİŞ

 

TEVHİDE GEL TEVHİDE
ZİKRET HAKKI HER YERDE
KALKSIN ARADAN PERDE
İNSAN OLAYIM DERSEN

 

HİLKATTE BERÂBER,
HAKİKATTA BİRÂDERİZ

 

HER ZERRE REKSÂN
HER ZERRE YEKSÂN
UÇUP GİDERLER KEMÂLE DOĞRU

 

HEM COŞKU, HEM MAHVİYET

 

ÂDEM OLMAK İSTERSEN, ÂDEM ARA;
ÂDEM İLE ÂDEM OL!

 

ÂDEM'İ BİLİRLER, BİR ÂDEM İLE

 

BU İNSAN DEDİKLERİ EL, AYAKLA, BAŞ DEĞİL,
ÂDEM MÂNÂ'YA DERLER, SURAT İLE KAŞ DEĞİL

 

BİR ADAM ÂBÂD EDER,
BİR ADAM BERBÂD EDER

 

BİZ TÜKENMEZ BİR SOYUZ
KİM NE DERSE BİZ OYUZ

 

BİZİ SEVENLERİN KULU KURBANIYIZ
BİZİ SEVMEYENLERİN ULU SULTANIYIZ

 

İNSANI ANCAK İNSAN TERBİYE EDER

 

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
(İNSAN OLARAK!) 

 

İNSANLAR ARASINDA İNSANDAN FARKIN OLMASIN

 

ÂDEM HAKK'DA
HAKK ÂDEM'DE

 

HAKK'I ARIYORSAN VARLIĞA BAK

 

ALLAH'A EN YAKIN OLDUĞUN AN,
EN KÜÇÜK GÖRÜNDÜĞÜN ANDIR

 

CELÂLİNDEN CEMÂLİNE İLTİCA EDERİZ

 

ALLAH, SANA TEVFÎKİNİ REFÎK EYLESİN!

 

SEN ÇIKARSAN ARADAN
KALIR SENİ YARADAN

 

ZÂHİD BİZE TÂN EYLEME
HAK İSMİ OKUR DİLİMİZ

 

ULUHİYET AKILLA ANLAŞILABİLİR
ABDİYET AKILLA BİLİNMEZ

 

AKLIN ERMİYORSA AKLI EREN BİRİNE TESLİM OL!

 

KULA DÜŞEN VAZİFE TESLİMİYETTİR

 

BU İŞ, BEŞERİN İŞİ DEĞİL!
 

AĞAÇ OLDU BU ÂLEM
MAKSUD OLDU BU ÂDEM

 

İKİDE BİR BİLİNDİ,
BİRDE İKİ SİLİNDİ.
BUNU BİLEN SEVİNDİ

 

GEL GÖNÜL GEL, ÂŞIK OL,
İKİ ÂLEMLERE DOL,
HER TARAF NOKTA OLDU,
BİR NOKTADA OLMAZ YOL

 

YA
GEL, OL VE GİT!
YA DA
GİT, OL VE GEL!

 

VUSLAT HALİNDE SÖZ YOKTUR

 

BU YOL, İMHA YOLU DEĞİL, İHYA YOLUDUR!

 

HER İLİM İÇİN BEYAN,
HER BEYAN İÇİN LİSAN,
HER LİSAN İÇİN TAAT,
HER TAAT İÇİN BIR EHİL GEREKLİDİR!

 

İLMİNE İRFÂN İSTEYEN,
DERDİNE DERMÂN ARAYAN GELSİN

 

RIZA'YA TÂLİP OLMAK İÇİN,
EMRE TÂBİ OLMAK GEREKİR

 

SEN SEN OLDUĞUN SÜRECE
O SENDE ZUHUR ETMEZ

 

BİRİNE KUL OLACAKSIN Kİ,
BİNİNE KUL OLABİL,
BİNİNE KUL OLACAKSIN Kİ,
BİRİNE KUL OLABİL

 

ATEŞİNDE ERİTİP BİR POTADA
"ASLININ ASLINI" TAHLİL İLE GEL

 

PADİŞAH-I ÂLEM OLMAK BİR KURU KAVGA İMİŞ
BİR VELÎ'YE BENDE OLMAK, HEPSİNDEN ÂLÂ İMİŞ

 

MECZUB OLMAMAK, CAZİP OLMAK GEREK!

 

ELLERİ KÂRDA, GÖNLÜ YARDA

 

TAKVÂ EHLİ,
KENDİSİNİ SADECE KENDİSİYLE KIYASLAYANDIR

 

TÂC MÂRİFET TÂCIDIR, SANMA GAYRI TÂC OLA
TAKLİT İLE TOK OLAN, HAKİKATTE AC OLA

 

DEVE HACI OLMAZ,
GİTMEKLE MEKKE'YE,
EŞEK DERVİŞ OLMAZ,
TAŞ TAŞIMAKLA TEKKE'YE

 

GÖRENEDİR GÖRENE
KÖRE NEDİR, KÖRE NE?

 

KIRK DERVİŞ BİR KİLİME SIĞARMIŞ,
İKİ FİRAVUN DÜNYAYA SIĞMAZMIŞ

 

DERVİŞ MÜLHİME'YE ERMEDEN MÜRŞİT'LE;
KUL MUTMAİNNE'YE ERMEDEN ALLAH'LA MUHATTAB OLAMAZ

 

DERVİŞ, HİÇ OLMAZSA(EN AZ),
MÜLHİME'DE OLUR

 

DERVİŞ AMACI NİYETTE GÖRÜR

 

DERVİŞ'İN BİRİNCİ GÖREVİ,
SIR SAKLAMAKTIR

 

DERVİŞLİK UÇMAK İLE BAŞLAR 

 

DAHA ÖNCE GİTTİĞİ YERİ BİLMEYENE HAYVAN
BİLDİĞİ YERE GİDENE DERVİŞ DENİR

 

HÜRSÜN, HESABINI VERİRSİN

 

ERBÂBINA KONUŞULUR

 

SOHBETİN HAKKI DİNLEMEKTİR

 

CEMİYETİNİZDE MUHABBETİ YAYINIZ

 

DERTLİLERE DEVÂ
HASTALARA ŞİFÂ
BORÇLULARA EDÂ

 

HAKK'I HAKK GÖRÜP TÂBİ OLMAK
BÂTIL'I BÂTIL GÖRÜP KAÇINMAK

 

MUHABBET OLMADAN SADÂKÂT OLMAZ

 

MUHABBET BİR ANAHTARDIR AÇAR BAB-I DİLİ ELBET
MUHABBET MANEVİ GÜLDÜR, KOKAR, MECLİS OLUR CENNET

 

ÖYLE BİR MUHABBET ORTAYA KOYARLAR Kİ,
SENİ SANA UNUTTURURLAR

 

MUHABBET'TEN MUHAMMED OLDU HASIL,
MUHAMMED'SİZ MUHABBET'TEN NE HASIL?

 

HZ. MUHAMMED'İN DUY ADI MUHAMMED
HUY ADI MUSTAFA
SOY ADI ALLAH

 

SIDDIKİYET MAKAMININ/YOLUNUN BAŞLANGICI KİŞİDE,
MAKAMI ALLAH'A AİTTİR

 

GÖNÜLDEN KABUL EDECEKSİN Kİ,
BEREKETİNİ ELBET GÖRÜRSÜN

 

TAHSİL EDEYİM DERKEN,
TAHSİL OLUNURSUNUZ

 

AMELLERİN EN HAYIRLISI,
AZ DA OLSA SÜREKLİ OLANDIR

 

GÜL ALIR, GÜL SATARLAR
GÜLDEN TERAZİ YAPARLAR
GÜLÜ GÜLLE TARTARLAR
ÇARŞI PAZARI GÜLDÜR GÜL

 

HAYAT-I CÂVİDÂNI ŞEYHİMDEN SUAL ETTİM,
"OĞUL, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK GEREK" DEDİ, İNTİKAL ETTİM

 

PADİŞAH KONMAZ SARAYA, HÂNE MA'MÛR OLMADAN,
SİL, SÜPÜR AĞYÂRI DİLDEN, TÂ TECELLİ EDE HAKK

 

ANA RAHMİ'NDEN DOĞDUK,
GELDİK PAZARA
BİR KEFENİ ALDIK, DÖNDÜK MEZARA

 

AŞK'A İTİBARINIZ VAR MI?

 

YANMAKTIR KÂRIM
ÂTEŞİ AŞKA

 

ŞERLERİN EN BÜYÜĞÜ
HİÇBİR ŞEY YAPMAMAKTIR

 

TAŞ ATAN BİZDEN,
TAŞ ATTIRAN BİZDEN DEĞİLDİR

 

HADDİNİ BİLMEYENE HADDİNİ BİLDİRMEK,
KIRK YETİME KAFTAN GİYDİRMEK

 

MÜNÂFIK'IN AMELİ, NİYETİNDEN,
MÜMİN'İN NİYETİ, AMELİNDEN HAYIRLIDIR

 

AMELİ ÂDETTEN AYIRAN ŞEY NİYETTİR

 

ÇALIŞMAMAK EN BÜYÜK ŞANSSIZLIKTIR

 

NEFSİNİ BİR ŞEYLE MEŞGUL ETMEZSEN,
O SANA MUHAKKAK MEŞGUL OLUNACAK BİR ŞEY BULUR

 

NİYET HAYIR, ÂKIBET HAYIR

 

BİR KAPIDA, HER KAPIDA
HER KAPIDA, HİÇ KAPIDA

 

BULAMAMIŞ OLMAK,
YOK ANLAMINA GELMEZ

 

KALBİN AKSİ KÂİNAT
KALP İÇİNDE SIRR-I ZÂT

 



 

GEL İBRAHİM'DEN İSMAİL'E

GEL DEHLİZ'DEN HANE'YE

GEL DIŞ'TAN İÇ'E

GEL NEFİS'TEN RUH'A

GEL HALK'TAN HALVET'E

GEL SEVGİSİZLİK'TEN SEVGİ'YE

GEL ŞEKİL'DEN MANA'YA

GEL YOKLUK'TAN VARLIĞA

GEL GÖZ'DEN KALP GÖZÜ'NE

GEL AĞAÇLAR'DAN TOHUM'A

GEL KABUK'TAN ÇEKİRDEĞE

GEL FİKİRLER'DEN CEBBAR'A

GEL SOPA'DAN VURAN'A

GEL DAİRE'DEN NOKTA'YA

GEL GAFLET'TEN HUZUR'A

GEL UNUTKANLIK'TAN İRFAN'A

GEL TELAFFUZ'DAN ZİHNE

GEL ECNEBİLER'DEN DOST'A

GEL DAL'DAN KÖK'E

GEL BAŞKASI'NDAN KENDİN'E

GEL KALB'DEN KALIB'A

GEL DEĞİRMEN'DEN SU'YA

GEL HALK'TAN EMRE

GEL İTİRAZ'DAN TESLİM'E

GEL VÜCUT'TAN FENA'YA

GEL İÇMEK'TEN SUSUZLUĞA

GEL YATAK'TAN HASIR'A

GEL BAKIŞLAR'DAN AN'A

GEL CEHİL'DEN İRFAN'A

GEL NEFSİN'DEN RABBİN'E GEL AŞIK'TAN GÜZEL'E

GEL EŞİK'TEN MECLİS'E

GEL TEDBİR'DEN TAKDİR'E

GEL HAPİS'TEN FÜTUH'A

GEL ÇOKLUK'TAN TEKLİĞE

GEL KORKU'DAN SEVGİ'YE

GEL İNSANLAR'DAN MEVLÂ'YA

GEL YALNIZLIK'TAN KAVUŞMAYA

GEL ŞEKİL'DEN SİYRET'E

GEL SIFATLAR'DAN ZAT'A

GEL YAPMACIKLIK'TAN SEVGİ'YE

GEL SEÇİCİLİK'TEN SEÇİLMİŞLİĞE

GEL KALEM'DEN KÂTİB'E

GEL SÜT'TEN TEREYAĞI'NA

GEL KARANLIK'TAN NUR'A

GEL CEHENNEM'DEN CENNET'E

GEL SÖZ'DEN HAL'E

GEL DÜŞMANLAR'DAN ŞEVKATLİ'YE

GEL HİCRAN'DAN VASLA

GEL KUSUR'DAN ZİYNET'E

GEL NAKIŞLAR'DAN NAKKAŞ'A

GEL ZİRVE'DEN HAVA'YA

GEL ÂRAZ'DAN CEVHER'E

GEL HAREKET'TEN SÜKÛN'A

GEL FENA'DAN BEKÂ'YA

GEL GÜÇ'TEN EYLEM'E

GEL YEMEK'TEN TAZE SÜT'E

GEL HAYAL'DEN GERÇEĞE

GEL I BULUŞA

GEL RABBİN'DEN NEFSİN'E

GEL KAPI'DAN HALVET'E

GEL ECNEBİLER'DEN AİLE'YE

GEL KALIP'TAN KALBE

GEL HALK'TAN YARATICI'YA

GEL ŞEHVET'TEN LEZZET'E

GEL AKIL'DAN AŞK'A

GEL FÂNİ'DEN BÂKİ'YE

GEL RAKİP'TEN DOST'A

GEL DALGALAR'DAN DENİZ'E

GEL ÂLEM'DEN KALBİN'E

GEL ŞEKİLLER'DEN ŞU AN'A

GEL PERDELER'DEN PERDEDAR'A

GEL HARFLER'DEN NOKTA'YA

GEL SAYILAR'DAN TEK'E

GEL CAHİLLİK'TEN İLME

GEL YANSIMA'DAN AYNA'YA

GEL ALAKALAR'DAN FERD'E

GEL AHMAK'TAN AKILLI'YA

GEL UYKU'DAN UYKUSUZLUĞA

GEL GÖLGE'DEN ŞAHSA

GEL TOZ'DAN RÜZGÂR'A

GEL İSİMLER'DEN ZAT'A

GEL ENDİŞE'DEN TEVEKKÜL'E

GEL NAHOŞLUK'TAN RIZA'YA

GEL TOKLUK'TAN AÇLIĞA

GEL KONUŞMAK'TAN SÜKÛT'A

GEL SEFER'DEN HAZAR'A

GEL BORÇ'TAN NAKİT'E

GEL DÜŞÜNCE'DEN ZAHİR'E

GEL BÂTIN'DAN ZAHİR'E

GEL ARKADAŞLAR'DAN SOHBET'E

GEL DAĞLAR'DAN DÜZLÜĞE

GEL SEBEBLER'DEN RABB'E

GEL RIZIK'DAN RAZIK'A

GEL ZİLLET'TEN İZZET'E

GEL FİKİR'DEN ŞEVK'E

GEL ŞARAP'TAN SAKİ'YE

GEL HASTALIKLAR'DAN HEKİM'E

GEL ÖMÜR'DEN ZAMAN'A

GEL KALBİN'DEN RABBİN'E

GEL EVHAM'DAN AŞİKÂRLIĞA

GEL AT'TAN BİNİCİ'YE

GEL SÖZ'DEN NÜKTE'YE

GEL İSİMLER'DEN MAKSUD'A

GEL GAZAB'DAN HOŞGÖRÜ'YE

GEL HAYAT'TAN ÖLÜM'E

GEL DİKEN'DEN GÜL'E

GEL ZALİM'DEN MERHAMETLİ'YE

GEL KÖPÜK'TEN NEHİR'E

GEL AKİS'TEN ÇEHRE'YE

GEL ŞÜPHELİ'DEN AŞİKÂR'A

GEL TOZ DUMANDAN

GEL TEDBİR'DEN TEFVİZ'E

GEL ÖNLEM'DEN ALLAH'IN KAZASI'NA

GEL TEMBELLİK'TEN ÇALIŞKANLIĞA

GEL HALK'TAN EVLER'E

GEL HABER'DEN NAZAR'A

GEL TEFRİKA'DAN VECD'E

GEL GAYİP'TEN HAZIR'A

GEL İLK'TEN AHİR'E

 

ŞEYH İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİNİN TALEBESİ İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNE VERDİĞİ 120 YANIT.

 



 

SELÂM SANA EY RUH'UM

SELÂM SANA EY ASL'IM

SELÂM SANA EY NUR'UM

SELÂM SANA EY GÜNEŞ'İM

SELÂM SANA EY ARKADAŞ'IM

SELÂM SANA EY DELİL'İM

SELÂM SANA EY TAC'IM

SELÂM SANA EY GÖZETİCİ'M

SELÂM SANA EY ARSLAN'IM

SELÂM SANA EY SIR'RIM

SELÂM SANA EY İSTEĞİM

SELÂM SANA EY İRFAN'IM

SELÂM SANA EY ŞEVK'İM

SELÂM SANA EY KIBLE'M

SELÂM SANA EY DELİL'İM

SELÂM SANA EY KALB'İM

SELÂM SANA EY GÖĞSÜM

SELÂM SANA EY AKL'IM

SELÂM SANA EY MAKSUD'UM

SELÂM SANA EY CÖMERTLİĞİM

SELÂM SANA EY RAHMET'İM

SELÂM SANA EY ÇEŞME'M

SELÂM SANA EY İSM'İM

SELÂM SANA EY MEDH'İM

SELÂM SANA EY MEDET'İM

SELÂM SANA EY KULAĞ'IM

SELÂM SANA EY RUH'UM

SELÂM SANA EY ŞEVK'İM

SELÂM SANA EY BABA'M

SELÂM SANA EY ZAHİR'İM

SELÂM SANA EY GEMİCİ'M

SELÂM SANA EY VASL'IM

SELÂM SANA EY SÜRUR'UM

SELÂM SANA EY FÜTUH'UM

SELÂM SANA EY YOL'UM

SELÂM SANA EY HİDAYET'İM

SELÂM SANA EY MİRAC'IM

SELÂM SANA EY YAKIN'IM

SELÂM SANA EY CİĞER'İM

SELÂM SANA EY SETR'İM

SELÂM SANA EY SEVDİĞİM

SELÂM SANA EY REHBER'İM

SELÂM SANA EY ZEVK'İM

SELÂM SANA EY KÂBE'M

SELÂM SANA EY SULTAN'IM

SELÂM SANA EY CENNET'İM

SELÂM SANA EY DOLUNAY'IM

SELÂM SANA EY KALB'İM

SELÂM SANA EY SEVGİLİ'M

SELÂM SANA EY VARLIĞIM

SELÂM SANA EY İZZET'İM

SELÂM SANA EY OKYANUS'UM

SELÂM SANA EY SURET'İM

SELÂM SANA EY VARLIĞIM

SELÂM SANA EY İMDAD'IM

SELÂM SANA EY BÜTÜN'ÜM

SELÂM SANA EY LİSAN'IM

SELÂM SANA EY KUVVET'İM

SELÂM SANA EY ANNE'M

SELÂM SANA EY BATIN'IM

SELÂM SANA EY GEMİ'M

SELÂM SANA EY GÖNLÜM

SELÂM SANA EY HUZUR'UM

SELÂM SANA EY DOST'UM

SELÂM SANA EY EFENDİ'M

SELÂM SANA EY GÖZ'ÜM

SELÂM SANA EY SIĞINAĞIM

SELÂM SANA EY HOCA'M

SELÂM SANA EY İLM'İM

SELÂM SANA EY ENİYSİM

SELÂM SANA EY SEVGİLİ'M

SELÂM SANA EY DERMAN'IM

SELÂM SANA EY EMEL'İM

SELÂM SANA EY SU VEREN'İM

SELÂM SANA EY SIRT'IM

SELÂM SANA EY BOSTAN'IM

SELÂM SANA EY CAN'IM

SELÂM SANA EY DOST'UM

SELÂM SANA EY AYNA'M

SELÂM SANA EY RUHSAT'IM

SELÂM SANA EY DIŞ ÂLEM'İM

SELÂM SANA EY İSTEYEN'İM

SELÂM SANA EY TEVHİD'İM

SELÂM SANA EY YOKLUĞUM

SELÂM SANA EY EFENDİ'M

SELÂM SANA EY AZİZ'İM

SELÂM SANA EY VAKTİ'M

SELÂM SANA EY ÂDEM'İM

SELÂM SANA EY EVVEL'İM

SELÂM SANA EY YÜCELİĞİM

SELÂM SANA EY HAZİNE'M

SELÂM SANA EY MURAD'IM

SELÂM SANA EY GÜZELLİĞİM

SELÂM SANA EY ŞEFKATLİ'M

SELÂM SANA EY DAYANAĞIM

SELÂM SANA EY ZİYNET'İM

SELÂM SANA EY İNAYET'İM

SELÂM SANA EY AVCI'M

SELÂM SANA EY HİLM'İM

SELÂM SANA EY CELİS'İM

SELÂM SANA EY TABİB'İM

SELÂM SANA EY ŞİFA'M

SELÂM SANA EY ZENGİNLİĞİM

SELÂM SANA EY DERMAN'IM

SELÂM SANA EY YARDIMCI'M

SELÂM SANA EY REYHAN'IM

SELÂM SANA EY GÜNEŞ'İM

SELÂM SANA EY GÜZEL'İM

SELÂM SANA EY ZAT'IM

SELÂM SANA EY FIRSAT'IM

SELÂM SANA EY İÇ ÂLEM'İM

SELÂM SANA EY CEZBEDEN'İM

SELÂM SANA EY TA'ZİM'İM

SELÂM SANA EY İFTİHAR'IM

SELÂM SANA EY SULTAN'IM

SELÂM SANA EY LEZZET'İM

SELÂM SANA EY ŞEREF'İM

SELÂM SANA EY ÂLEM'İM

SELÂM SANA EY ÂHİR'İM

SELÂM SANA EY TILLO'LUM

 

İBRAHİM HAKKI HAZRETLERİNİN, ÜSTADI İSMAİL FAKİRULLAH HAZRETLERİNİ İLK GÖRDÜĞÜNDE VERDİĞİ 120 SELÂM.

 



 

EVVEL TEVHİD'İ ZİKR ET
SONRA CÜRM'ÜNÜ FİKR ET
VAR YOLUNA, DOĞRU GİT
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

BİR ŞEYH'İ KÂMİL ARA
NİÇİN OLDUN AVÂRE
HEMEN SÖZ TUT BİÇÂRE
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

RÜYAYA YALAN KATMA
ELDEN SÖZ ALIP SATMA
VAKTİ SEHERDE YATMA
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

HER YERDE AYAK BASMA
İHSANDAN ELİN KESME
ÇOK SÖZE KULAK ASMA
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

GAFLET İLE ÇALIŞMA
ÇOK GEZMEYE ALIŞMA
HİÇBİR ŞEYE İLİŞME
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

HAK SÖZE İNAT ETME
REFİKSİZ YOLA GİTME
EYVALLAH'I TERK ETME
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

ŞEYHLİKTE KUSUR GÖRME
MECLİSİNDE ÇOK DURMA
NAFİLE YERE YORMA
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

HARAM LOKMAYI YUTMA
HİÇKİMSEYE KİN TUTMA
ŞEYH VEFA'YI UNUTMA
DERVİŞ OLAYIM DERSEN

 

 

 

ÂŞIK OLDUR KİM KILÂR
CANIN FEDÂ CÂNÂNINA

MEYL-İ CÂNÂN ETMESİN
HER KİM Kİ KIYMAZ CÂNINÂ

 

CÂNI KİM CÂNÂNI İÇİN SEVE
CÂNÂNIN SEVER

CÂNI İÇİN KİM Kİ CÂNÂNIN SEVER
CÂNIN SEVER

 

 

 

ZÂHİD BİZE TÂN EYLEME
HAK İSMİ OKUR DİLİMİZ
SAKIN EFSANE SÖYLEME
HAZRETE VARIR YOLUMUZ

HER KİM BU TARİK'E GİRDİ
HASEN'ÜL BASRİ'YE GİRDİ

ERENLERİN ÇOKTUR YOLU
CÜMLESİNE DEDİK BELÎ
KO DESİNLER BİZE DELİ
USLUDAN YEĞDİR DELİMİZ

TEVHİD EDEN DELİ OLMAZ
ALLAH DİYEN MAHRUM KALMAZ
HER SEHER AÇILIR SOLMAZ
BAHARA ERER GÜLÜM

SAYILMAYIZ PARMAK İLE
TÜKENMEYİZ KIRMAK İLE
TAŞRAMIZDAN SORMAK İLE
DIŞARIMIZDAN SORMAK İLE
HİÇ BİLİNMEZ AHVALİMİZ

MUHYÎ, SANA OLAN HİMMET
ÂŞIK İSEN CANA MİNNET
DERVİŞ İSEN CANAN MİNNET
ELİF ALLAH
MİM MUHAMMED
KİSVEMİZDEDİR DÂLİMİZ

 

 

 

GÖSTER CEMÂLİN ŞEMİNİ
YANSIN ODA PERVÂNELER
DEVLET DEĞİL Mİ ÂŞIKA
ŞEMİNE KARŞI YÂNELER

CEVR Ü CEFA ETMEK İLE
ŞEMSİ SENİ TERK EYLEMEZ
SEN SANMA Kİ SENİ SEVEN
HÂŞÂ SENDEN USÂNELER

 

 

 

CİHANDA CENNET'ÜL ME'VÂ MUVAFIK-I YÂR-I HEM DEMDİR
MUHALİF ŞAHSA REFÎK OLMAK KİŞİ İÇÜN CEHENNEMDİR

 

 

 

SEN BİR KORUK SERVİSİN
HEMEN ŞÖYLE DURURSUN
SEN BİR PALAZ YAVRUSU
KUŞ KANATSIZ UÇAR MI?

HAKK'A ÂŞIK OLANLAR
ZİKRULLAHTAN KAÇAR MI?
ÂRİF OLAN GEVHERİ
YOK YERLERE SAÇAR MI?

GELSİN MARİFET ALAN
YOKTUR SÖZÜMDE YALAN
EMMÂRE'YE KUL OLAN
HAYR'I, ŞER'İ SEÇER Mİ?

GERÇEK, SÖZDÜR! YÂRENLER
GÖRDÜM DEMEZ GÖRENLER
KERÂMETE ERENLER
GİZLİ SIRRI AÇAR MI?

ÜFTÂDE YANIP TÜTER
BÜLBÜLLER GİBİ ÖTER
DERVİŞLERE TAŞ ATAN
İMAN İLE GÖÇER Mİ?

 

 

 

KENDİ HÜSNÜN HÛBLAR ŞEKLİNDE PEYDÂ EYLEDİN
ÇEŞM-İ ÂŞIKDAN DÖNÜP SONRA TEMÂŞÂ EYLEDİN

 

 

 

ŞEKİLDE KALMIŞ NİCESİ
DAVA-İ HAKK EĞLENCESİ
DÜNYAYI TUTMUŞ PENÇESİ
KALBİNDE YOK AŞKTAN NİŞAN

 

 

 

DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYENİ DİNLERLER )

DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN RAHAT EDER )

DİNLEYEN DİNLENİR
( DİNLEYEN DİN SAHİBİ OLUR )

 

 

 

AHMAK LAKLAK EDER
CÂHİL İNAT EDER
ÂLİM KELÂM EDER
KÂMİL SÜKÛT EDER
ÂRİF SEYREDER

 

 

 

EDEB YA HÛ
( Edeb'i bilen içindir. Edebsizliğe uyarı için değildir. Edebsize gösterilmez! (Hatta, yeri geldiğinde uyarmak/göstermek edebsizliktir. ) )

 

 

 

SUİZAN'DAN(KÖTÜ DÜŞÜNCEDEN) ÖNCE 70 NEDEN ARA,
BİR NEDEN BULAMADIĞINDA, "BİLMEDİĞİM 71. NEDEN VARDIR" DE!

 

 

 

DAMLAMIZ DERYAYA SALDIK BİZ BUGÜN
DAMLA NİCE ANLAR
DERYA OLAN ANLAR

HAYVAN NİCE ANLAR
HAYRAN OLAN ANLAR

 

 

 

VAHDET-İ HAKK'I DUYANIN DİLİ LÂLDİR, AKLI MAT

 

 

 

HER NE SÖZ Kİ SÖYLENİR ÂLEMDE TÜRKÎ, YA ARAP,
TUT KULAĞIN Kİ, SANADIR CÜMLE DİLLERDEN HİTAP

 

 

 

HER ZERRE YEKSÂN
HER ZERRE RAKSÂN
UÇUP GİDERLER KEMÂLE DOĞRU

 

 

 

DERMAN ARARDIM DERDİME, DERDİM BANA DERMAN İMİŞ,
SAVM-I SALÂT-I HAC İLE SANMA ZÂHİD BİTER İŞİN,
İNSAN-I KÂMİL OLMAĞA, LÂZIM OLAN, İRFÂN İMİŞ

 

 

 

HATAYI HAL ÇAĞINDA
HAKK, GÖNÜL ALÇAĞINDA
KÂBE YAPMAKTAN YEĞDİR
BİR GÖNÜL ALÇAĞINDA

 

 

 

SÖVENE DİLSİZ GEREK
VURANA ELSİZ GEREK
DERVİŞ GÖNÜLSÜZ GEREK
SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

 

 

 

TAŞ YEŞERMEZ GEÇMİŞ OLSA DA NEVBAHAR
TOPRAK OL DA BAK NASIL GÜLLER AÇAR
TAŞ GİBİ İDİN ÇOK GÖNÜL KIRDIN YETER
TOPRAK OL ÜSTÜNDE HOŞ GÜLLER BİTER

 

 

 

GÖNÜL! SANA DEMEDİM Mİ SEVME DOKUZ YÂR!
SEKİZDE VEFÂ OLMAZ ASLÂ, YEDİDE ZİNHÂR,
ALTIYLA BEŞ, DÖRT İLE ÜÇ BAŞA ÇIKILMAZ,
SEVER İSEN, İKİ DE OLMAZ, SEVMELİ BİR YÂR

 

 

 

BİR SEMÂVÎ NAĞME İCÂD EYLE Kİ
CİBRİL-İ AŞK/IŞK, ŞEHBER-İ KUTSÎSİNİ MIZRÂB-I SÂZ ETSİN SANA

 

 

 

GAZEL-İ NOKTA

KALEM-İ SUN'-I EZEL HER NE Kİ TAHRÎR ETDİ
KAYD EDİP SAHF-I EBEDDE ANI TAKRÎR ETDİ

EVVEL Ü ÂHİRİ BİR NOKTADA CEM' ETMİŞ İDİ
FASL İÇÜN BAST-I HURÛF EYLEDİ TEKSÎR ETDİ

SÜR'AT-İ DEVR İLE BİR DÂ'İRE ÇEKMİŞ NOKTA
BAKSAN OL DÂ'İREDE NOKTAYI TASVÎR ETDİ

KOYDU OL NOKTANIN AYNINI GÖNÜL DÎDESİNE
MERDÜM-İ DÎDEYİ AKSİ İLE TENVÎR ETDİ

NÜKTEYİ DUYDU SEZÂYÎ DEHEN-İ YÂRİ SORUP
NOKTANIN SIRRINI ÂRİFLERE TAKRÎR ETDİ

HASAN SEZÂYÎ

 

 

 

NOKTA

Gel gönül gel, âşık ol,
İki âlemlere dol,
Her taraf nokta oldu,
Bir noktada olmaz yol.

 

 

 

KASÎDE

SANMA EY HÂCE Kİ, SENDEN ZER-Ü SİM İSTERLER;
YEVME LÂ YENFA'U'DA, KALB-İ SELİM İSTERLER...

BERZÂH-I HAVF-Ü RECÂDAN GEÇEGÖR, NÂ-KÂM OL;
DEM-İ ÂHİRDE NE ÜMMİD-Ü NE BİM İSTERLER...

ÂLEM-İ Bİ-MEH-İ HÜRŞİD-Ü FELEKTE HER GİZ,
NE MÜHENDİS, NE MÜNECCİM, NE HEKİM İSTERLER...

ÂLEM-İ KEŞF-İ MÂ'ANİDE ÇOK ESRAR AÇILIR;
GİREMEZ NEFS-İ GAZUB, ANDA HALİM İSTERLER...

SÂKİN-İ DERGEH-İ TESLİM-İ RİZA OL DAİM,
BER-MURAD ETMEĞE HİZMETTE MUKİM İSTERLER...

CÜRMÜNE MÛTERİF OL, TÂ'ATE MAĞRUR OLMA;
Kİ, ŞİFÂHANE-İ HİKMETTE SAKİM İSTERLER...

KIBLE-İ MÂ'NİYİ FEHMEYLEMEYEN KECREVLER,
SEHVİNE SECDE EDİP, ECR-İ ÂZİM İSTERLER...

EZBER ET NÜKTE-İ ESRAR-I DİLİ EY RUHİ,
HÂZIR OL, BEZM-İ İLÂHİDE NEDİM İSTERLER...

RUH-İ-BAĞDADİ

 

 

 

DEVRİYYE-İ EMREM YUNUS

İY YÂRÂNLAR İY KARDAŞLAR SORUN BANA KANDAYIDUM
DİNLERSENÜZ EYDİVEREM EZELÎ VATANDAYIDUM

EZELÎDEN DİLÜMDE UŞ TANRI BİRDÜR HAK'DUR RESÛL
BUNI BÖYLE BİLMEZİKEN BİR ACEB MAKÂMDAYIDUM

KÂLÛ BELÂ SÖYLENMEDEN TERTÎB DÜZEN EYLENMEDEN
HAK'DAN AYRU DEĞİLİDÜM OL ULU DÎVÂNDAYIDUM

YİRE BÜNYÂD URULMADAN ÂDEM DÜNYÂYA GELMEDEN
ÖKÜZ BALIK EYLENMEDEN BEN EZELÎ ANDAYIDUM

EYYÛB İLE DERDE ESÎR İNİLEDÜM ÇEKDÜM CEZÂ
BELKÎS İLE TAHT ÜZERE MÜHR-İ SÜLEYMÂN'DAYIDUM

YÛNUS İLE BALIK BENİ ÇEKDİ DEME YUTDI BİLE
ZEKERİYYÂ İLE KAÇDUM NÛH İLE TÛFÂN'DAYIDUM

ASÂ İLE MÛSÂ İLE KAÇDUM ÇIKDUM TÛR DAĞI'NA
İBRAHİM İLE MEKKE'YE BÜNYÂD BIRAĞANDAYIDUM

İSMÂİL'E ÇALDIM BIÇAK, BIÇAK BANA KÂR İTMEDİ
HAK BENİ ÂZÂD EYLEDİ KOÇ İLE KURBÂNDAYIDUM

YÛSUF İLE BEN KUYIDA YATDUM BİLE ÇEKDÜM CEZÂ
YA'KÛB İLE ÇOK AĞLADUM BULINCA FİGÂNDAYIDUM

Mİ'RÂC GİCESİ AHMED'ÜN DÖNDÜRDÜM ARŞ'DA NA'LİNİN
ÜVEYS İLE URDUM TÂCI MANSÛR İLE URGANDAYIDUM

ALÎ İLE URDUM KILIÇ ÖMER İLE ADL EYLEDÜM
ONSEKİZ YIL KÂF DAĞI'NDA HAMZA'YLA MEYDÂNDAYIDUM

YÛNUS SENÜN ÂŞIK CÂNUN EZELÎ AŞIKLAR İLE
OL ALLAH'UN DERGÂHINDA SEYRÂN U CEVLÂNDAYIDUM

 

 

 

ÇALABIM BİR ŞAR YARATMIŞ
İKİ CİHAN ARASINDA
BAKICAK DİDAR GÖRÜNÜR
OL ŞARIN KENARESİNDE

NÂGEHAN OL ŞARA VARDIM
OL ŞARI YAPILIR GÖRDÜM
BEN DAHİ BİLE YAPILDIM
TAŞ VE TOPRAK ARASINDA

OL ŞARDAN OKLAR ATILIR
GELİR CİĞERE BATILIR
ÂRİFLER SÖZÜ SATILIR
OL ŞARIN PAZARESİNDE

ŞAGİRDLERİ TAŞ YONARLAR
YONUP ÜSTÂDA SUNARLAR
ÇALABIN İSMİN ANARLAR
OL TAŞIN HER PÂRESİNDE

BU SÖZÜ ÂRİFLER ANLAR
CAHİLLER BİLMEYİP TANLAR
HACE BAYRAM KENDİ BANLAR
OL ŞARIN MİNÂRESİNDE

HACE BAYRAM-I VELİ

 

 

 

GÜNEŞ GİBİ OL
ŞEFKATTE, MERHAMETTE

GECE GİBİ OL
AYIPLARI ÖRTMEKTE

AKARSU GİBİ OL
KEREMDE, CÖMERTLİKTE

ÖLÜ GİBİ OL
ÖFKEDE, ASABİYETTE

TOPRAK GİBİ OL
TEVÂZÛDA, MAHVİYETTE

YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
YA DA
GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL!

 

 

 

TEKKELER

AZİZ MAHMUD HÜDAİ TEKKESİ

Üsküdar'da Doğancılar semti, Ahmet Çelebi Mahallesi'nde bulunmaktadır. Celveti tarikatı kurucusu Şeyh Aziz Mahmud Hüdai tarafından 1594-95 yıllan arasında yaptınlmıştır.Tekke külliye şeklinde olup mutfak, mezarlık, türbe, cami, tevhidhane, kütüphane, kadınlar bölümü ve evler bulunmaktadır.

Celveti tarikatı kişinin kendi benliğinden sıyrılarak topluma geri dönmesi gerektiğini, hem halk hem de Hak'la bir olduklarını kabul ederler. Celveti ayinlerine fatiha ve kelime-i tevhid ile başlanır. İlahiler, diğer tarikat ayinlerinden farklı olarak solo okunur, zikr esnasında zikredenler bedenlerini sağa eğerek, başlarını da sağa sola çevirerek hareket ettirirler. Ayin şeyhin duasıyla sona erer.

 

HÜSAMEDDİN UŞŞÂKÎ TEKKESİ

Kasımpaşa'da, Hacı Ahmet Efendi Mahallesi, Pir Hüsamettin Sokağı'ndadır. Şeyh Hasan Hüsameddin Uşşaki tarafından 16. yüzyılın son çeyreğinde kurulmuştur. Bazı kaynaklar ise tekkenin şeyhe III. Murad tarafından ihsan edildiğini belirtmektedir. Tekke'de tevhidhane, türbe, hazire, erkekler bölümü, kadınlar bölümü, mutfak ve şadırvan vardır. Ancak Cumhuriyet'le birlikte kapatılan tekke harap olmuş, 1982 yılında onarılmış ancak özgün yapısını kaybetmiştir.

Uşşaki Tarikatı Halvetiliğe bağlıdır ve 1592 veya 1594 yılları arasında Şeyh Hasan Hüsameddin Uşşaki tarafından kuıulmuştur. Uşşaki ayinlerinde cumhur ilahi, usul ilahisi, devran ilahisi gibi beste biçimleri icra edilir, zikir yapılır, ilahiler ve özel olarak düzenlenmiş dua demek olan gülbank okunur.

 

KADİRHANE

Tophane'de Firuz Ağa Mahallesi'nde Kâdiriler Yokuşu'nda yer almaktadır. 1166 yılında Abdülkadir Geylani tarafından Bağdat'ta kurulan Kadiri tarikatının İstanbul'daki merkezi olan tekke, 1630 yılında Hacı Piri tarafından inşa ettirilmiştir. Kadınlar Bölümü, Şeyh İsmail Rûmi Türbesi, mezarlık, erkekler bölümü, tevhidhane, cami, mutfak, kiler, bahçeler ve misafirhane bölümleri vardır.

Bu tekke İstanbul'daki tasavvuf kültürünün en parlak temsilcilerinden biridir. Tarikat ayinleri mensupları tarafından halen icra edilmektedir. Bu ayinlerde ayakta halka oluşturulup, bel hizasına kadar eğilip doğrularak veya beden ve baş sağa sola döndürülerek müzik eşliğinde dualar okunmakta, Allah'a ve Peygamber'e duyulan hürmet dile getirilmektedir.

 

KAŞGÂRÎ TEKKESİ

Eyüp'te Karyağdı Sokağı üzerindedir. Şeyh Yekçeşm el-Hac Mürteza Efendi tarafından 1745- 46 yıllarında yaptırılmıştır. Tekke'de cami, tevhidhane, kadınlar bölümü, erkekler bölümü, mutfak ve hamam bulunmaktadır. Kaşgâri Tekkesi Nakşibendi tarikatına bağlıdır. Tekke'nin son şeyhlerinden olan Seyyid Abdülhakim Arvasi etkileyici fikirleri ve şahsiyeti ile ünlü yazar Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerine sık sık konu ve kaynak teşkil etmiştir. Nakşibendi ayini zikr-i hafi denilen sessiz zikir ve müzik eşliğinde yapılan zikr-i cehri denilen sesli zikr olmak üzere iki farklı biçimde yapılmaktadır.

 

CERRÂHÎ TEKKESİ

Karagümıük'de Canfeda Camii Sokağı'ndadır. Sultan III. Ahmed tarafından 1703 yılında Nureddin Cerrahi için yaptırılmıştır.Tekkede, tevhidhane, türbe, erkekler bölümü, kadınlar bölümü bulunmaktadır. Özgün unsurlarını yitirmeden varlığını devam ettirebilen nadir tekkelerdendir.

Halvetilik'ten kol alan Cerrahi ayinleri bütün Halvetilerde olduğu gibi halka oluşturarak ve dönerek icra edilir. Ayinlerde Kur'an-ı Kerim, ilahiler ve tarikatın özel bir duası olan gülbank okunur, Cerrahi müziklerinin Türk Tasavvuf Musikisi'ne de önemli katkıları olmuştur.

 

ÖZBEKLER TEKKESİ

Üsküdar'da Hacı Hesna Hatun Mahallesi, Servili Köşk Sokağı üzerinde bulunmaktadır. 1752-53 yıllarında Abdullah Paşa tarafından kurulmuştur. Tekkenin ilk şeyhi Seyyid Hacı Hace Abdullah Efendi'dir. İlk kuruluşunda küçük ve sade bir yapı olan tekke, daha sonra yapılan eklemelerle tam teşekküllü bir tarikat tesisi haline gelmiştir. Tekke, derviş hücreleri, kadınlar kısmı, erkekler kısmı, mutfak, mescid-tevhidhane, bahçe ve mezarlıktan oluşmaktadır.

Özbekler Tekkesi Nakşibendi tarikatine bağlı ve sesli zikri benimseyen bir tekke olmuş, son döneminde aynı. tarikatın Halidi kolunu temsil etmiştir. Yüzlerce yıl Orta Asya'dan İstanbul'a gelen seyyah dervişlere barınak görevi gören tekke Kurtuluş Savaşı'nda da önemli bir rol oynamıştır. Tekkenin son şeyhi hukukçu Ata Efendi Kuva- yı Milliye hareketine destek vermiş, Karakol Cemiyeti'ne üye olarak İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırılmasında, gönüllülerin Anadoluya kaçmasında tekke bir merkez rolü üstlenmiştir. 1994 yılında restore edilen tekke faal değildir.

MEVLEVİHANELER

Konya'da Mevlana Celaleddin Rumi adına oğlu Sultan Veled tarafından 13. yüzyıl sonlarında kurulan Mevlevi Tarikatı mensuplarının bulunduğu tekkelere Mevlevihane denmektedir. Mevlevihaneler genellikle külliye biçiminde planlanmıştır. Merkezinde semahane, çevresinde türbe, mezarlık, Meydan-ı Şerif ve mescid yeralır.

Sema ayini adıyla tanınan Mevlevi ayininde önce namaz kılınır, Mesnevi beyitleri açıklanır, Naat'ı Mevlana okunur ve ney, rebab, kemençe, kudüm ve zil çalgılarıyla icra edilen müzik eşliğinde sema yapılır Detaylı bir yapıya sahip olan sema esnasında, semazenler sağ elleri yukarıya, sol elleri aşağıya bakar bir biçimde dönerler. Mevlevihaneler günümüzde de varlıklarını sürdürmektedir. En büyük tekkeler Galata, Yenikapı, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Üsküdar Mevlevihaneleridir.

 

SÜMBÜL EFENDİ TEKKESİ

Kocamustafapaşa semtinde, Ali Fakih Mahallesi'nde Kocamustafapaşa Külliyesi içindedir. 1490 yılında Sadrazam Koca Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.Tekke, bünyesinde yer aldığı külliyenin merkezini oluşturmaktadır. Bizans döneminde manastır olarak inşa edilip, sonradan camiye dönüştürülmüş olması nedeniyle iki ayrı mimari tarzın sentezi halindedir. Derviş hücreleri, cami-tevhidhane, kadınlar bölümü ve türbe gibi kısımlan vardır.Halvetiliğin Cemalilik kolundan ayrılan Sünbüli'lik, merkez tekkesi. İstanbul'da bulunan ilk tarikattır.Sünbüli ayinlerinde müzik eşliğinde ilahiler okunur, zikr yapılır. Sünbüli tekkelerinden ünlü musiki sanatçıları da yetişmiştir.

 

ŞAHKULU SULTAN TEKKESİ

Kadıköy'de, Merdivenköy Mahallesi'nde yer alır. İstanbul çevresindeki en eski Türk yapılanndandır. Bazı kaynaklara göre 1329 yılında Bizans- Osmanlı Pelekanon Savaşını Osmanlıların kazanmasından sonra Orhan Gazi tarafından bir Ahi zaviyesi olarak kurulmuştur. Burası uzun yıllar savaşcı kolonizatör dervişlerin Bizans'ı gözetleme faaliyetini üstlendiklerini ileri karakol niteliğini taşımıştır. Tekkenin ilk şeyhi olarak kabul edilen Şah Kulu'nun yaşamı kesin olarak bilinmemekle birlikte Bizanslılarca katledildiğine inanılmaktadır. Ayrıca farklı rivayetler de anlatılmaktadır. 15. yüzyıl sonlarında tekke Ahilerden Bektaşilere intikal etmiştir. Tarikat bundan sonra da Osmanlı topraklarındaki en önemli tekkelerinden biri olmuştur. Tekkenin dervişlere ikâmetgâh, ahırlar, kadınlar bölümü, aşevi, ayinlerin icra edildiği meydan evi, hamam, Şahkulu Sultan'ın türbesi çamaşırhane kısımlan vardır. Tekke'de Bektaşiliğe özgü semboller ile Osmanlı ampir üslubu bir arada yer almaktadır.

Hacı Bektaş Veli tarafından kurulan Bektaşilik tarikatında cem ayinleri kadın-erkek karışık yapılır. Ayin özel dua ve zikirlerin okunmasıyla başlar ve gülbank olarak isimlendirilen bir duanın okunmasıyla sona erer. Ayrıca saz eşliğinde semah ayini denen bir dini raks icra edilir.

 

YAHYÂ EFENDİ TEKKESİ

Beşiktaş'ta, Yıldız mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı'nda yeralmaktadır. Şeyh Yahya Efendi tarafından 1538'de kurulmuştur. Tekke mescid, tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir. Tekkeye zaman içinde farklı mekanlar eklenmiştir. Bu durum yapıyı girift ve aynı zamanda organik bir hale getirmiştir. Tekkenin bir diğer özelliği ise mimari yapıların doğal çevre ile kurduğu yakın ilişkidir. Yahya Efendi Tekkesi, postnişin olan Yahya Efendi zamanında Üveysilik olarak adlandırılan tasavvuf ekolüne bağlanmıştır. Daha sorıra tekke Kadiriliğe ve Nakşibendiliğe intisap etmiş ancak Üveysiliğin etkisi de devam etmiştir.

 

Kaynak: İstanbul Büyükşehir Belediyesi

 

 

TIKANDI BABA

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

"Tıkandı baba, çay getir! Tıkandı baba, oralet getir!" vb.

Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.

Baba hele anlat bakalım, nedir bu "Tıkandı Baba" meselesi?

"Uzun mesele evlât" demiş, Tıkandı Baba.

"Anlat baba anlat, merak ettim" deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı Baba da peki deyip başlamış anlatmaya...

"Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. 'Benimki de onlarınki kadar aksın' diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.
Bu sefer içimden 'Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın' dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve 'Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık' dedi.

O gün bu gün adım "Tıkandı Baba"ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz."

Tıkandı Baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına...

"Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz."

Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba'ya baklavaları vermişler.

Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.

"Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş.

Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin gereksinimlerini gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya...

"Taze baklava, güzel baklava!"

Bu esnada oradan geçen bir Yahudi, baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı antlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin gereksinimlerinin bir kısmını karşılamış.

Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış, yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, öteki dilim öteki dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın...

Ertesi akşam, Yahudi, acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye.

Sultan'ın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin öbür gereksinimlerini karşılamak için aynı yere gitmiş.

Yahudi, hiçbir şey olmamış gibi,

"Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım", demiş.

Tıkandı Baba da, "Peki" demiş ve antlaşmışlar. Tıkandı Baba'ya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı Baba'dan baklavaları satın almış.

Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut;

"Bizim Tıkandı Baba'ya bir bakalım" deyip Tıkandı Baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama bir de ne görsün, Tıkandı Baba eskisi gibi darmadağın.

Sultan;

"Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?" demiş.

"Geldi sultanım."

"Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?"

"Satıp evin gereksinimlerini giderdim, sağolasınız, duacınızım."

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

"Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel", deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.

"Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır, küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir" demiş.

Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.

Sultan;

"Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar" demiş ve askerlerden birini çağırmış.

"Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin" demiş.

Padişahın adamları peki deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.

"Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım", demişler. Baba,

"Niçin?" demiş. Askerler,

"Hele sen bir beğen bakalım" demişler.

Tıkandı Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.

"Ne olacak şimdi?" demiş.

"Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı" demiş.

Tıkandı Baba taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş.

Askerler bu durumu Padişah'a haber vermişler. İşte o zaman, Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABÛD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

 

Çeşmenizin suyu bol olsun.

 

 

 

CAHİL

Hırsızlıkta mâhir, hayvancasına,
Girer hücûm eder, gül goncasına,
Bilmez de takılır şer kancasına,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Zamanı gelmeden, ayağa kalkar,
Girer bir bahçeye, her yanı yıkar,
Sohbet etse onun kelâmı kokar,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Ok gibi batıyor, söylerse sözü,
Cahilin güler mi, ateşten yüzü,
Harama seyreder her vakit gözü,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Konuşurken sanki, ediyor savaş,
Her daim sert söyler, hiç bilmez yavaş,
Güleç yüzü olmaz, daim çatar kaş,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Yüreği katıdır, bir dem gülmez,
İyiyi kötüyü, bakıp bilemez,
Suçunun affını Hakk'tan dilemez,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Sefânın yerine, çekerler azap,
Bir zaman kâr etmez, onlara hitap,
Neylesin onlara inen dört kitap,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Muhammed neyledi Ebûcehil'e...
Her daim isterdi imana gele,
Nûru bırakıp da, bakardı küle,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

Gelip geçenlerden Emre! al ibret!
Etsen, inkâr eder, onlara hizmet,
Sen şefkat edersin, ederler hiddet,
Cahil, zalim! denmiş, yerli yerince.

 

 

 

ÇAKAL DEĞİL, ASLAN OL!

Kâmilin biri zenginmiş ve bir oğlu varmış. Şeyhin müritlerinden biri de tüccarmış. Ona diyor ki:
"Benim çocuk ticarettn anlamıyor. Onu yanına vereyim, sermaye de vereyim, ortak olun!" Teklif müridin hoşuna gider. Başlarlar, Bağdat'tan Şam'a gidip gelmeye. Birkaç seferden sonra çok para kazanınca, müritte hırs başlar, çocuğu başından savmaya çalışır.

Çocuğa:
"Baban çok zengin fakat o kadar da tamahkâr. Senin böyle güneşler altında yanmana râzı oluyor. Halbuki, babanın parası o kadar çok ki, kaşıkla yesen bitmez. Sonra biliyorsun ki, Allah Rezzâk-ı Âlem'dir, hiçbir kulunu rızıksız bırakmaz."

Böyle konuşurken, yüksek bir ağacın altındaki bir çeşme başındalarmış. O sırada bir arslan, katmış önüne bir tosunu kovalıyor. Hayvancağız çeşmeye doğru koşuyor ki, belki onlar beni kurtarır, diye. Tüccarla çocuk hemen ağaca çıkarlar. Arslan tosunu parçalar, kalbini yer. Daha sonra da çakallar gelip arslanın artıklarını yerler. Adam fırsatı kaçırmaz ve çocuğa:
"Görüyor musun? Allah tosunu parçalattı, şu çakalcağızların rızkını çıkarttı. İşte, Allah böyle bir Rezzâk-ı Âlem'dir."

Çocuk babasının yanına gidince, ticaretten vazgeçer.
Babası:
"Niçin kervanla gitmiyorsun?" diye sorunca, çocuk:
"Baba, sen bu kadar zenginsin, Allah da Rezzâk-ı Âlem. Ben burada otursam bile rızkımı verir benim" der ve yukarıdaki öyküyü anlatır.

Babası:
"Oğlum, ben senin çakal değil arslan olmanı ve avı parçalayıp artıklarını çakallara vermeni istemiştim." der.

 

 

 

BOŞ TESTİ

Bağdat ya da Yemen taraflarında, hükümdarın biri: "Herkes bana bir hediye getirsin!" diye ilân etmiş.

Herkes kendi aklına göre bir hediye götürmüş. Kimi at, kimi deve, kimi kumaş vs.

Fakir bir bedevî de karısıyla ne götürelim diye düşünür. Kadın:
"Çölde en değerli olan şey su. Biz de ona bir testi su götürelim!" der.

Adamın aklına yatar. Karı-koca kırk günde biriktirdikleri suyu bir testiye koyup kocası Bağdat'a gider. Padişahın sarayına varır ki, akıl almadık bir saray. Fakat kapılar kapalı. Kapıların önü mahşeri kalabalık. At, deve, halı, mücevher getirenler:
"Ey padişahımız! Al bu getirdiklerimizi de ne vereceksen ver de gidelim!" diye bağırıyorlar. Fakat kapılar hiçbirine açılmaz.

Bedevî:
"Benimki su. Su insana hayat verir. Onun için kapılar onlara açılmaz ama bana açılır! diye bekler.

Sonunda, kalabalığın sesi kesilsin diye sarayın etrafını gezmeye başlar. Bir de bakar ki berrak bir nehir. "Vay canına!"

Yaşamında sızıntı halindeki bir kaynaktan başka su görmeyen bedevî, nehrin suyundan bir avuç alıp içer ki, sanki Âb-ı Hayat.
"Aman Yâ Rabbî, ben ne hata etmişim... Sarayın kenarında gürül gürül tatlı su akan Padişah'a, bir testi acı su getirmişim!" diyerek omuzundaki testiyi "Comp!" diye nehre atar.

Padişah, nehrin kenarındaki gül fidanlarının arkasında, sevdikleriyle sohet ediyormuş. Testinin suda çıkardığı sesi duyunca soruyor:
"Nedir bu ses?"

Adamı bulup Padişah'ın huzuruna getirirler. Padişah sorar:
"Nereden geliyorsun?"
- "Yemen çöllerinden geldim. Sarayın kapısındakiler ne için gelmişlerse, ben de onun için gelmiştim. Çölden sana, en kıymetli şeyimi, kırk günde biriktirdiğim bir testi suyumu getirmiştim. Fakat baktım ki, sarayda gürül gürül su akıyor. Üzüldüm, testiyi fırlatıp suya attım."

Padişah:
"Benim ihsânıma işte sen lâyık oldun. Onların ellerinde birer varlık var. Onları verip yerine daha büyük bir şey, bir ihsan almak istiyorlar. Biz, ihsânımızı boş ellere teslim ederiz, dolu ellere değil. Sen testiyi atarak elin boş geldin. İş, bu kapıya eli boş gelmede..."

 

 

 

ÇAY FİNCANI

Bir üstad, tasavvuf incelemeleri yapmaya gelen bir üniversite profesörünü karşılar.

Konuğuna çay sunar. Profesörün fincanını doldurur ama durmaz.

Konuk profesör, taşan çaylara bakmaktadır. Bir süre sonra, kendini tutamayıp, patlar:
"Taştı! Artık almaz ki!"

Üstad: "Bu fincan gibi, sen de kendi düşüncelerin, kurgularınla dolusun. Önce fincanını boşaltmazsan, sana Tasavvuf'u nasıl anlatabilirim ki?"

 

 

 

TANISAN, GEREK KALMAZ

Zamanında Sultan Mahmud, tebdil gezermiş, her gün başka bir giysiyle...

Bir gün dilenci olmuş. "Allah rızası için!" diyerek dilenmeye başlamış.

Her zaman oralarda dilenen kör bir dilenci, bakıyor ki yabancı bir ses var, sormuş:
"Sen kimsin?" diye.
Sultan: "Dilenciyim" demiş.
Dilenci: "Başka yerde dilen, burası benim mıntıkam" demiş.
Sultan: "Ben sakatım, başka yere gidemem, beraber dilenelim. Ben değneğin ucundan tutayım, sen paraları topla, sonra bölüşürüz" demiş.

Antlaşmışlar ve müşterisi bol olan bir berber dükkânına girmişler.

Yeniçeriler oturmuşlar, Sultan'ın aleyhinde konuşuyorlarmış.

Kör: "Allah rızası için" deyince, herkes sadaka vermiş. Bol parayı gören kör, ortalıktan ayrılmak istemiş ama Sultan onu bırakmamış.

Berber yaman biriymiş. Sultan'ı gözünden tanımış.

Köre: "Ulan, değneğin ucundan tutanı tanısan, dilenmene gerek kalmaz" demiş.

 

 

 

 

ATTAR'IN OLUŞU

Attar'ı bir dilenci uyandırmış gaflet uykusundan. Bir gün bir dilenci gelmiş Attar'ın dükkanına. Attar, çerçi demektir. Dilenci Attar'a:
"Allah rızası için bir ekmek parası ver!" demiş. Attar aldırmamış.

Dilenci:
"Allah rızası için ekmek istedim vermedin. Halbuki sen benden Allah rızası için canımı isteseydin verirdim!" demiş.

Attar da şaka olsun diye:
"Haydi öl de görelim Allah rızası için!" deyince, dilenci torbasını bir yana, kendini bir yana atmış.

Attar önce inanmamış. Gidip adamı yoklamış ki buz gibi olmuş.

Bu olaydan çok etkilenen Attar, tüm malını mülkünü fakirlere dağıtmış, ondan sonra Attar olmuştur.

 

 

 

 

KARGAYLA GELEN...

Zamanında, büyük bir adam, sahip olduğukudreti herkese göstermezmiş. Ancak birkaç kişiyi yetiştirmeye çalışırmış. Bir gün talebelerinden biri:
"Bizim de çok arkadaşımız olsun!" diye rica eder. Adam bunun gereksiz olduğunu söylese de talebesi ısrar edince Hoca:
"Yarın filan caminin önünde ölü bir karga bulacaksın. Herkes başına toplandığı sırada o ölü karganın burnuna üfür. Karga canlanıp uçar, o adamlar da senin başına toplanırlar. Bu suretle arkadaşların çoğalmış olur." der.

Dediği gibi de olmuş. Millet, o kerâmet gösteren adamın başına toplanır ve talebe hocasının yanına gidecek zaman bulamaz. Bir gün usanır ve hocasına:
"Nasıl kurtulacağım bunların elinden?" der.

Hocası sorar: "Usandın mı?"
"Usandım!"
"Peki, yarın koltuğunun altına bağırsak al, yine o camiye git, bağırsaktan yellenmeye benzer ses çıkart!"

Talebe camide secdeye varırken , hocasının dediği gibi ses çıkarır. Bu sesi duyanlar:
"Ne yaptın yahu? Namazda böyle şey olur mu?" derler.
Talebe: "Oldu bir kere!" der.

Adamlar etrafından uzaklaşırlar, sadece iki-üç kişi kalır.

Hocasına gidip olanları anlatınca hocası:
"Böyledir işte. Kargayla gelen, kavarayla gider!"

 

 

 

 

KAMÇI

İbrahim Edhem'in yatağını her sabah bir başka câriye düzeltirmiş.

Bir gün câriyenin biri, yatağı düzeltirken imreniyor ve şu yatakta ben de yatayım biraz diyerek, yatağa uzanır, uyuyakalır.

O sırada Edhem gelir, câriyeyi kendi yatağında uyur görünce kızar, kırbaçlamaya başlar.

Câriye neye uğradığını bilmez, birden fırlar yataktan.

Edhem durmadan vururken, câriye gülermiş. Edhem buna hayret etmiş. Câriyeye sormuş:
"Seni dövdüğüm halde neden gülüyorsun?"

Câriye: "Ben şu yatakta ancak yarım saat yattım, bu kadar kamçı yedim. Burada yıllardır yatan sen, acaba ne kadar kamçı yiyeceksin?" deyince,

Edhem'i derin bir düşünce alır.

 

 

 

MOLLA KASIM

"Yunus, sen bu sözleri, eğri büğrü söyleme,
Seni sıygaya çeken, bir Molla Kasım gelir"

diye biten şiirimi göğsüme koyup, beni öyle defnedin! der.

Yunus öldükten çok sonra, Molla Kasım adında bir müftü gelir. Yunus'un şiirlerini görünce, onu zındıklıkla itham eder. Ona, toprakta bile yatmayı çok gördüğü için, kabrini açtırır.

Yunus'un göğsündeki o şiiri görünce tövbe eder, imana gelir.

 

 

 

HİZMET

Bâyezîd-i Bestâmî bir davete katılmış.

Yemek verilmiş. Yatsı namazı için orada bulunanlar abdest vs. işlerini görmekle meşgulmüş.

Bu sırada bir yaşlı bir adamın kendi başına bir köşede elindeki ibrikle abdest almaya çalıştığını görmüş.

Etrafta bu kadar, o yaşlı adama hizmet edecek kişi varken hiç kimsenin kalkıp da yardım etmemesi dikkatini çekmiş.

Fevkalâde ferâset sahibi olan Bâyezîd-i Bestâmî, yaşlı adamın yanına gitmiş.

Usulcacık ibriği tutarak, ibriği almak için izin istemiş. O zât da, pek memnun olmuş.

Ayaklarına da suyu döküp yaşlı adamın potinlerini giydirdiği sırada, yavaşça kulağına eğilen Bestâmî:

"Amcacığım sen gençliğinde hiç hizmet etmedin mi ki, şu insanların hiçbiri sana hizmet etmiyor? Bu nasıl bir iş merak ettim."

Yaşlı adam uzun uzun tebessüm etmiş, o da Bestâmî'nin kulağına eğilerek:
"Ah güzel evlâdım, elbette hizmet ettim. Hizmet ettim, hem de senelerce mürşidime, ihvânıma hizmet ettim. Elimden geldiği kadar mahlûkata hizmet ettim.

Hiç etmeseydim, senin gibi bir kutb-ı âlem benim ayaklarıma su döker miydi?"

 

 

 

"EZİYET" VE İBÂDET

Zembilli Ali Efendi'nin hanımı da kocasının yolunda değilmiş. Hem de kocasına karşı çok zalimmiş. Zembilli Ali Efendi Şeyhülislâm olduğu halde, karısını memnun etmek için, ocağı yakar, karısının kahvesini pişirir, bulaşıkları yıkarmış. Padişahın yanına, bu işleri yaptıktan sonra gidermiş. Bir gün beraber çamaşır yıkarken, hanımı:
"Haydi bir taş getir de şu çamaşırları tokaçlayalım" demiş.

Zembilli taş bulamayınca, hanımı çamaşırı Ali Efendi'nin sırtında tokaçlamış. Nihayet kocasının hasta olabileceğini düşünen hanımı: "Haydi taş bul!" demiş.

Adamcağız çıplak olduğu için, soğuktan korunmaya çalışarak çalılar arasında taş ararken, iki kişinin:
"Yarabbi, muradımızı Zembilli Ali Efendi'nin yüzü suyu hürmetine ver!" diye dua ettiklerini duymuş.

Meğer mürşitleri kendilerine, böyle dua etmelerini tavsiye etmiş. Zembilli onlara görünmeden, taşı bulup götürmüş. Fakat soğuktan yüzü mosmor olunca kadının vicdanı uyanmış ve bir daha kocasına böyle bir şey yaptırmamaya Allah'a söz vermiş. O günden sonra, son derece itaatli bir hanım olmuş.

 

 

 

 

SEN BENSEN, YA BEN KİMİM?

Nasreddin Hoca, bir devre riyâzât yapıyormuş. Uzun zaman dışarı çıkmamış. Evde hiçbir şey kalmamış.

Karısı:
"Haydi bakkala da tuz al!" diyor.

Hoca: Avrat, ben kendimi kaybettim, alacağım şeyi unuturum" demiş.

Karısı: "Ben senin beline bir kabak bağlarım, eline de bir taş veririm. Kendini kaybedince taşla kabağa vur, kendine gelirsin" demiş.

"Eh, ne yapalım." demiş hoca da.

Kabağa vurarak bakkalı bulmuş. Hoca'ya çoktandır hasret olan mahalle çocukları, bakıyorlar ki Hoca'da bir acayiplik var, ikide bir belindeki kabağa vuruyor. Çocuklardan biri, kabağı Hoca'nın belinden çözüp kendi beline bağlamış. Karşıdaki duvara yaslanıp başlamış onun gibi zaman zaman kabağa vurmaya. Hoca, kendi kabağına vurup ses çıkmayınca, bakıyor ki kabak çocuğun belinde. Elindeki taşı çocuğun belindeki kabağa vuruyor. O tanıdığı sesi alınca, çocuğa:

"Sen bensen, ya ben kimim?"

 

 

 

 

UZAKTAN MERHABA

Nasrettin Hoca, herşeyi tevhid gözüyle gördüğü devirde, taş, toprak, hayvan, nebat, insan, ne görürse selâm verirmiş. Herkes hocaya gülermiş.

Bir gün, bir değirmenin dönen taşına:
"Merhaba güzelim!" derken, değirmen taşı hocanın eteğini kapmış.

Hoca da yere yuvarlanmış fakat her nasılsa kurtulmuş ama aklı da başına gelmiş ve o günden sonra değirmen taşına:
"Sana da merhaba ama uzaktan merhaba!" demiş.

 

 

 

 

ALLAH'TAN BAŞKA HİÇBİR ŞEY YOK!

Muhiddin Arabî'nin bir talebesi varmış. Muhiddin ona:
"Allah'tan başka hiçbir şey yok!" der dururmuş fakat duyuramazmış.

Çünkü her şeyin bir zamanı var, birden bire olmaz. Tohum toprağa ekilir ekilmez meyve verir mi?

Sonunda bir gün pazarda dolaşırmış talebe. Kabakçı, tablasındaki son kabağı satabilmek için yüksek sesle:
"Bir taneden başka kalmadı" anlamında, Arapça "Mâ bakaa illâ vahid!" deyince, talebe düşüp bayılır.

Talebe, o Kudret bizzat kendisine hitap ediyor zannederek cezbeye gelip bayılmış meğer. Ayıltıyorlar adamı. Fakat kabakçı, o sözden bayıldığını bilmediğinden yine bağırır:
"Mâ bakaa illâ vahid!" diye.

Adamcağız bir daha bayılıp düşer. O sırada Muhiddin de pazardan geçiyormuş. Talebesine:
"Ben sana o kadar söyledim, anlatamadım da hakikati bir kabakçıdan duyabildin ha!" der.

Kanunu böyle! Zamanı gelmeyince olmaz!

 

 

 

KARIŞMAM!

Bektâşî'nin biri, yolda bir karpuz bostanına rastlar. Adamakıllı doyurur karnını, bir ağacın gölgesine yatar. Gölgelendiği ağaç da cevizmiş. Bakar ki, kocaman ağaçta küçük küçük cevizler.

Allah'a:
"Senin için her işi doğru derler. Halbuki o büyük karpuzlar bu ağaçta, cevizler de karpuz teveğinde olmalıydı" der.

Tam o sırada ağaçtan bir ceviz düşer, gözünü çıkarır. O zaman aklı başına gelir Bektâşî'nin.

Bir süre sonra, Bektâşî bir gemide yolculuk yapıyormuş. Fırtınaya tutulmuşlar. Yolculardan kimi ezan okuyormuş, kimi Kelime-i Şehâdet getiriyormuş. Kimi de haç çıkarıyormuş. Bektâşî ise yan gelip yatıyormuş.

Birisi:
"Sen niye dua etmiyorsun?" diye sorunca:
"Bir kez işine karıştım da gözümü çıkardı, bir daha karışırsam kimbilir ne yapar" der.

 

 

 

DÎVÂNE'DEN

Bâyezîd-i Bestâmî, bir tımarhanenin önünden talebeleriyle birlikte geçiyormuş.

Onlara ders vermek için hekime sorar:
"Sen akıl hastalıklarına çare buluyorsun, günah derdine de bir çâre var mı?"

Hekim başını kaşıya dursun,
bir deli yanıt verir:
"İstiğfar kökünü tövbe yaprağıyla karıştırmalı,
gönül havanına koyup tevhid tokmağıyla dövmeli,
insaf eleğinden eleyip gözyaşıyla hamur etmeli,
aşk ateşinde pişirip muhabbet balıyla karıştırmalı
ve kanaat kaşığıyla da gece gündüz yemeli!"

Delinin bu sözü bittikten sonra, Bâyezid-i Bistâmi şöyle der:

Ârifim ben! diye hiçbir kimseye ta'n etme sen,
Defter-ü-divâna sığmaz söz gelir, dîvâneden!

 

 



 

 

 


 

Sayın Lütfi FİLİZ'e, Fatih ÇITLAK'a, Metin BOBAROĞLU'na, İhsan FAZLIOĞLU'na, Cengiz ERENGİL'e...
Reşat ÖNGÖREN'e, Mustafa KARA'ya, İsmail KARA'ya, Faruk BEŞER'e, İlhan KUTLUER'e, Dücâne CÜNDİOĞLU'na, Sami ERDEM'e, Ömür CEYLAN'a, Emin IŞIK'a, Yaşar KANDEMİR'e, Ahmet Yüksel ÖZEMRE'ye, Kabir HELMINSKI'ye...
Cavit SUNAR'a...
Yunus EMRE'ye, MEVLÂNÂ'ya, Nasreddin HOCA'ya...
kitaplarından, sohbetlerinden ve sözlüklerinden yararlandığımız yazarlara,
tanınmış/tanınmamış tüm İz Bırakanlar'a ve hizmetleri bulunanlara,
paylaşımları için çok teşekkür ederiz.


   
 

 


SÖZLÜK


 

 

[ Tanımlardaki | işareti sözcüğün/terimin/kavramın başka bir anlamından daha ayırmak üzere kullanılmıştır.]

- ÂB: SU

- ABD: KUL

- ÂBİD(< İBÂDET): İBÂDET EDEN

- ADÂLET: HAKKINI VERMEK, DOĞRULUK, EŞİTLİK | BİR ŞEYİN AİT OLDUĞU YERDE OLMASI, HERHANGİ BİR ŞEYİ YERLİ YERİNDE BULUNDURMAK

- ADÂVET: DÜŞMANLIK, YAĞILIK

- ADEM: YOKLUK

- ÂDEM: İLK YARATILAN İNSAN VE PEYGAMBER

- ÂDEM: ELİF-DAL-MİM (yazılışı), KIYAM-RÜKU-SECDE (Remz'i/Simgesi/Anlamı)

- ADESE: DÜRBÜN | MERCEK | MERCİMEK

- ADL Ü İHSAN: ADÂLET VE İYİLİK

- AFÎF(< İFFET): İFFETLİ, NÂMUSLU, TEMİZ

- AGYÂR(< GAYR): YABANCILAR, BAŞKALAR

- AHÂDİYYET: BİRLİK | ÖZELLİKLE ALLAH'IN BİRLİĞİ

- AHÎ: KARDEŞ

- AHİD(AHD): SÖZ, SÖZLEŞME, SÖZ VERME | AND, YEMİN | DEVİR, ZAMAN, GÜN

- AHLÂK: ALLAH'A AİT OLANLARIN TOPLAMI

- AHLÂM(< HULM[(ar.) AKIL]): RÜYÂLAR, HULYÂLAR, UYKUDA GÖRÜLEN ŞEYLER | AÇIK SAÇIK RÜYÂLAR | DÜŞÜ AZMALAR

- AHLÂT(< HILT): KARIŞAN ŞEYLER | İNSAN GÖVDESİNDE FARZOLUNAN DÖRT UNSUR YA DA USÂRE(KAN, SALYA, SAFRA, DALAK)(AHLÂT-I ERBAA)

- AHVÂL(< HÂL): OLUŞLAR, BULUNUŞLAR, HALLER, DURUMLAR

- ÂKIBET: NİHÂYET, SON

- AKIL(< UKUL ve IKAL): BAĞ | ESKİDEN DEVELERİN AYAĞINA BAĞLADIKLARI BAĞ | KENDİSİNİ, GEREKSİNİMİ DUYULAN ŞEYİ, KENDİSİ ARACILIĞI İLE ELDE EDİLEN ÖZEL BİR SIFATLA KAYITLANDIRILMIŞ ZÂT

- AKÎDE: İLKE, ÎMAN, DÎNÎ İNANIŞ | (Padişahlar, bayramlarda akîde şekeri kestirirmiş. Yeniçeri ağalarına gönderirmiş ve şeker kabul edilirse sorun olmadığı fakat padişaha geri gönderilirse "sorunlarımız var" anlamına gelirmiş.)

- AKİS: ÇARPMA, ÇARPIP GERİ DÖNME | YANSIMA

- AKL-I KÜLL: SİMGESİ LÂM HARFİDİR. BU HARF İLK YARATILAN AKLA TEKABÜL EDER. AKIL, ALLAH'TAN GELMİŞTİR VE TAAYYÜN-Ü EVVELİN'DİR.

- AKL-I SELÎM: SAĞDUYU

- AKS-ÜL-AMEL: TEPKİ

- ALÂ: ÜSTÜN

- ÂLÂ: İHSANLAR, BAHŞİŞLER | KİRLETEN

- ALÂ MERÂTİBİHİM: RÜTBELERİNE VE DERECELERİNE GÖRE, SIRASIYLA (ALE-D-DERECÂT)

- ÂLÂYİŞ: BULAŞIKLIK, BULAŞMA | DEPDEBE, TANTANA, GÖSTERİŞ (BU ANLAMI UYDURMA OLMAKLA BİRLİKTE YAYGINDIR)

- ÂLÎ: YÜCE, ULU | KEMALÂTI KENDİNDE TOPLAYAN

- ÂMÂ: ALTINDA VE ÜSTÜNDE HAVA BULUN(MAY)AN BULUT

- ÂMÂL(< EMEL): ÜMİTLER, DİLEKLER, İSTEKLER

- AMEL: NİYETİN TEZAHÜR ETMİŞ HALİ

- ÂN-I DAİM: GÜNEŞ

- ANHÂ MİNHÂ : ŞUNDAN BUNDA, ŞU BU, ÖTEBERİ, ŞÖYLE BÖYLE EDEREK

- ARASÂT[< ARSA]: CENNET İLE CEHENNEM ARASINDA OLDUĞU SÖYLENEN YER | MAHŞER YERİ, HAŞİR VE NEŞİR MEYDANI

- ÂRÎ: ÇIPLAK | HÜR

- ÂRİYET: ÖDÜNÇ, EĞRETİ

- ARŞ-ÜR RAHMAN: BEYİN | AKL-I KÜLL'E ERİŞEN İNSANIN ZEKÂ YÜKSEKLİĞİDİR (bkz. SAHİB-İ ZAMAN)

- ÂSÂN: KOLAY

- ASHÂB: (bkz. ESHÂB)

- ÂS(İ)TÂNE: BÜYÜK TEKKE | MERKEZ | EŞİK | PAYİTAHT

- ASR: ZAMAN, YÜZYIL | İKİNDİ VAKTİ | (İKİNDİ EŞİKTİR, DEVİRDİR)(İKİNDİDEN SONRA UYUMAK MAKBUL DEĞİLDİR)

- ASR-I SAADET: ÖMRÜNÜ SAADETE KAVUŞTURAN KİŞİ

- ÂSÛDE: RAHAT, DİNÇ OLAN

- ÂSÜMÂN/ÂSMÂN[Fars.]: GÖK, SEMÂ

- ÂŞİKÂR: BELLİ, AÇIK, MEYDANDA

- AŞK:

- ÂŞIK: KENDİNDE VÜCÛD OLMAYAN ZÂT

- ÂTIFET: KARŞILIKSIZ SEVGİ, İYİLİKSEVERLİK

- ÂTÎ(< İTYÂN): GELECEK, GELEN KİŞİ/ŞEY | GELECEK ZAMAN, İSTİKBAL | ÖNDE, AŞAĞIDA

- AVDET (ETMEK): GERİ GELME, DÖNME, DÖNÜŞ

- AYÂL: AİLE

- ÂYET: KUR'AN-I KERİM'İN HERHANGİ BİR CÜMLESİ | ALÂMET, NİŞAN | DELİL

- AYN(< A'YÂN, UYÛN): GÖZ | ASLI, KENDİSİ | BİR ŞEYİN EŞİ, TIPKISI | KAYNAK, PINAR

- A'YÂN-I SÂBİTE: ŞEKLE BÜRÜNMEDEN ÖNCEKİ ÂLEM

- A'ZÂ(< UZV): ORGANLAR, ÜYELER

- AZA': SABIR | CENÂZE ALAYI | BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİ

- ÂZÂDE: HÜR, SERBEST

- AZÎMET: GİTME, GİDİŞ

- AZÎZ: MUHTEREM, SAYIN, İZZETLİ, ONURLU, GÜÇLÜ | SEVGİLİ

 

 

- BÂ-HUSÛS: ÖZELLİKLE, EN ÇOK

- BÂB: KAPI | BÖLÜM, KONU BAŞLIĞI

- BÂD-İ SABÂ: SABÂ RÜZGÂRI, DOĞUDAN ESEN HAFİF, HOŞ RÜZGÂR | (müzikte) ADI MANZUM ANONİM BİR EDVARDA GEÇEN MAKAM

- BAHİR: DENİZ, DERYÂ

- BÂHİR: EKİN SULAYICI, SULAYAN

- BÂHİR: BELLİ, BESBELLİ, AÇIK, APAÇIK | IŞIKLI, PARLAK

- BAKARA: SIĞIR, İNEK

- BÂKÎ(< BEKA): TANRI | DÂİMÎ, KALICI

- BÂR: TANRI, ALLAH

- BÂR: AĞIRLIK, SIKINTI VERMEK

- BA'S: GÖNDERME, GÖNDERİLME | DİRİLTME

- BASÎRET: HAKK'TAN GÖRÜŞ, SEZİŞ

- BAST: YAYMA, AÇMA

-@@ BÂTIL(< BUTLÂN): BOŞ, BEYHÛDE | ÇÜRÜK | ZEMİNİ OLMAYAN

- BATIN: KARIN | NESİL, SOY

- BÂTIN: İÇ | GİZLİ | BU GÖZLE GÖRÜLMEYEN

- BEDİÎ: GÜZEL, GÜZELLİK

- BEDÎİYYÂT: ESTETİK

- BE-HEME-HÂL: MUTLAKA, ELBETTE

- BEHİŞT: CENNET, UÇMAK

- BEHİYE(< BEHÂ): GÜZEL

- BEHRE-YÂB: HİSSE VE NASÎBİ OLAN

- BEKÂ: DEVAM, SEBAT | ÖLÜMSÜZLÜK

- BELÂ: EVET, HAYHAY, PEKÎ

- BELÂ: GAM, KEDER, MUSÎBET, ÂFER, CEZÂ, GAYET ZOR İŞ, BÜYÜK GAİLE

- BELÂ-Yİ MÜBREM: KAÇINILMAZ BELÂ

- BELÂDET: İZANSIZLIK, AKILSIZLIK, SERSEMLİK, BUDALALIK

- BELGÜ: AYET

- BELÎ: EVET

- BENDE: KUL, KÖLE, BAĞLI (bkz. ABD)

-@ BERÂY-İ MA'LÛMAT: BİLGİ VERMEK İÇİN

- BERÂHÎN(< BÜRHÂN): DELİLLER, TANIKLAR

- BERÂT: BELGE

- BEREKET: NİMETTE BOLLUK VE İYİLİK | MEYMENET, SAÂDET, MUTLULUK

-@ BER-HURDÂR[Fars. (BERHÛR: Hisse, nasip, pay)]: SEVİNEN, ONAN, MUTLU OLAN (BERHUDÂR değil!)

- BERİYYE: HALK, İNSANLAR | ÇÖL, KIR, SAHRÂ

- BERZAH: İKİ ŞEY ARASI, FASIL, BOŞLUK, SINIR ALANI, ÂLEM-İ DÜNYA İLE ÂLEM-İ ÂHİRET ARASI. HAKK İLE HALK ARASI | ÖLÜLERİN RUHLARININ KIYÂMETE KADAR BULUNACAKLARI YER

- BEŞÛŞ: GÜLERYÜZLÜ, ŞEN

- BEYHÛDE: BOŞUNA

- BEYT: EV, ODA, HÂNE, OBA

- BEYT-İ MUKADDES: KUDÜS, MESCİD-İ AKSA, ALLAH SEVGİSİNDEN BAŞKA BİR ŞEYE BAĞLI OLMAYAN BİR GÖNÜL

- BEYT-İ ŞERİF: KÂBE

- BEYT-ULLAH: KÂBE, "ALLAH'IN EVİ", MÜ'MİN KÂMİLİN KALBİ

- BEZL: SAÇMAK, DAĞITMAK

- BÎ-ÇÂRE: ÇARESİZ, ZAVALLI

- BÎAT(aslı BEY'AT): KABUL VE TASDİK, İNTİSAB MUÂMELESİ, İNÂBE, İNTİSAB ETMEK, NASİB ALMAK, DERVİŞ OLMAK, AHD Ü PEYMÂN

- BİD'AT: SONRADAN MEYDANA ÇIKAN | PEYGAMBER ZAMANINDAN SONRA DİNDE MEYDANA ÇIKAN

- BİDÂYET: BAŞLAMA, BAŞLANGIÇ

- BÎ-GÂNE: KAYITSIZ, İLGİSİZ

- BİL-AKİS: TERSİNE

-@ BİŞNEV: DİNLE!

- BUĞZ: KİN, NEFRET, SEVMEME (bkz. ADÂVET)

- BUHUR(< BAHR): DENİZLER

- BUHÛR: TÜTSÜ

- BURÛDET: KALPTEKİ SOĞUKLUK

- BÜHTÂN: YALAN, İFTİRA

- BÜKÂ': AĞLAMA, GÖZYAŞI DÖKME

- BÜKÂ-YI SÜRÛR: SEVİNÇTEN DOĞAN GÖZYAŞI

- BÜKÂ-YI ŞEDÎD: HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMA

- BÜNYÂD: ASIL, ESAS, TEMEL | BİNÂ, İNŞAA, YAPI

- BÜREYDE: SERİNLİK

- BÜŞRÂ: MÜJDE, SEVİNÇLİ HABER

- BÜTÛN(< BATN): KARINLAR | NESİLLER, SOYLAR | İÇ

 

 

- CÂH: ÎTİBAR, MAKAM

- CÂMİ'(< CEM): DERLEYEN, TOPLAYAN | İÇİNE ALAN, İÇİNDE BULUNDURAN | İÇİNDE NAMAZ KILINAN İBADET YERİ

- CÂMİD(< CÜMÛD): DONMUŞ, DONUK | CANSIZ

- CEB(İ)R: ZOR, ZORLAMA | DÜZELTME, TAMİR ETME

- CEDEL: TARTIŞMA, SERT MÜNÂKAŞA | KAVGA

- CEHRÎ: AÇIKTAN YA DA YÜKSEK SESLE YAPILAN

- CELVET: YERİNİ YURDUNU TERK ETMEK

- CEMÂL: YÜZ GÜZELLİĞİ

- CEMÂLULLAH: İNSANIN YÜZÜ, ALLAH'IN İNSANA VERDİĞİ KİTABIN ÖN SAYFASI, YANİ FATİHA'SI

-@ CENÂH: ÂHİRET

- CERBEZE: GÜZEL KONUŞMA, BECERİKLİLİK | KURNAZLIK

- CEVÂZ: CÂİZ OLMA, İZİN, MÜSÂDE

- CEVHER: MAYA, ÖZ | AKIL

- CEVVAL: SÜREKLİ HAREKET HALİNDE OLAN

- CEZBE: TARÎKAT EHLİNİN KENDİNDEN GEÇME HÂLİ

- CEZM: KESİN KARAR, NİYET | BİR SÖZCÜĞÜN SONUNDAKİ HARF YA DA HAREKEYİ DÜŞÜRME

- CİHET: YAN, YÖN, TARAF | YÜZ, YER | NEDEN, VESÎLE, İLGİ | GÖREV, HİZMET

- CÛD(CÛD-İ KEREM, CÛD-İ SEHÂ): CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI | TAŞMAK, DIŞLAŞMAK

- CÛŞ: COŞMA, KAYNAMA

- CÛŞ Û HURÛŞ: COŞMA VE GÜRÜLTÜ

- CÜNÛN: AŞKIN GALİP GELMESİ | DELİRME, ÇILDIRMA

 

 

- ÇÂR-I ANÂSIR: DÖRT UNSUR(HAVA, SU, TOPRAK, ATEŞ)

- ÇERAG(/Ğ): KANDİL, MUM, IŞIK | OTLAMA, OTLAK

- ÇEŞM: GÖZ

- ÇEVGÂN: ALLAH'IN EZELDEKİ TAKDİRİ | CİRİT OYUNUNDA ATLILARIN BİRBİRİNE ATTIKLARI DEĞNEK | UCU EĞRİ DEĞNEK, BASTON, ÇEVGEN

 

 

- DÂNÂ: BİLEN

- DÂREYN: DÜNYA İLE ÂHİRET, İKİ ÂLEM

- DEF': ÖTEYE İTME, SAVMA, UZAKLAŞTIRMA | VERME, ORTADAN KALDIRMA | GİDERME

- DER-DEST: TUTMA, ELDE ETME | ELDE OLAN, YAPILMAKTA OLAN

- DER-UHDE: ÜSTÜNE ALMA, YÜKLENME

- DERC: SOKMA, ARASINA SIKIŞTIRMA | GAZETEYE YAZMA | TOPLAMA, BİRİKTİRME | HATTATLARIN YAZDIKLARI MEŞK TOMARI | NAKIŞLI KÂĞIDA YAZILMIŞ YAZI[farsça'da]

- DERDEME: YEDİ GEZEGEN

- DERDEST: TUTMA, ELDE ETME | ELDE OLAN, YAPILMAKTA OLAN

- DERUHDE: ÜSTÜNE ALMA, YÜKLENME

- DERÛN(Î): İÇ ÂLEMİNE İLİŞKİN | GÖNÜL, KALP

- DERVİŞ: ARANDIĞI YERDE/ARANDIĞINDA BULUNAN

- DEST: EL

- DESTÂR: SARIK, TÜLBENT, İMÂME

- DESTÛR: İZİN, MÜSÂADE, RUHSAT

- DEVRÂN: DÎNÎ FOLKLOR, ZİKRULLAH | DÜNYÂ, FELEK, ZAMAN, TÂLİH, KADER | DEVİR

- DİBÂCE: BAŞLANGIÇ, ÖNSÖZ

- DÎDÂR: YÜZ, ÇEHRE

- DÎDE: GÖZ, GÖZÜN NURU

- DİL: GÖNÜL, YÜREK, KALP

- DİL-ÂGÂH: GÖNÜL ANLAR | KALBİ UYANIK | BİLGİN

- DİL-ÂZÂD: GÖNLÜ BİR ŞEYLE İLGİLİ OLMAYAN, GÖNLÜ RAHAT | HÜRRİYETE KAVUŞMUŞ

- DİL-DÂR: BİRİNİN GÖNLÜNÜ ALMIŞ, SEVGİLİ | ABDÜLBÂKİ DEDE'NİN TERKİBETTİĞİ 7 MAKAMDAN BİRİ

- DİN: FITRATINI BOZMAMAK ÜZERE KONULMUŞ DÜZEN

- DOST: HAKÎKÎ SEVGİLİ, ALLAH | SEVEN VE SEVİLEN KİMSE

- DÛÇÂR: TUTULMUŞ, UĞRAMIŞ, YAKALANMIŞ

- DÛN: AŞAĞI, AŞAĞILIK | ALÇAK | ALTTA, AŞAĞIDA

- DÜRR-Ü YEKTÂ: YEGÂNE İNCİ

- DÜSTÛR: KANUN, KAİDE, KURAL

 

 

- EBAD-I SELÂSE: ÜÇ BOYUT

- EB-ÜL-BEŞER: HZ. ÂDEM

- EBCED: ESKİ SÂMİ ABECE SIRASINA GÖRE DÜZENLENMİŞ, ARAPÇA'YA AİT SESLERİ GÖSTEREN İMLEÇ(HARF)LER EKLENMİŞ VE BU SIRAYA GÖRE İMLEÇLERE, BİRDEN ONA SIRA İLE, ONDAN YÜZE ONAR ONAR, YÜZDEN BİNE YÜZER YÜZER OLMAK ÜZERE BİRER SAYI DEĞERİ VERİLMİŞ OLAN ARAP İMLEÇLERİNİN DİZİLİŞ SIRASI VE BÜTÜNÜ. BU HARFLER SEKİZ GRUBA AYRILDIKTAN SONRA, ARALARINA SESLER KONULARAK ANLAMI OLMAYAN, FAKAT ARAP İMLEÇLERİNE KONU OLAN ŞU SEKİZ SÖZCÜK MEYDANA GETİRİLMİŞTİR. EBCED, HEVVEZ, HUTTÎ, KELEMEN, SA'FES, KARAŞET, SEHHAZ, DAZIG+LEN.

- EBRÂR(< BERR): HAYIR SÂHİPLERİ, İYİLER | DİNDARLAR, ÖZÜ SÖZÜ DOĞRU OLANLAR

- EBSÂR(< BASAR): GÖZLER, GÖRME HASSALARI

- EC(İ)R: BİR İŞ, HİZMET KARŞILIĞINDA VERİLEN ŞEY | ÂHİRETE AİT MÜKÂFAT, SEVAP | ÜCRET

- EDEB: İYİ TERBİYE, NEZÂKET, ZARÂFET | ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHİP OLMAK (ELİF, DAL, BE) (ç. ÂDÂB) | ALLAH'A YAKLAŞMANIN ÖLÇÜSÜ | DAVET, ÇAĞRI | ÜST SEVİYE AHLÂKI

- EFDAL(< FÂDIL, FÂZIL): DAHA FAZÎLETLİ | EN ÂLÂ, ÜSTÜN

- EĞE KEMİĞİ (AZM-İ DIL'Î): (HZ. ADEM'İN) SOL KABURGA(SI)

- EHEMMİYYET: DEĞERLİLİK, ÖNEM

- EHL: SÂHİP, MÂLİK, MUTASARRIF OLAN | USTA, BECERİKLİ | EŞLERDEN HER BİRİ

- EHL-İ BÂTIN: HAKK'IN SIRRINA ERMİŞLER

- EKBER(< KEBÎR): EN BÜYÜK (ç. EKÂBİR)

- EKMEL(< KÂMİL): DAHA (EN) KÂMİL, MÜKEMMEL VE KUSURSUZ, EKSİKSİZ OLAN

- EKREM: EN KERÎM, EN CÖMERT

- EL-: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, T, THE

- EL TUTMAK: DERVİŞ OLMAK

- EL'ÂN: ŞİMDİ, ŞU ANDA | HÂLÂ, DAHA

- ELİF: ARAP ABECESİNİN İLK HARFİ | KESRET, ÇOKLUK, YEDİ NOKTADAN MEYDANA GELMİŞTİR

- ELÎF(< ÜLFET): ÜLFET OLUNAN, İSTENİLEN, ALIŞILAN ŞEY | ALIŞMIŞ, ALIŞKIN, ALIŞIK

- ELÎM(< ELEM): ÇOK DERT VE KEDER VEREN, ACIKLI | SIZLATAN, AĞRITAN, ACITAN

- EMRE: DERVİŞ, İSTEYEN/TALEB EDEN

- ENÂNİYYET: BENLİK, EGO

- ENBİYÂ(< NEBÎ): PEYGAMBERLER

- ENDÂZE: ALTMIŞ SANTİMETRELİK BİR ÖLÇÜ | ÖLÇEK | TAHMİN, TAKDİR | MERTEBE, DERECE

- ENFÜS(< NEFS): CANLAR, YAŞAYANLAR

- ENSÂR(< NÂSIR): YARDIM EDENLER, KORUYANLAR

- ENVÂ'(< NEV): ÇEŞİTLER, TÜRLER

- ERBAA: DÖRT

- ERBAÎN: KIRK | DERVİŞLERİN HALVETHÂNEDE BULUNDUKLARI KIRK GÜN, ÇİLE ÇIKARMAK

- ERKÂN(< RÜKN): ESASLAR, DESTEKLER | REİSLER

- ESFEL-İ SÂFİLÎN: EN ALT MERTEBE, CEHENNEM

- ESHÂB(< SÂHİB, SAHB): SAHİPLER, DOSTLAR, HALK, MÂLİK VE MUTASARRIF OLANLAR | PEYGAMBERİMİZİ GÖRMEK VE SOHBETİNE ERMEK ŞEREFİNİ KAZANMIŞ KİMSELER

- ESLÂF(< SELEF): SELEFLER, ÖNCEKİLER, GEÇMİŞLER

- EŞEK: TAŞIYICI

- EŞEKK: ÇOK ŞEK SAHİBİ, FAZLA TEREDDÜT EDEN

- EŞHEB: KIR AT | SOĞUK (GÜN) | GÜÇ İŞ | ARSLAN

- EŞHÜR-ÜL-HURUM: İSLÂM'DAN ÖNCE, HARBİN VE ÖLÜMÜN HARAM KABUL EDİLDİĞİ ARABÎ AYLARINDAN "ZİLKA'DE, ZİLHİCCE, MUHARREM VE RECEB" AYLARI

- EŞRÂT(< ŞARAT): ALÂMETLER, NİŞANLAR

- ETKIYÂ (< TAKÎ): ALLAH KORKUSUYLA GÜNAH İŞLEMEKTEN ÇEKİNENLER

- ETVÂR(< TAV[I]R): HAL VE HAREKETLER

- ETVÂR-I SEB'A: NEFSİN YEDİ DERECESİNE GÖRE DEĞİŞEN HALLER

- EVKAF(< VAKF): CÂMİ, MEDRESE, İMÂRET GİBİ HAYRÂTIN İDARESİNE AYRILAN ARAZİ, BİNA VS. | VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

- EVKAT(< VAK[İ]T): ZAMANLAR, ÇAĞLAR

- EVLÂ': DAHA UYGUN, DAHA İYİ

- EVRÂD(< VİRD): OKUNMASI ÂDET OLUNAN DÎNÎ DUALAR, HER ZAMAN DİLDE VE AĞIZDA DOLAŞAN SÖZLER

- EVSÂF(< VASF): SIFATLAR, KALİTELER

- EVTÂD(< VETED): ZÜMRE-İ RİCÂLULLAHTAN DÖRT KİMSE | DÖRT MENZİLİ VARDIR: ŞARK, GARB, ŞİMAL, CENÛB | AĞAÇ YA DA DEMİR KAZIKLAR, DİREKLER

- EVVÂB: ALLAH'A RÜCÛ EDEN FENÂFİLLAH MAKAMI

- EY-V-ALLAH: HAKK'A TESLİMİYET | PEKÎ, ÖYLE OLSUN | ALLAH'A ISMARLADIK | HİÇ İTİRAZ ETMEMEK

- EZKÂR(< ZİK[İ]R): ZİKİRLER | ANMALAR, ANIMSAMALAR, SÖYLEMELER

 

 

- FÂCİR(< FÜCÛR): FENA HUYLU, GÜNAHKÂR | AYYAŞ, SEFİH | HABÎS, REZİL, ŞERÎR, ŞAKÎ | YALANCI | KADINA DÜŞKÜN ERKEK, ERKEĞE DÜŞKÜN KADIN

- FADL: DÜNYADA RIZK, ÂHİRETTE CENNET

- FAHR: ÖVÜNME, ŞEREF, ONUR | ULULUK | ERDEM

- FÂİL: İŞLEYEN, YAPAN, EDEN | TE'SİRLİ

- FAKÎR(< FAKR): DERVİŞ, ALÇAKGÖNÜLLÜ, DÜNYALIĞI AZ OLAN, YOKSUL, PARASIZ | ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK GÖSTEREREK "BEN" ANLAMINA GELEN (ç. FUKARÂ)

- FAKR: ASLA AKLINA HAKK'TAN BAŞKA ŞEY GELMEYEN KİMSEYE VERİLEN İSM-İ MUHTAÇLIK

- FÂNÎ(< FENÂ): GEÇİCİ | ÖLÜMLÜ

- FARZÂ: FARZEDELİM Kİ, DİYELİM Kİ, OLA Kİ.(FARAZÂ yanlıştır!)

- FÂRİG(< FERAĞ): VAZGEÇMİŞ, ÇEKİLMİŞ | RAHAT

- FASÂHÂT (FESÂHÂT değil!): GÜZEL VE AÇIK KONUŞMA, UZDİLLİLİK, İYİ SÖZ SÖYLEME BECERİSİ | KÖPÜKSÜZ HÂLİS SÜT[arapça'da]

- FASIK(< FISK): ALLAH'IN EMİRLERİNİ TANIMAYAN, SAPKIN, GÜNAH İŞLEYEN, FESATÇI, KÖTÜLÜK EDEN

- FASL(< FUSÛL): AYIRMA, AYRILMA | KESİNTİ | BÖLÜM

- FASS: TAŞIN YÜZÜKTE OTURDUĞU YUVA | YÜZÜK TAŞI (FUSÛS)

- FÂŞ: MEYDANA ÇIKMA, DUYULMA, AÇIĞA VURMA

- FÂZIL: ERDEMLİ KİŞİ

- FAZÎLET: ERDEM

- FEHVÂ: MÂNÂ, ANLAM, MEFHUM, KAVRAM

- FELÂH: KURTULUŞ, SELÂMET, ONMA | MUTLULUK, KUTLULUK

- FENÂ': YOK OLMA, YOKLUK, GEÇİP GİTME

- FERÂGAT: VAZGEÇME, EL ÇEKME, ÖZVERİ

- FERÂSET(< FERES[Çok hızlı giden at.]): ZEKÂNIN İNCELMİŞ VE HIZLANMIŞI | EDEB'İN KALBE İNİŞİ | ANLAYIŞTA ÖNE GEÇME | ZEKÂNIN GÖVDEYİ KONTROL ALTINA ALMIŞ ŞEKLİ. (AKIL-ZEKÂ-FERASET: AYNI ŞEYİN DEĞİŞİK MERTEBELERDE ALDIĞI İSİMLER)

- FETÂ: GENÇ, DELİKANLI, YİĞİT, MERT (ç. FİTYÂN) | CÖMERT, ELİ AÇIK | PUT KIRICI

- FEVERÂN: KAYNAMA, GALEYAN ETME | FIŞKIRMA

- FEVT: BİR DAHA ELE GEÇMEMEK ÜZERE KAYBETME, ELDEN ÇIKARMA, KAÇIRMA

- FEVZ: KURTULUŞ, ZAFER, NECAT, MUVAFFAKİYET, SELÂMET

- FEYZ: BOLLUK, VERİMLİLİK, BEREKET | İLİM, İRFAN

- FEYZ-İ AKDES: ZÂT ÂLEMİNDEN GELEN TECELLİYÂT | EN KUTSAL TECELLÎ, MÂNÂ

- FEYZ-İ İRFÂN: MA'NEN İLERLEMEK

- FEYZ-İ MUKADDES: SIFAT ÂLEMİNDEN GELEN TECELLİYÂT, MADDE

- FIKIH: BİR ŞEYİ, BİR SÖZÜ NEDENLERİ VE DERİNLİKLERİYLE, ZEVKİNE VARARAK ANLAMAK | ŞERÎAT İLMİ

- FIRAK(< FIRKA): CENNETLER | EHL-İ SÜNNET VE CEMAAT'TEN AYRILAN MEZHEPLER

- FIRKA: İNSAN GRUBU (ç. FIRAK)

- FISK: HAK YOLUNDAN YA DA HAK YOLDAN ÇIKMA, ALLAH'A KARŞI İSYAN ETME | SEFÂHATE DALMA | HÂİNLİK | DİNSİZLİK, AHLÂKSIZLIK

- FITRAT: VAROLUŞ ÖZELLİKLERİ

- FÎ-SEBÎL-İLLÂH: ALLAH YOLUNDA | KARŞILIK BEKLEMEKSİZİN

- FİRDEVS: CENNETLERİN ÂLÂSI, MAKSÛRE-İ RAHMÂN

- FİRKAT: DOSTLARDAN AYRILIK, AYRILIŞ

- FUÂD: KALP, YÜREK, GÖNÜL, KALPTEKİ YAŞAM NOKTASI (NOKTA-YI SÜVEYDA, NAZARGÂH-I İLÂHİ)

- FURSAT: UYGUN ZAMAN, ELVERİŞLİ DURUM.(Dilimizde bir yanlış olarak, "fırsat" olarak yaygındır)

- FÜNÛN(< FENN): İLİM, SANAT, HÜNER

- FÜRÛÂT(< FER'): DAL, BUDAK | TOMURCUK | BİR ASLIN SONUCU | İKİNCİ DERECEDE ÖNEMLİ OLAN | ŞÛBE

- FÜTÜVVET: CÖMERTLİK

- FÜYÛZÂT(< FEYZ): BOLLUK, VERİMLİLİK, BEREKET | İLİM, İRFAN

 

 

- GADAB: ÖFKE, HİDDET, KIZGINLIK

- GAFÛR-ÜR-RAHÎM: ESİRGEYEN, SUÇ BAĞIŞLAYAN (ALLAH)

- GAİB(< GAYB,GIYÂB): GÖRÜNMEYEN (HAKÎKAT İLMİ İLE BİLİNİR) | HAZIR OLMAYAN, YOK OLAN, KAYIP | ÜÇÜNCÜ ŞAHIS, O

- GAİLE: DERT, SIKINTI, KEDER | FELÂKET, MUSÎBET | UĞRAŞTIRICI VE SIKINTILI İŞ | SAVAŞ, MUHÂREBE

- GALEBE: GALİP GELME, YENME, ÜSTÜNLÜK | ÇOKLUK, KALABALIK | ZAPTOLUNMAYACAK DERECEDE AZGIN

- GAMGÎN: GAMLANAN

- GANÎ: ZENGİN, VARLIKLI | ALLAH'IN ADLARINDAN BİRİ (ç. AĞNİYÂ)

- GAR(GA UZUN OKUNUR): MAĞARA, İN

- GARÂBET: GARİPLİK, TUHAFLIK | NE DEMEK OLDUĞU HERKESÇE ANLAŞILMAYACAK SÖZCÜK VE TÂBİRLERİN SÖZ ARASINDA KULLANILMASI

- GARAZ: HEDEF, GAYE, MEYİL, İSTEK

- GARK OLMAK: KENDİNİ BIRAKMAYA RAZI OLMAK

- GAŞY: KENDİNDEN GEÇME, BAYILMA | KULUN HALKTAN UZAKLAŞIP HAKK'A VARMASI

- GAVS: YARDIMCI, İMDÂDA YETİŞEN | VELÎYULLAH | MEDET, NUSRET

- GAVS-İ A'ZAM: ABDÜLKADİR-İ GEYLÂNÎ (KUTB)

- GAYB: BELİRSİZ, BİLİNMEYEN. GAYB-I İZÂFÎ(BİLİNMEYEN), GAYB-I MUTLAK(BİLİNMEYEN)

- GAYÛR(< GAYRET): GAYRETLİ, ÇOK ÇALIŞKAN | DAYANIKLI (GAYYÛR değil!)

- GAYZ: HİDDET, ÖFKE, KIZMA

- GAZAB: ÖFKE, HİDDET, KIZGINLIK

- GEDÂ: DİLENCİ, YOKSUL (ç. GEDÂYÂN)

- GENC: HAZİNE

- GEVHER: ELMAS, CEVHER | İNCİ | DEĞERLİ TAŞ | BİR ŞEYİN ASLI, ESASI

- GIDÂ: İNSANI BESLEYEN ŞEYLER | İBÂDET | ZİKRULLAH (ç. AĞDİYE)

- GINÂ': NAĞME | ESNÂ-YI ZİKİRDE OKUNAN İLÂHİLER

- GINÂ': ZENGİNLİK, BOLLUK | USANÇ, BIKKINLIK

- GIPTA: ARZU ETME, İMRENME

- GIŞÂ': ÖRTÜ, PERDEN, ZAR

- GIYÂS: YARDIM

- GÖBEK: ULVİ VE SÜFLİ (AYDINLIK VE KARANLIK) BÖLGELERİN BİRLEŞTİĞİ NOKTA

- GÖNÜL: İLÂHİ GÖRÜNÜŞÜN MEKÂNI(TECELLİGÂH'I İLÂHİ) | KALP GÖZÜ | FUAD

- GÖZ: ÖZ | ÖZ'ÜN AYNASI, KAPISI, DIŞLAŞMASI | ZÂT | "SUYUN AKMAYA BAŞLADIĞI KAYNAK"

- GUFRÂN: AFFETME, MERHAMET ETME

- GURÛB: BİR GÖK CİSMİNİN BATIDA GÖRÜNMEZ OLMASI, BATMASI

- GÜFTÂR: SÖZ

- GÜFTÂR-I ŞİRİN: TATLI SÖZ

- GÜFTE[Fars. < GOFTE]: SÖYLENMİŞ SÖZ

- GÜL-BÂNG: TEKKELERDE, DERGÂHLARDA ÂYİN SIRASINDA YA DA DUÂDAN SONRA, SARAYLARDA KİMİ TÖRENLER SIRASINDA HEP BİR AĞIZDAN YÜKSEK SESLE OKUNAN İLÂHİ YA DA DUA

- GÜLBANT: AŞIKLARIN DEMİ

- GÜMÂN: ZAN, SANMA, SEZME

- GÜNÂH: ALLAH İLE KULUN ARASINI AÇAN | ALLAH'IN EMİRLERİNE AYKIRI OLARAK GÖRÜLEN İŞ, DÎNÎ SUÇ

- GÜRÛH-I NÂCİ: SELÂMET EHLİ

- GÜZÎDE: SEÇİLMİŞ, SEÇKİN, BEĞENİLMİŞ

 

 

- HÂB: UYKU, RÜ'YÂ

- HABB(E): TÂNE(LER), TOHUM

- HABBE: DERVİŞLERİN GİYDİĞİ HAYDÂRİYE'NİN YAKASINA TAKILAN İKİ YUVARLAK TAŞ. BU TAŞLAR NECEF YA DA AKİK OLUR. (HASENEYN'İN MUHABBETİNE NİŞÂNE)

- HABÎB(< HUBB): SEVGİLİ, SEVEN, DOST

- HABÎR: HABERLİ, ÂLİM, ZEKİ, ANLAYIŞLI, BİLGİLİ | ALLAH

- HABÎS: PARASIZ OLARAK VERİLEN, BAĞIŞLANAN ŞEY

- HABÎS(< HUBS): KÖTÜ, ALÇAK, PİS, SOYSUZ

- HABÎS: UN HELVASI

- HABL-İ METÎN: ALLAH'IN KOPMAZ İPİ | İSLÂM DÎNİ

- HÂCÂT(< HÂCET): İSTEKLER, DİLEKLER

- HÂCE: HOCA, EFENDİ, AĞA, ÇELEBİ, SAHİP, MUALLİM, PROFESÖR | TÜCCAR

- HACER-ÜL ESVET: GÖZBEBEĞİ

- HÂCET: GEREK, GEREKLİLİK

- HACÎL: UTANMIŞ, UTANCINDAN YÜZÜ KIZARMIŞ

- HÂDÎ(< HİDÂYET): HİDÂYET EDİCİ, DOĞRUYA GÖTÜREN | KILAVUZ

- HÂDİM(< HİDMET): HİZMET EDEN, YARAYAN

- HADS: SEZGİ | ZAN, TAHMİN

- HAFÂ': GİZLİ OLMA, GİZLİLİK, KAPALILIK | KALP

- HÂFİR: HAFREDEN, KAZAN, KAZICI, ESKİ ESER ARAŞTIRAN

- HÂFİYEN: YALINAYAK OLARAK | İKRÂM EDEREK

- HAFİYYEN: GİZLİDEN, GİZLİCE, SAKLI OLARAK

- HÂİZ: SAHİP, TAŞIYAN

- HÂK: TOPRAK

- HAKİR: DEĞERSİZ, AŞAĞI, BAYAĞI. (HAKÎR değil!)

- HALÂKA: YARATMAK

- HALÂS: KURTULMA, KURTULUŞ

- HÂLÂT(< HALET): HÂLLER, SÛRETLER, NİTELİKLER | MEYL, MUHABBET, AŞK, VİSAL

- HALÂVET: TATLILIK, ŞİRİNLİK | ZEVK

- HÂLÎ: HÂL'E MENSUP, ŞİMDİKİ

- HÂLİK: YARATAN, YOKTAN VAR EDEN, ALLAH

- HÂLLÂK: HER TÜRLÜ YARATMAYI, HER TÜRLÜ YAPAN, ALLAH

- HÂLİKIYYET: HÂLİKLİK, YARATICILIK

- HALÎL: SAMİMİ ARKADAŞ

- HALVET: YALNIZ, TENHA KALMA, TENHAYA ÇEKİLME | HALK'TAN AYRILIP HAKK İLE TENHA KALMAK

- HAMAKÂT: AHMAKLIK, BEYİNSİZLİK, BÖNLÜK (HALÂFET, HUMK, HÜTR)

- HAMD: ŞÜKÜR | ALLAH'I CEMAL VE CELÂL SIFATLARINA UYAR ŞEKİLDE ÖVMEK

- HÂMİD(< HAMD): ŞÜKREDEN

- HAMÎD(< HAMD): ÖVGÜ ANCAK ALLAH'A

- HAMİYYET: MİLLÎ ONUR VE HAYSİYET

- HÂN-KAH: TEKKE, MERKEZ DERGÂH, PÎR EVİ, KÂBETÜ'L-UŞŞÂK

- HÂNE-İ HAMMAR: MÜRŞİT

- HANEDÂN: KÖKTEN ASÎL VE BÜYÜK AİLE, OCAK | CÖMERT | KAPISI AÇIK

- HÂNMÂN: EV BARK, OCAK

- HANNÂN: ÇOK ACIYAN, ÇOK ACIYICI (ALLAH'IN ADLARINDAN)

- HARÂBÂT(< HARÂBE): DERGÂH

- HARÂM: CAİZ OLMAYANA DAVET EDEN | ŞERÎATÇE, DİNCE YASAK EDİLMİŞ ŞEY | TECÂVÜZ EDİLMESİ, DOKUNULMASI MEN' EDİLEN, KUTSAL, MÜBAREK

- HAREM: EHLİ DIŞINDA GİRMESİ YASAK OLAN YER

- HAREMEYN: MEKKE İLE MEDÎNE-İ MÜNEVVERE. (MÜSLÜMAN OLMAYANLAR GİREMEZ)

- HARF-İ MUKATTA: AYN SİN KAF

- HARÎM: BİRİ İÇİN MUHTEREM VE MUKADDES OLAN ŞEYLER | HACILARIN, HAC ZAMANINDA BÜRÜNDÜKLERİ ÖRTÜ

- HARÎS(< HIRS): HIRSLI, GEREĞİNDEN FAZLA İSTEKLİ

- HÂRİS: SON DERECE HIRSLI OLAN

- HÂRİS(< HİRÂSET): BEKÇİ, GÖZCÜ, KORUYAN

- HÂR-İSTÂN(-ZÂR): DİKENLİK, ÇALILIK

- HASBÎ: KARŞILIKSIZ, BEDELSİZ | ALLAH RIZASI İÇİN YAPILAN İŞ

- HASBÜN-ALLAH VE Nİ-MEL-VEKÎL: BİZE ALLAH YETER, O HER İŞİMİZİ GÜZEL YAPAR

- HASEB: CED, ATA, BABA TARAFINDAN GELEN ŞEREF, SOY TEMİZLİĞİ

- HASED/HASET: KIŞKANÇLIK, ÇEKEMEMEZLİK | HAKKI ÖRTMEK (KÖKÜ KÜFÜRDÜR)

- HASEN: GÜZEL

- HASENÂT(< HASENE): İYİLİKLER, HAYIRLI İŞLER

- HASLET: MİZAÇ, İNSANIN YARADILIŞINDAKİ HUYU, DOĞASI

- HASLET-İ CEMÎLE: GÜZEL HUY

- HÂSS: ÖZEL | SAF, HÂLİS

- HAŞR: TOPLA(N)MA

- HAŞR Ü NEŞR: TOPLANMA VE DAĞILMA

- HAŞYE(T): KORKU, KORKMA

- HÂTEM: MÜHÜR, ÜSTÜ MÜHÜRLÜ YÜZÜK | HITAM | EN SON, NİHAYETE ERDİREN

- HÂTIR(< HUTÛR): ZİHİN, FİKİR | KEYİF, HÂL | GÖNÜL (FÜTÛHÂT[< FETH]-SÜNÛHÂT[< SÜNÛH]-ZUHÛRÂT[< ZUHÛR]-İLHÂMÂT[< İLHAM])(HÂTIR > İLM-İ LEDÜN)

- HATM-İ HÂCEGÂN: NAKŞÎ TARİKATİ MÜRİTLERİNİN ŞEYH HUZURUNDA DİZ ÇÖKÜP FİKRÎ VE NAZARÎ MÂSİVÂDAN TECERRÜD EDEREK ŞEYHE VE DOLAYISIYLA HAKKA VASL İLE YÖNELİP ŞEYHİN İŞARETLERİYLE "FÂTİHA, İHLÂS, İNŞİRAH" SÛRELERİNİ MUAYYEN ADETLERDE OKUMA

- HATT: ÇİZGİ | SATIR | YOL | YAZI | PARMAĞIN ONİKİDE BİRİ OLAN BİR ÖLÇÜ

- HATTÂT: EL YAZISI ÇOK GÜZEL OLAN | SANATKÂR

- HAVÂTIR(< HÂTIRA): HÂTIRALAR, FİKİRLER, DÜŞÜNCELER

- HAVF: KORKU, KORKMA | YILGI, FOBİ | SEVDİĞİNİ GÜCENDİRME KORKUSU

- HAVF Ü RECA: (örnek. İKİ ASLAN'IN GÖRÜŞ MESAFESİNİN ARASINDA OLMAK )

- HÂVÎ: İÇİNE ALAN, İÇERME, KAPSAYAN

- HAVL: TÂKAT

- HAVZ: ZÂT DERYASI

- HAYÂ: UTANMA, SIKILMA | NÂMUS, EDEP | GÜNAHDAN ÇEKİNMEK

- HAYÂT: DİRİLİK, CANLILIK

- HAYÂT-I CÂVİDÂN(Î): SÜREKLİ HAYAT

- HAYDAR: ARSLAN | CESUR, YİĞİT | HZ. ALİ | ÖLÜMSÜZ DİRİ(HAYY)

- HAYDARİYYE: HIRKA ALTINA GİYİLEN KOLSUZ, KISA ELBİSE (HZ. ALİ'nin giydiği)

- HAYR: HAYIRLI, İYİ, YARARLI

- HAYRÂT(< HAYR): HAYIRLI İŞLER | HAYIR İÇİN KURULAN MÜESSESELER(ÇEŞME, HASTAHANE, AŞHÂNE)

- HAYRET: ŞAŞMA, ŞAŞA KALMA

- HAYY: ALLAH'IN ADLARINDAN | DİRİ, CANLI

- HÂZIR: ZÂHİRDE GÖRÜNEN VE BİLİNEN, İLİMLE BİLİNEN

- HAZÎNE: MUHABBET İLE DOLU OLAN GÖNÜL

- HAZİNET-ÜL ESMA: TOPRAK

- HAZRET(HZ.)(< HUZÛR)(KURB, PİŞ-GÂH): SAYGI İLE BÜYÜKLERE VERİLEN/KULLANILAN ÜNVAN | KALENDERCE BİR SESLENİŞ (ç. HAZERÂT) | VARLIK MERTEBELERİNİN HER BİRİ

- HELÂL: DİNİN HÜKÜMLERİ BAKIMINDAN KULLANILABİLEN | HARAM OLMAYAN

- HEM: BİR, AYNI

- HEMCİNS: YARATILMIŞLARIN TÜMÜ | CİNSLERİ BİR OLAN, AYNI SOYDAN

- HEM-DEM: SIKI FIKI, CANCİĞER ARKADAŞ

- HEM-DEST: KUVVET VE KUDRETTE BERÂBER OLAN, ELELE VEREN | ORTAK | KUMAŞ DOKUYUCULUKTA BİR ÇIRAĞA, ARTIK TEK BAŞINA ÇALIŞABİLECEK SEVİYEYE GELDİĞİNİ BİLDİREN BERATI VEREN KİMSE

- HEM-DİL: DÜŞÜNCELERİ, YÜREKLERİ BİR OLAN, GÖNÜLDEŞ

- HERC Ü MERC: ALTÜST, KARMAKARIŞIK, ALLAK BULLAK, DARMADAĞINIK

- HERZE: BOŞ LÂKIRDI, SAÇMA

- HEVÂ: HEVES, İSTEK, ARZU | KEYİF

- HEVES: ARZU, İSTEK | GELİP GEÇİCİ İSTEK

- HIDIRELLEZ: HIZIR-İLYAS

- HIRKA: DERVİŞLERİN GİYDİĞİ KALIN KUMAŞTAN ELBİSE (ç. HIRAK)

- HIZR, HIZIR: KUL SIKILDIĞI ZAMAN İMDADINA YETİŞEN PEYGAMBER

- HİCÂB: UTANMA, SIKILMA | PERDE | AYIP | SÜLÛKA ENGEL OLA(BİLE)N HERŞEY (ç. HÜCÜB)

- HİCRÂN: AYRILIK(bkz. fırak, fürkat, iftirâk) | UNUTULMAZ ACI, KEDER, İÇ ACISI

- HİCRET(< HECR): MEMLEKETTEN MEMLEKETE GÖÇ | HZ. PEYGAMBER'İN MEKKE'DEN MEDİNE'YE GÖÇ ETMESİ(İSLÂM TARİHİNİN/TAKVİMİNİN BAŞI)(HİCRET-İ NEBEVİYYE)

- HİDÂYET: DOĞRU YOL | HAKK YOLUNA ERİŞME

- HİLÂF: KARŞI, ZIT | YALAN

- HİLÂFET: BİRİNİN YERİNİ TUTMA | PEYGAMBER VEKİLLİĞİ, HALÎFELİK

- HİLÂFIN(D)A: DIŞINDA, TERSİNE

- HİL'AT: KIYMETLİ KAFTAN (ç. HİLA')

- HİLKAT: YARATILIŞ

- HİLM: İNSANIN DOĞASINDA OLAN YUMUŞAKLIK

- HİLYE: HZ. MUHAMMED'İN VASIFLARINI ÖVEN ESER

- HİMÂYE(T): KORUMA, KOLLAMA

- HİMEM(< HİMMET): GAYRETLER, EMEKLER, ÇALIŞMALAR | ERMİŞLERİN MÂNEVÎ YARDIMLARI

- HİMMET: GAYRETLİ ÇALIŞMA, ÇABALAMA (ç. HİMEM)

- HİSS: KUVVETLİ DUYGU, DUYMA KUVVETİ (ç. AHSÂS)

- HİSS-İ SELÎM: SAĞDUYU, İLHÂMÂT-I RABBÂNÎ (fr. BON SENS)

- HİSS KABL-EL-VUKÛ'(HİSS-İ MUKADDEM): ÖNSEZİ, ÖNCEDEN HİSSETME (fr. PRÉSSENTIMENT)

- HİSSİY(Y)ÂT: SEZİŞLER, DUYGULAR

- HİTÂM: SON, NİHAYET | BİRME, TÜKENME | MÜHÜRÜN, BASILDIĞI KÂĞITTA KALAN İZİ

- HİZB: KISIM, BÖLÜK | CEMAAT, TÂİFE, TARAFTAR

- HİZMET: İŞ GÖRME, GÖREV (bkz. HİDMET, HİDEMÂT)

- HİZMETNİŞİN: GÖREV ALAN, HİZMET EDEN, HİZMET EDENLERDEN

- HÛ: ALLAH (İSLÂM HARFLERİNDE EN DERİN HA HARFİ, EN SON MAHRECİ VAV HARFİDİR. SON MAHRECİ BU İKİ HARF ARASINDADIR.)

- HUDÂ: ALLAH | DOĞRU YOL GÖSTERME | KUR'AN-I KERÎM (bkz. HİDÂYET)

- HUDÂYÎ: ULÛHİYYET | ALLAH'A MENSUP

- HUDÂYÎ-NÂBİT: ALLAH'IN VERDİĞİ (bkz. HÜKM-İ İLÂHİ) | EKİLMEKSİZİN KENDİLİĞİNDEN BİTEN

- HUDDÂM(< HÂDEM): HİZMET EDENLER, HİZMETÇİLER

- HUDUR: HAZIR (KEŞF GEREK)

- HULÂSA: ÖZET (bkz. ZÜBDE)

- HULÛS: SAFLIK, GÖNÜL TEMİZLİĞİ, SAMİMİYET

-@ HÛR: TELEZZÜZÜ OLAN HERŞEY. LEZZET ALINAN HERŞEY

- HURÛF(< HARF): HARFLER

- HURÛF-İ MUKATAA: MÜSTAKİL HARFLER | KUR'ÂN'IN 29. SÛRESİNDEKİ ELİF, LÂM, MÎM, ELİF LÂM ELİF RÂ, KAF, SÂD, NÛN... GİBİ HARFLER)

- HURÛŞ: COŞMA, TAŞMA, ŞAMATA, TELÂŞ, GÜRÜLTÜ

- HUSÛL: ÜREME, TÜREME, MEYDANA ÇIKIŞ

- HUŞÛ'(-HUZÛ): İNSANIN NEFSİNİ HOR VE HAKİR GÖRMESİ, ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVÂZU

- HÜCCET: SENET, VESİKA, DELİL | SEÇKİN ÂLİMLERE VERİLEN ÜNVAN

- HÜCCET-ÜL-İSLÂM: İMÂM-I GAZÂLÎ

- HÜDÂM: DENİZ TUTMASI

- HÜDDAM: HİZMET EDEN

- HÜDHÜD: ÇAVUŞKUŞU, İBİBİK | SÜLEYMAN PEYGAMBER İLE SEBÂ MELÎKESİ BELKİS ARASINDA HABER GETİRİP GÖTÜREN KUŞ | TASARRUF-I İLÂHÎ (ç. HEDÂHÎD) (bkz. EBÜRREBİ')

- HÜKM-İ İLÂHİ: İNSAN ELİYLE AŞILANAN | SUN-U İLÂHİ

- HÜNSÂ: HEM DİŞİLİK, HEM ERİLLİK ALÂMETİ BULUNAN (HÜNSÂ-Yİ RECÛLÎ/HÜNSÂ-Yİ NİSÂÎ)(ing. AMPHOTERIC/HERMAPHRODITE)

- HÜRMET(< HRM): SAYGI | HARAMLIK

- HÜVE: ALLAH | ÜÇÜNCÜ TEKİL(MÜFRET) ŞAHIS ZAMÎRİ (bkz. Hû)

- HÜZ(Ü)N: GAM, KEDER, SIKINTI (bkz. AHZÂN)

 

 

- ISTIFÂ': BİR ŞEYİN HÂLİSİNİ, TEMİZİNİ SEÇİP ALMA | SEÇME, SEÇKİNLİK | AYIKLAMA, AYIKLANMA

- ISTILAH(< SULH): TERİM, İLİM SÖZÜ, TÂBİR

- IŞIK: TEVHİD

- İBÂDET: ASLI ÜÇ ERKÂN ÜZEREDİR. GÖZ(HIFZ İLE), LİSAN(SIDK İLE), KAL(FİKR İLE) (ç. İBÂDÂT) | ALLAH'A ÂRİF OLMAK

- İBDÂ': ÖRNEKSİZ OLARAK BİR ŞEY MEYDANA GETİRME, YARATMA | YENİ VE GÜZEL BİR ESER MEYDANA GETİRME

- İBDÂ': YOKTAN ORTAYA KOYMA, ÎCAD

- İBDÂ': BİR KİMSENİN, KÂRI TAMAMEN KENDİSİNE AİT OLMAK ÜZERE, BİR BAŞKASINA SERMÂYE VERMESİ | SORULAN ŞEYE GÜZEL YANIT VERME, GÜZEL SÖZ SÖYLEME | KANDIRMA

- İBKA': BÂKİ, SÜREKLİ (KILMA) | YERİNDE BIRAKMA | SINIF GEÇEMEME

- İBTİDÂ'(< BED): BAŞLAMA | BAŞLANGIÇ | BAŞTA, EN ÖNCE

- İBTİLÂ': HAZARÂT-I ENBİYA VE EVLİYANIN HAYATI | DÜŞKÜNLÜK, TİRYAKİLİK, BAĞIMLILIK, TUTKU

- İ'CÂB(< UCB): TAACCÜBE DÜŞÜRME, ŞAŞIRTMA | KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

- ÎCÂB(< VÜCÛB)(ç. ÎCÂBÂT): GEREK, LÂZIM GELME | BİR SÖZLEŞME İÇİN İLK SÖYLENEN SÖZ | OLUMLAMA (ing. AFFIRMATION)

- İCÂBET: KABUL ETME, UYMA

- İCÂZET: İZİN | DİPLOMA | ESKİ BİR YAZI TÜRÜ

- İCBÂR: CEBRETME, ZORLAMA, ZORLANMA

- İCMÂ'(< CEM): TOPLAMA, BİRARAYA GETİRME

- İCTİHÂD(< CEHD): GÜCÜ, KUVVETİ YETTİĞİ KADAR ÇALIŞMA | FIKIH'DA YEDİTÛLÂ SAHİBİ BÜYÜK DİN ÂLİMLERİNİN KUR'AN-I KERİM VE AHÂDİS-İ NEBEVİYYEYE MÜSTENİDEN VAZ'ETTİKLERİ ŞER'Î DÜSTUR | BİR KİMSENİN, BİR ŞEYDEN ANLAM VE HÜKÜM ÇIKARARAK, O İŞ HAKKINDAKİ FİKRİ, GÖRÜŞÜ

- İCTİMÂÎ(YYE): SOSYAL

- İCTİNÂB: SAKINMA, ÇEKİNME, UZAKLAŞMA

- ÎD: BAYRAM (ç. A'YÂD)

- İDLÂL: NAZ ETME, NAZLANMA | AŞIRI DERECEDE NAZLANMA

- İDRÂK(< DERK): ANLAYIŞ, AKIL ERDİRME | YETİŞME, ERİŞME | OLGUNLAŞMA | (fels. ALGI)

- İDRÂK-İ NAMÜTENAHİ: SONSUZ ANLAYIŞ

- İFÂ(< VEFÂ): YERİNE GETİRME | BİR İŞİ YAPMA | İŞ GÖRME

- İFLÂH: KUTLU, BAŞARILI | KÖTÜ BİR DURUMDAN KURTULUP İYİ BİR DURUMA GİRME, FELÂH BULMA, SELÂMETE ÇIKMA

- İFNÂ'(< FENÂ): TÜKETME, BİTİRME, YOK ETME | YERSİZ SARFETME

- İFRÂD: TEK OLARAK SÖYLEME, MÜFRED | AYIRMA | TEK BAŞINA HACCA GİTME

- İFRÂT(< FART): AŞIRI GİTME, AŞIRILIK

- İFSÂD(< FESAD): FESÂDÂ UĞRATMA, UĞRATILMA, BOZMA

- İFŞÂ': GİZLİ BİRŞEYİ YAYMA, ORTAYA DÖKME, AÇIĞA VURMA

- İFTİRÂZ(< FARZ): FARZ KILMA, ZARURÎ, LÜZUMLU, GEREKLİ SAYMA

- İGVÂ'(< GAVÂYE): AZDIRMA, AZDIRILMA, BAŞTAN ÇIKARMA/ÇIKARILMA, YOLUNU ŞAŞIRTMA, AYARTMA

- İHÂTA: BİR ŞEYİN ETRAFINI ÇEVİRME, SARMA, KUŞATMA | TAM KAVRAYIŞ, ANLAYIŞ, GENİŞ BİLGİ

- İHLÂS: MÜŞTERİYİ ALDATMA | İFLÂS ETME

- İHLÂS(< HULUS)(İHLÂSÂT): HÂLİS, TEMİZ, DOĞRU SEVGİ | GÖNÜLDEN GELEN DOSTLUK, SAMİMİYET, DOĞRULUK | ARI KAVRAMSALLIĞIN DORUĞU

- İHRÂM(< HAREM): HACILARIN KÂBE'YE GİDERKEN ÖRTÜNDÜKLERİ DİKİŞSİZ BEYAZ ÖRTÜ

- İHSÂN(< HISN): BİR YERİ SAĞLAMLAŞTIRMA | İFFETLİ VE NAMUSLU OLMA

- İHSÂN(< HASEN): İYİLİK ETME | BAĞIŞ | VERİLEN, BAĞIŞLANAN ŞEY | LÜTF (ç. İHSÂNAT)

- İHTİDÂ'(< HADA): HÎLEKÂRLIK | ALDATMA

- İHTİDÂ'(< HİDÂYET): DOĞRU YOLA GİRME, HİDAYETE ERME | İSLÂM DİNİNİ KABUL ETME, MÜSLÜMAN OLMA

- İHTİDÂ': ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVAZÛ (bkz. İHTİZÂ)

- İHTİLÂC: ÇARPINTI | SEĞİRME

- İHTİLÂF(< HİLÂFET): AYRILIK, UYUŞMAZLIK, ANLAŞMAZLIK, AYKIRILIK

- İHTİRÂ': İCAT ETME

- İHTİRAS(< HIRS): ŞİDDETLİ ARZU, AŞIRI İSTEK

- İHTİŞÂM(< HAŞMET): ŞANLI GÖRÜNÜŞ, GÖSTERİŞ, DEBDEBE, TANTANA

- İHTİVÂ': KAPSAM(A), İÇİNE ALMA, İÇİNDE BULUNDURMA

- İHTİYÂR: SEÇME, SEÇİLME | KATLANMA, KARAR VERME OLANAĞI BULUNAN, SEÇİM YAPABİLEN, ÖZGÜR OLAN

- İHTİZÂZ: KENDİNİ ALÇAK TUTMA, ALÇALMA (bkz. TEZELLÜL)

- İHTİZÂZ: TİTREME | SIÇRAYIP OYNAMA | SALLANMA | HAZZETME, GÖNLÜ FERAHLAMA

- İHVÂN(< ÂH): SÂDIK, SAMÎMÎ, CANDAN DOSTLAR | TARÎKAT KARDEŞLERİ

- İHYÂ'(< HAYÂT): DİRİLTME, DİRİLTİLME, CANLANDIRMA, MADDÎ-MANEVÎ CAN KAZANDIRMAK | TAZE CAN VERİRCESİNE İYİLİK, LÛTFETME | YENİDEN KUVVETLENDİRME | UYANDIRMA, CANLANDIRMA, TAZELİK VERME

- İKAN: SAĞLAM BİLİŞ, ŞÜPHEDEN UZAK OLMA

- İKRAH(< KERH): BİRİNE ZORLA İŞ YAPTIRMA | İĞRENME, TİKSİNME( DVESA [Sansk.] )

- İKRÂR(< KARAR): DERVİŞİN ŞEYHİNE SÖZ VERMESİ | SAKLAMAYIP SÖYLEME | DİL İLE SÖYLEME, BİLDİRME | TASDÎK, KABUL

- İKSÂ'(< KİSVET): GİYDİRME, GİYDİRİLME

- İKTİDÂ'(< KIDVE): TÂBÎ OLMA, UYMA

- İKTİFÂ'(< KİFÂYET): YETİNME, AZA KANAAT ETME

- İKTİSÂB(< KESB): KAZANMA, EDİNME

- İKTİSÂD(< KASD): AŞIRI GİTMEME, DAVRANMAMA | TUTUM | BİRİKTİRME, ARTIRMA | EKONOMİ (AMELDE/EYLEMDE İTİDÂL/DENGE)

- İKTİZÂ(< KAZÂ): GEREKME | GEREKTİRME | GEREKLİLİK | İŞE YARAMA

- İ'LÂ(< ULÜVV): YÜKSELTME, YÜCELTME | ŞÖHRETİNİ ARTIRMA

- İLBÂS(< LİBS): GİYDİR(İL)ME | ÖRTME, ÖRTÜLME (bkz. İKSÂ)

- İLBÂS: ALIKOYMA, DURDURMA

- İLGA'(< LAĞV): LAĞVETME, KALDIRMA, BOZMA | YÜRÜRLÜKTEN KALDIRMA, HÜKÜMSÜZ BIRAKMA

- İLHÂD: GERÇEK İNANÇTAN DÖNME | ALLAH'IN VARLIĞINA BİRLİĞİNE İNANMAMA | TANRI TANIMAZLIK, ATEİZM (bkz. ŞİRK, İŞRÂK)

- İLHÂM: ALLAH TARAFINDAN GÖNÜLE DOĞAN ŞEY

- İLM: BİLME, BİLİŞ, BİR ŞEYİN DOĞRUSUNU BİLME | OKUYARAK ÖĞRENİLEN BİLGİ, NAZARÎ BİLGİ

- İLM-EL-YAKÎN: KESİN BİLGİ

- İLM-İ LEDÜN: ALLAH'IN SIRLARINA AİT MANEVİ BİLGİ, GAYB İLMİ

- İLTİCÂ': SIĞINMA, BARINMA

- İLTİSÂK(< LÜSÛK): BİTİŞME, KAVUŞMA, YAPIŞMA, BİRLEŞME | İKİ ORGANIN BİRBİRİNE YAPIŞMASI

- İMÂM(< EİMME): NAMAZDA KENDİSİNE UYULAN KİMSE | ÖNDE BULUNAN | ÖNCÜ, KENDİSİNE İKTİDÂ EDİLEN

- ÎMÂLE(< MEYL): MEYLETTİRME, BİR TARAFA EĞME, YATIRMA | VEZNE UYDURMAK İÇİN, KISA HECEYİ GEREĞİNDEN FAZLA UZUN OKUMA

- İMÂMET: İMAMLIK

- İM'ÂN(< MAAN): BİR İŞTE ÇOK İLERİ VARMA, ÇOK DİKKATLİ OLMA | İNCEDEN İNCEYE ARAŞTIRMA

- ÎMÂN(< EMN): EMİN OLMA | DÜŞÜNCE VE İNANCIN PEKİŞMİŞLİĞİ | İSLÂM DİNİNİ KABUL ETME

- İMSÂK(< MİSK): BİR ŞEYDEN EL ÇEKME, PERHİZ | ORUCA BAŞLAMA ZAMANI | CİMRİLİK, PİNTİLİK

- İMTİDÂD(< MEDD): UZAMA, UZANMA; UZUN SÜRME | UZAY | MADDE (RES EXTENSA)

- İMTİHÂN(< MEHN): DENEME, SINAMA | SINAV

- İMTİNA': FERAGAT EDİP GERİ DURMA | MUVAFAKAT ETME, ÇEKİNME, İSTEMEME, YAPMAMA | OLANAKSIZLIK

- İMTİSÂL(< MİSL): GEREKENİ YAPMA | BİR ÖRNEĞE GÖRE HAREKET ETME | ALINAN EMRE BOYUN EĞME(İNKIYÂD)

- İMTİYÂZ: FARKLI OLMA | AYRICALIK

- İMTİZÂC(< MEZC): KARIŞABİLME | BİRBİRİNİ TUTMA, UYGUNLUK | UYUM SAĞLAMAK, İYİ GEÇİNME

- İNÂBE(T): GÜNAHLARA TÖVBE EDİP HAKK YOLUNA DÖNME | BİR MÜRŞİDE BAŞVURUP, TARÎKATA GİRME

- İN'ÂM(< Nİ'MET): NÎMET VERME, İYİLİK ETME (ç. İN'ÂMÂT)

- İNÂYET: DİKKAT, GAYRET, ÖZENME | LÜTUF, İHSAN, İYİLİK, YARDIM

- İNDİFÂ(< DEF): MÜNDEFİ OLMA, ORTADAN KALKMA | YER YER BAŞGÖSTERME | PÜSKÜRME (ç. İNDİFÂÂT)

- İNFÂK(< NAFAKA): VERMEK | NAFAKA VERİP GEÇİNDİRME, BESLEME (ç. İNFÂKAT)

- İNHİSÂR(< HASR): TEKEL

- İN'İKÂS(< AKS): MAĞLUP OLMA | YANSIMA | YANKI (ç. İN'İKÂSÂT)

- İNKITÂ: KESİLME; ARASI KESİLME | KESİLME, TÜKENME, BİTME

- İNKİSÂR(< KESR): KIRILMA | GÜCENME | BEDDUA, İLENÇ

- İNKİŞÂF(< KEŞF): AÇILMA | MEYDANA ÇIKMA | MANEVİ SIRLARIN GÖRÜNMESİ

- İNSÂF: MERHAMETE, VİCDÂNA YA DA MANTIĞA DAYANAN ADÂLET

- İNSÂK(< NESAK): SECİ'Lİ VE KARİYELİ SÖZ SÖYLEME

- İNSÂN: (AÇIKLAMA YETMEZ!)

- İNSÂN: ÜNSİYET KURAN | ADAM | İYİ, OLGUN | VAR OLMAYAN

- İNSÂN-I KÂMİL: KEMÂLE ERMİŞ İNSAN | VARLIK

- İNSİYÂK: BİR KUVVETİN TE'SÎRİYLE ÇEKİLİP GİTME | ARDI SIRA GİTME | İÇGÜDÜ

- İNŞİKÂK(< ŞAKK): YARILMA, ÇATLAMA | İKİYE AYRILMA

- İNŞİRAH(< ŞERH): AÇILMA | AÇIKLIK, FERAHLIK

- İNTIBAK(< TIBK): MUTÂBIK GELME, UYMA, UYGUN GELME (ç. İNTIBÂKAT)

- İNTİKAL(< NAKL): BİR YERDEN BİR YERE GEÇME | ÖBÜR DÜNYAYA GÖÇME (ç. İNTİKALÂT)

- İNTİSÂB(< NİSBET): BİR KİMSEYE/ŞEYHE/TARÎKATA MENSÛBOLMA (AHD-İ MİSÂK) | BİR YERE BAĞLANMA, KAPILANMA | BİRİNİN ADAMI OLMA

- İNTİSÂB(< NASB): DİKİLİP DURMA | YÜKSEĞE KALDIRMA

- İNTİSÂF: HAKKINI TAMAMEN ALMA, HAKKINI VE ADALETİ İSTEME | ZAMAN, YARIYI BULMA

- İNTİŞÂR(< NEŞR): YAYILMA, DAĞILMA | ÜREME

- İNZÂR(< NEZF): SONUNUN FENÂ OLACAĞINI HABER VEREREK KORKUTMA, İHTARDA BULUNMA (ç. İNZÂRÂT)

- İNZÂR: TE'HÎR ETME, GECİKTİRME

- İNZİVÂ'(< ZUVİYY ve ZEYY): BİR KÖŞEYE ÇEKİLME, ÇEKİLİP HİÇBİR İŞE KARIŞMAMA | DÜNYA İŞLERİNDEN VAZGEÇME

- İRÂDE: DİLEME, İSTEME, MERAM ETME | EMİR, FERMAN, BUYRUK (ç. İRÂDÂT)

- İRFÂN: BİLME, ANLAMA | İLÂHÎ BİR FEYİZ OLARAK KÂİNATIN SIRLARINI BİLME KUDRETİ | KÜLTÜR

- İRŞÂD(< RÜŞD): DOĞRU YOLU GÖSTERME, UYARMA, TENVİR ETME | İRFÂN SAHİBİ BİRİNİN, BİR KİMSEYE TARÎKATI VE ALLAH YOLUNU GÖSTERMESİ | ŞİRK GAFLETİNE DÜŞÜRMEYECEK ŞEKİLDE UYANDIRMA (ç. İRŞÂDÂT)

- İRTİCÂ'(< RECÂ): UMMA, ÜMİT ETME

- İRTİCÂ'(< RÜCÛ): GERİ DÖNME, ESKİYİ İSTEME

- İRTİCÂL(< RÜCÛ): BİRDENBİRE, DÜŞÜNMEDEN İÇİNE DOĞDUĞU GİBİ SÖYLEME

- İRTİDÂ'(< RİDÂ): ÖRTÜNME, ÇARŞAF GİBİ ŞEYE BÜRÜNME

- İRTİDÂ'(< RIDÂ): (bkz. İRTİZÂ)

- İRTİDÂD(< REDD): DİNİNİ BIRAKARAK BAŞKA BİR DİNİ KABUL ETME

- İRTİHÂL(< RIHLET): GÖÇME, GÖÇETME | ÖLME

- İRTİKAB: BEKLEME, GÖZLEME

- İRTİKÂB: KÖTÜ BİR İŞ İŞLEME | YİYİCİLİK, RÜŞVET YEME

- İRTİZÂ': BİR ŞEY KESİLME, BİR ŞEYDEN ZİYÂN GÖRME

- İRTİZÂ'(< RIZÂ): BEĞENME, SEÇME | RÂZI OLMA, UYGUN BULMA

- İRTİZÂ'(< RIZÂ): SÜT EMME

- İRTİZÂH: ÖZÜR DİLEME | BİRAZ BAHŞİŞ ALMA

- İRTİZÂK(< RIZK): RIZIKLANMA, RIZIK ALMA

- ÎSÂR: İKRAM, BAHŞİŞ | CÖMERTLİKLE VERME | BAŞKALARININ HAZZINI KENDİ HAZZINA TERCİH ETME | SEÇME

- İSLÂM: (İNANDIĞINA) TESLİM OLMAK, SELÂMETE ERMEK, KURTULMAK

- İSNÂ-AŞER(İYYE): CA'FERÎ MEZHEBİNİN ONİKİ İMAM TELÂKKİSİNE DAYANAN KOLU

- İSNÂD: DAYANDIRMA (ç. İSNÂDÂT)

- İSTÎÂB(< VA'B): İÇİNE ALMA, İÇİNE SIĞMA | TUTMA, KAPLAMA | KAPASİTE

- İSTİÂZE(< İYAZ): NEÛZU BİLLAH(EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM) | SIĞINMA, ALLAH'A SIĞINMA

- İSTİBDÂ': KÜÇÜK ABDESTEN SONRA AKINTIYI TAM ARITMA | NİKÂHLA ALINAN BİR DULUN GEBE OLMADIĞINA KANÂAT GETİRMEK İÇİN BİR HAYZ GÖRÜNCEYE KADAR ONA YAKLAŞMAKTAN ÇEKİNME

- İSTİBDÂ': BEDİ', NÂDÎDE SAYMA

- İSTİBRÂ': (bkz. İSTİBDÂ')

- İSTİCVÂB(< CEVÂB): SORUP YANIT ALMA, YANIT ALMA AMACIYLA SÖYLETME | SORGU

- İSTİ'DÂD: KABİLİYET, DOĞAL EĞİLİM | AKILLILIK | ANLAYIŞLILIK

- İSTİDLÂL(< DELÂLET): BİR DELİLE DAYANARAK BİR ŞEYDEN BİR SONUÇ ÇIKARMA, DELİL İLE ANLAMA

- İSTİDLÂL: DALÂLETTE BULUNMASINI İSTEME, AYARTMAYA ÇALIŞMA

- İSTİDRÂC(< DERECE): DERECE DERECE ÇIKARMAK YA DA İNDİRMEK | FASIK YA DA KÂFİR OLDUĞU HALDE BİR KİŞİNİN GÖSTERDİĞİ HARİKA

- İSTİFÂZA(< FEYZ): FEYİZ ALMA/BULMA

- İSTİFHÂM(< FEHM): SORMA, ANLAMA | ANLAMAK, ÖĞRENMEK İÇİN SORMA (ç. İSTİFHÂMÂT)

- İSTİGNÂ'(< GINÂ): AZA KANAAT ETMEME, TOKGÖZLÜLÜK | GEREKSİNİMSİZLİK | NAZLANMA, AĞIR DAVRANMA | ÇEKİNME

- İSTİGRÂK(< GARK): DALMA, İÇİNE GÖMÜLME | KENDİNDEN GEÇİP DÜNYAYI UNUTMA | BOĞULMA | FAZLA ABARTMA(bkz. GULÜVV)

- İSTİĞFÂR(< GUFRÂN): TÖVBE | ALLAH'TAN GÜNAHIN BAĞIŞLANMASINI İSTEME | ESTAĞFİRULLAH

- İSTİHÂB: SAKLAMA, GİZLEME | DOSTLUK KURMA | KONUŞMA, MUSÂHEB ETME

- İSTİHÂLE(< HAVL): OLAMAMA, MÜMKÜN OLMAYIŞ | BİR HALDEN BAŞKA BİR HALE GEÇİŞ, DEĞİŞİM | BAŞKALAŞMA (ç. İSTİHÂLÂT)

- İSTİHÂRE(< HAYR): BİR İŞİN HAYIRLI OLUP OLMAYACAĞINI ANLAMAK ÜZERE ABDEST ALIP, DUA EDİP UYKUYA YATMA | HAYIRLI OLMAYI ARZU ETME

- İSTİHÂSE: ORGANİK MADDELERİN ŞEKİLLERİNİ KORUYARAK ZAMANLA TAŞ HALİNE GEÇMESİ

- İSTİHDAF(< HEDEF): HEDEF TUTMA, AMAÇ EDİNME

- İSTİHSÂL(< HÂSIL): HÂSIL ETME, MEYDANA GETİRME, ÜRETME | ELDE ETME, ELE GEÇİRME, ELE GEÇİRİLME

- İSTİHZÂ': ALAY ETME (bkz. İSTİSHÂR)

- İSTİHZÂR(< HUZÛR): HAZIRLAMA, HAZIR EDİLME | HUZÛRA GETİRME, ÇAĞIRMA | HATIRLAMA, HATIRA GETİRME | AKLA GELME (ç. İSTİHZÂRÂT)

- İSTİLÂM: ÖPME YA DA EL SÜRME | KÂBE'NİN TAVÂFI SIRASINDA "HACER-ÜL-ESVED"İN ELLE OKŞANMASI VE İZDİHAM DOLAYISIYLA BİZZAT EL SÜRÜLEMİYORSA UZAKTAN OKŞAMA İŞÂRETİNİN YAPILMASI

- İSTİ'LÂM(< İLM): YAZI İLE BİLGİ İSTEME | BİLGİ İSTEME

- İSTİLHÂM: ALLAH'IN MADDE İLHÂM ETMESİ NİYÂZINDA BULUNMA

- İSTİMDÂT(< MEDED): YARDIM İSTEME

- İSTİNBÂT: BİR SÖZ YA DA İŞTEN GİZLİ BİR ANLAM ÇIKARMA, AÇIK OLMAYARAK, DOLAYISIYLA ANLMA

- İSTİNCÂ': NECASETTEN, PİSLİKTEN TEMİZLENME

- İSTİSHÂR: ALAY ETME, EĞLENME

- İSTİSKA'(< SAKY): SUYUN GEREKLİLİĞİNİ DUYMA | YAĞMUR DUASI | GÖVDENİN BİR TARAFINDA YA DA KARINDA SU BİRİKME

- İSTİSKAL(< SİKLET): AĞIR GÖRME, HUZURUNDAN HOŞLANMAMA | YÜZ VERMEME, KOVARCASINA DAVRANMA, KOVMA

- İSTİŞÂRE(< ŞÛRÂ): FİKİR SORMA, DANIŞMA (ç. İSTİŞÂRÂT)

- İSTİŞMAM(< ŞEMM): KOKLAMA, KOKU ALMA | KARÎNE İLE ANLAMA, HİSSETME

- İŞRÂK(< ŞARK): GÜNEŞİN DOĞMASI, DOĞARAK ETRAFI AYDINLATMASI | PARLATMA, IŞIKLANDIRMA

- İŞRÂK(< ŞİRK): ALLAH'A ORTAK KOŞMA (bkz. ŞİRK, İLHÂD)

- İŞTİRÂK(< ŞİRKET): ORTAK OLMA, ORTAKLIK | KATILIM

- İŞTİYÂK(< ŞEVK): ÖZLEM, HASRET | YOĞUN ARZU

- İ'TİDÂL(< ADL): ORTALAMA, ÖLÇÜLÜLÜK | DENGE

- İ'TİKAD(< AKD): BİR ŞEYE BAĞLANMA | İNANMA, GÖNÜLDEN ONAYLARAK İNANMA

- Î'TİZÂL(< AZL): BİR TARAFA ÇEKİLME | İŞTEN ÇEKİLME | EHL-İ SÜNNET'TEN VÂSIL b. ATÂ'NIN KURDUĞU MU'TEZİLE MEZHEBİ | TAKIMDAN AYRILMA

- İTMÎNÂN: EMİN OLMA | BİRİNE İNANMA, GÜVENME | KAT'Î OLARAK BİLME

- İTTİBÂ: TÂBÎ OLMA, UYMA, ARDISIRA GİTME

- İTTİHÂD(< VAHDET): BİR OLMA, BİRLEŞME, BİRLİK | AYNI OLMA, AYNI ANLAMI TAŞIMA | ALLAH VARLIĞINDA YOK OLMAK

- İTTİHÂZ(< AHZ): EDİNME, EDİNİLME | KABUL ETME | SAYMA, SAYGI DUYMA

- İTTİKA(< VİKAYE): SAKINMA, ÇEKİNME | ALLAH'TAN KORKMA

- İTTİKAN: İYİ VE SAĞLAM BİLME

- İZ'ÂN: ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ, AKIL | SÖZ DİNLEME | TERBİYE, EDEP

- İZALE (< ZEVAL): GİDERME, GİDERİLME; YOK ETME

- ÎZÂR: KEFENDE İÇ GÖMLEK

- İZZET: DEĞER, KIYMET | YÜCE, YÜCELİK, ULULUK | KUVVET, KUDRET | HÜRMET, SAYGI

- İZZET-İ NEFS: ŞEREF, ONUR, HAYSİYET

- İZZETİYET: VARLIK

 

 

- JÎK: YAĞMUR DAMLASI

- JÜL: BÜKLÜM, KIVRIM

- JÜLÎDE: KARMAKARIŞIK, DAĞINIK SAÇ

 

 

- KÂ'BE: MÜSLÜMANLARIN NAMAZA BAŞLARKEN YÖNELDİKLERİ TARAF | MÜSLÜMANLARIN HACI OLMAK ÜZERE BELİRLİ ZAMANDA GİDİP ZİYÂRET ETTİKLERİ YER

- Kabîl: HZ. ÂDEM'İN BÜYÜK OĞLU OLUP, KARDEŞİ HÂBÎL'İ ÖLDÜRMÜŞTÜR

- KABÎL(< KABL): SOY, NEVİ, SINIF | TÜRLÜ, GİBİ | AZ ÖNCE

- KABİL(< KABÛL): KABUL EDİCİ, KABUL EDEN | OLANAKLI

- KABZ: GÖNLE GELEN SIKINTI | HAK VÂRİDÂTINDAN KESİLEN | EL İLE TUTMA | AVUÇ İÇİNE ALMA, KAVRAMA | AZRAİL TARAFINDAN RUH TESLİM ALINMA, ÖLME | PEKLİK

- KADEH: MÜRŞİDİN SÖZLERİ | İÇKİ BARDAĞI | KALB (ç. AKDÂH)

- KADEM: AYAK | KIDEM, DERECE, YARIM ARŞIN UZUNLUĞUNDA BİR ÖLÇÜ

- KADÎM(< KIDEM): ESKİ | ÖNCESİ BİLİNMEYEN ŞEY | BAŞLANGICI BULUNMAYAN, ÖTEDEN BERİ VAROLAN (ç. KUDEMÂ) | EZELÎ VE EBEDÎ OLANIN ZAMANA GEÇMESİ | AYAK-İLERLEME(TEKADDÜM) | GEÇMİŞTEN GELEN HER ŞEYİN HALKASI

- KADİM(< KADEM): AYAK BASAN, VARAN, ULAŞAN

- KÂDİR(< KUDRET): KUDRETLİ, GÜÇLÜ | ALLAH

- KADR:: PARLAKLLIK | ÖLÇÜ | TAKDİR

- KAFİLE: BİRLİKTE YOLCULUK EDEN TOPLULUK, ZÜMRE, FIRKA (ç. KAVÂFİL)

- KÂFİR: GURBETTE OLDUĞUNU BİLMEYEN

- KAFİRLİK: SİMGELERİ PUT EDİNMEK

- KAİM(< KIYÂM): VAR | AYAKTA DURAN/BULUNAN | BİRİNİN YERİNİ TUTAN, BİRİNİN YERİNE GEÇEN | BİR İŞTE SEBÂT EDEN

- KÂİNÂT: VAROLANLARIN HEPSİ

- KAL: SÖZ, LÂF

- KALB: GÖNÜL, YÜREK | ÂHİRET PENCERESİ | HERŞEYİN ORTASI, ALICI NOKTASI (ç. KULÛB)

- KAM': EZME, KIRMA; ZAPTETME

- KÂM: AĞZIN ÜSTÜ, TAVANI, DAMAK | MERAM, ARZU, EMEL, İSTEK | LEZZET, ZEVK

- KÂMİL(< KEMÂL): TAM, EKSİKSİZ, BÜTÜN | OLGUN | ÂLİM, BİLGİN

- KAMÎS: UZUN GÖMLEK | DÖLYATAĞINI KAPLAYAN İNCE DERİ

- KANAAT: KAZANDIĞI İLE MEŞGUL OLUP, BAŞKASININ KAZANDIĞI İLE MEŞGUL OLMAMAKTIR

- KÂRİB(< KURB): YAKIN OLAN (ç. AKRİBÂ)

- KARÎHA: İNSANDA KENDİLİĞİNDEN HÂSIL OLAN FİKİR VE NİYET | TABÎAT

- KARÎNE: KARIŞIK BİR İŞ YA DA MES'ELENİN ANLAŞILMASINA, ÇÖZÜLMESİNE YARAYAN HAL, İPUCU(ç. KARÂİN)

- KARZ: ÖDÜNÇ VERME/ALMA | BORÇ

- KÂSE: KALB

- KASEM: YEMİN, AND

- KASÎDE: ONBEŞ BEYİTTEN AŞAĞI OLMAMAK ÜZERE ÖVGÜ (EN ÇOK DOKSANDOKUZ BEYİT OLUR) (ç. KASÂİD)

- KÂŞİF(< KEŞF): KEŞFEDEN, ORTAYA ÇIKARAN

- KAT'İYYET: KESİNLİK

- KÂTİB(< KİTÂBET): YAZI YAZAN (ç. KETEBE, KÜTTÂB)

- KATRE: DAMLA, DAMLAYAN ŞEY (ç. KATER, KATARÂT)

- KAVM: EVLİYÂ ZÜMRESİ | İNSAN TOPLULUĞU | BİR PEYGAMBERİN GÖNDERİLDİĞİ TOPLULUK (ç. AKVAM)

- KAVSEYN(< KAVS): BİRLEŞTİRİLEN İKİ YAY | İKİ KAVİS

- KAYYİM: CAMİ HİZMETLİSİ

- KÂZIM: GAZABINI/ÖFKESİNİ KONTROL EDEBİLEN, YENEN

- KEBÂİR(< KEBÎRE): BÜYÜK GÜNAHLAR

- KEBED: DİK DURMAK | MEŞEKKÂT

- KEC-REV: EĞRİ GİDEN, TUTTUĞU YOL AYKIRI/SAKAT OLAN | ALÇAK

- KEFF: EL İÇİ, AYA, AVUÇ (ç. KÜFÛF) (bkz. RÂHE)

- KELÂM: SÖZ | CÜMLELER | SÖYLEYİŞ, NUTUK | DİL, LEHÇE | ALLAH'DAN VE ALLAH'IN BİRLİĞİNDEN BAHSEDEN İLİM | KUR'AN-I KERİM

- KEMER-BEND: DERVİŞ

- KEMER-BESTE: BEKTÂŞÎ DERVİŞİ | ELİNE, BELİNE, DİLİNE SAHİP

- KEM-TER: AŞAĞIDAN BULUNAN, HAKÎR, İTİBARSIZ | EKSİK

- KENZ: HAZÎNE, DEFÎNE, YERALTINDA BULUNAN DEĞERLİ EŞYÂ (< KÜNÛZ)

- KERÂMET: KEREM, BAĞIŞ | İKRAM, AĞIRLAMA | VELÎLERİN GEREKTİĞİNDE GÖSTERDİKLERİ FEVKALÂDE HAL | ERMİŞCESİNE YAPILAN İŞ, HAREKET YA DA SÖYLENEN SÖZ/FİKİR

- KEREM: VERDİĞİNDE GÖZÜ OLMAMAK

- KESRET: ÇOKLUK, BOLLUK, ZİYÂDELİK

- KEŞF: AÇMA, MEYDANA ÇIKARMA | GİZLİ BİR ŞEYİ BULMA | BİR SIRRI ÖĞRENME | BİR ŞEYİN OLACAĞINI ÖNCEDEN ANLAMA | ALLAH TARAFINDAN İLHAM OLUNMA | KALDIRMAK

- KEŞKÛL: HİNDİSTAN CEVİZİ KABUĞU, SEYYAH DERVİŞLERİN KULLANDIĞI ARAÇ

- KETM: BİR SÖZÜ/HABERİ/SIRRI SAKLAMA, GİZLİ TUTMA

- KETÛM(< KETM): SIR SAKLAYAN, AĞZI SIKI

- KEVKEB: SÜREKLİ YANAN GEZEGEN, YILDIZ

- KEVN: OLMA | VAROLMA, VARLIK, VÜCUT

- KEVNEYN: CİSMÂNÎ VE RÛHÂNÎ ÂLEM | DÜNYA VE ÂHİRET (KEVNUNİYET ÂLEMİ)

- KEVNİYYÂT: EVRENBİLİM, KOZMOLOJİ

- KEVSER: MADDÎ VE MANEVÎ ÇOKLUK | İLİM, İRFÂN | CENNETTE BİR HAVUZUN ADI

- KIBLE: NAMAZA BAŞLARKEN YÖNELİNEN TARAF, MEKKE TARAFI | KABUL ETMEK | GÜNEYDEN ESEN RÜZGÂR | DARLIKTA BAŞVURULAN KAPI

- KIDVE: KENDİSİNE UYUP ARDINDAN GİDİLECEK KİMSE | BİR SINIFIN YA DA TOPLULUĞUN BAŞINDA OLAN KİMSE

- KIRK BUDAK: BEKTÂŞİYYE'DE MEYDAN ŞAMDANI

- KISSA: FIKRA, HİKÂYE, RİVÂYET | VAK'A

- KISTÂS: BÜYÜK TERAZİ | ÖLÇÜ

- KITMİR: HURMA İLE ÇEKİRDEĞİN ARASINDAKİ ZAR

- KIŞR: KABUK (< KUŞÛR)

- KİBÂR(< KEBÎR): BÜYÜKLER, ULULAR | İNCE, TERBİYELİ, GÖRGÜLÜ, NÂZİK

- KİB[İ]R: BÜYÜKLÜK, ULULUK | KENDİNİ BÜYÜK GÖRME, BÜYÜKLÜK TASLAMA (UCB)

- KİBÂR-I EHLULLAH: KÂMİL İNSAN

- KİFÂYET: YETİŞME, ELVERME | YETERLİK | İKTİDAR, YARARLIK

- KİL Ü KAL: DEDİKODU (GÜFT Ü GÛ)

- KİMYÂ': ARZUYU TERK, MEVCÛDA KANÂAT

- KİRÂM(< KERÎM): SOYU TEMİZ, ULULAR, ŞEREFLİLER | CÖMERTLER

- KİSVE: bkz. KİSVET - KİSVET: ELBİSE | HUSÛSÎ KIYÂFET | KİSBET, YAĞLI GÜREŞ YAPAN PEHLİVANLARIN GİYDİKLERİ DAR PAÇALI MEŞİN PANTALON | BİR KİMSENİN YA DA BİR ŞEYİN DIŞ GÖRÜNÜŞÜ

- KUDÛM: UZAK BİR YERDEN GELME, AYAK BASMA | TÜRK MÜZİĞİNE AİT USUL VURMA ÂLETLERİNDEN

- KUL: ABD

- KULÛB(< KALB): KALPLER, GÖNÜLLER

- KURB[İYYET]: YAKIN, YAKINLIK

- KURB-U FERAİZ: ÖZÜN AŞKI

- KURB-U NEVAFİL: KABUĞUN AŞKI

- KUŞ DİLİ: HAKÎKAT DİLİ, ÂRİFLER DİLİ

- KUT: YAŞAMAK İÇİN YENİLEN ŞEY | YİYECEK

- KUTB: BİR GRUBUN, BİR KAVMİN BAŞI, BİR TARÎK'İN ULU'SU, (GAVS'DEN SONRA GELİR) (ç. AKTÂB | KUTÛB)

- KUTB-ÜL-AKTÂB: KUTUPLARIN KUTBU, DEVRİN KUTBU | ALLAH'IN KENDİSİNE TASARRUF KUDRETİ VERMİŞ OLDUĞU VELÎ

- KÜLÂH: BAŞA GİYİLEN | MEVLEVÎ SİKKESİ

- KÜLBE-İ AHZÂN: HÜZÜNLER, GAM, KEDER, TASA EVİ | HZ. YAKUB'UN EVİ

- KÜLÜNG: TAŞÇI KAZMASI

- KÜMMEL[ÎN](< KÂMİL): KÂMİLLER

- KÜN: OL

- KÜNH: BİR ŞEYİN ASLI, HAKİKATİ, TEMELİ | KÖK, DİP | ESAS, ÖZ

- KÜRE: BEKTÂŞİYYE'DE MEYDAN OCAĞI (ç. KÜRÂT)

- KÜRSÎ: OTURULACAK YÜKSEKÇE YER | TAHT | MAKAM, VAZİFE

 

 

- LÂHİN: ÖZELLİKLE KUR'ÂN-I KERÎM'İ OKURKEN TELAFFUZDA YANLIŞLIK YAPAN

- LÂHZE: AN | GÖZ UCU İLE BAKIŞ (daha çok LAHZA diye geçer fakat doğrusu LAHZE'dir)

- LÂTİF: YUMUŞAK, İNCE, HOŞ

- LÂTİFE: GÜLDÜRECEK GÜZEL SÖZ VE ÖYKÜ

- LÂ TAAYYÜN: BAŞLANGIÇ

- LÂ-YÜS'EL: MES'UL OLMAZ, SORULMAZ

- LEDÜN: ALLAH YANI (bkz. İLM-İ LEDÜN)

- LERZÂN: İNLEMEK

- LEVH: YASSI, DÜZ NESNE(RESİM ÇİZİLEBİLEN, YAZI YAZILABİLEN)

- LEVH-İ DİL: MÜ'MİNİN GÖNLÜ

- LEVLÂK SIRRI: DÜNYANIN YARATILIŞ SIRRI

- LEYL: GECE

- LEYTE: OLSAYDI, KEŞKE, NE OLURDU

- LEYTE LAALLE: "BAKALIM, BUGÜN, YARIN" GİBİ SÖZLERLE ZAMAN GEÇİRME, İŞİ SÜRÜNCEMEDE BIRAKMA, SAVSAKLAMA

- LEZZET: TAT

- LİBÂ: ELBİSE

- LİBÂS: HIRKA

- LİKA': GÖRME, RASTGELİP KAVUŞMA, YÜZ YÜZE GELME | YÜZ, ÇEHRE

- LİVÂ': BAYRAK (ç. ELVİYE)

- LİYÂKAT: LAYIK OLUŞ | İKTİDAR, HÜNER, FAZİLET

- LÜBB: İÇ, ÖZ | NÛR-I İLÂHÎ

 

 

- MÂ': SU

- MÂ: BİZ

- MAÂBİD: İBÂDET EDECEK YERLER, TAPINAKLAR

- MAÂD(< AVDET): DÖNÜLEN YER, DÖNÜP GİDİLECEK YER

- MAA-MÂ-FÎH: BUNUNLA BİRLİKTE, BÖYLE İKEN, BÖYLE İSE DE

- MAÂRİF(< MA'RİFET): MA'RİFETLER, BİLİMLER | BİLGİ, KÜLTÜR

- MAÂRİF-İ RABBÂNİYYE: İLÂHİ BİLGİLER

- MÂ-BEYN: İKİ ŞEYİN ARASI, ARADAKİ ŞEY, ARA | HAREMLE(HANIMLAR DÂİRESİ İLE) SELÂMLIK(BEYLER DÂİRESİ) ARASINDAKİ ODA | SARAYDA, VÜKELÂNIN VE ÖBÜR ZEVÂTIN MÜRÂCAAT EDECEKLERİ VE PÂDİŞAHA YAKINLARININ BULUNDUĞU DÂİRE | PÂDİŞAH SARAYI | ARAYA SOĞUKLUK GİRMİŞ OLMA | (müzik'te TAM SESLERE GÖRE ÎTÎBÂR EDİLEN ÂHENKLERE NAZARAN, YARIM SES TİZ OLAN ARA ÂHENKLERE VERİLEN BİR AD

- MA'BÛD(< İBÂDET): KENDİSİNE İBÂDET EDİLEN | ALLAH

- MA'DÛM(< adem): YOK OLAN, MEVCUT OLMAYAN

- MAĞFİRET(< GUFRÂN): ALLAH'IN, KULLARININ GÜNAHLARINI BAĞIŞLAMASI | BAĞIŞLAYICILIK

- magrib(< GARB): BATI | AKŞAM

- Magrib: BATI TARAFINDA OLAN ÜLKELER | AFRİKA'NIN MISIR ÖTESİNDEKİ ŞİMAL(KUZEY) KISMI | İSPANYA, PORTEKİZ

- MAĞRÛR(< GURÛR): GURURLU | BİR ŞEYE GÜVENEN | GÜVENİLMEYECEK ŞEYE GÜVENİP ALDANAN, KENDİNİ BEĞENMİŞ (KİMSE) | BÜYÜKLÜK TASLAYAN

- MAHABBET: SEVGİ

- MAHALLİYÂT: SADIR, KALB, FUÂD, SIR, SIRR-I SIR, EL-HAFÎ, EL-AHFÂ

- MAHBUB(< HUBB): MUHABBET OLUNMUŞ, SEVİLMİŞ, SEVİLEN, SEVGİLİ

- MAHFİL: MAKSÛRE'DEN DAHA YÜKSEK OLAN YER | BÜYÜK CAMİLERDE HÜKÜMDARLARA YA DA MÜEZZİNLERE AYRILMIŞ ETRAFI PARMAKLIKLA ÇEVRİLMİŞ OLAN YER | OTURULACAK, GÖRÜŞÜLECEK YER, TOPLANTI YERİ

- MAHFÛZ(< HIFZ): SAKLANMIŞ | KORUNMUŞ, GÖZETİLMİŞ | GİZLENMİŞ | EZBERLENMİŞ

- MAHLAS(< HULÛS): HALÂS OLUNACAK, KURTULACAK YER | BİR KİMSENİN İKİNCİ ADI, TAKMA AD

- MAHLÛK(< HALK): HALK OLUNMUŞ, YARATILMIŞ | YARATIK

- MAHVİYYET: ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, TEVÂZU

- MAHZ: HÂLİS, KATIKSIZ, TAM

- MAK'ÂD(< KUÛD): OTURULACAK YER, MİNDER | OTURAK YERİ, GERİ, KIÇ

- MAK'AD-İ SIDK: TAKVÂ SAHİPLERİNİN CENNETTEKİ MAKAMI

- MAKSÛRE(< KASR): KASROLUNMUŞ, KISALTILMIŞ | ALIKONULMUŞ | BİR ŞEYE AYRILMIŞ | BAZI ARAPÇA SÖZCÜKLERİN SONUNDA BULUNAN "Y" ŞEKLİNDE YAZILAN ELİF HARFİ

- MAKSÛRE(< KUÛD): CAMİLERDE ETRAFI PARMAKLIKLI YÜKSEK YER

- MÂ-LÂ-YA'Nİ: ANLAMSIZ, YARARSIZ, BOŞ (ŞEYLER), GEREKSİZ SÖZ (ing. WASTE)

- Mâlik: YEDİ CEHENNEM'İN HÂKİMİ VE KAPICISI OLAN MELEK, ZEBÂNİLERİ İDÂRE EDEN MELEK

- mâlik(< MÜLK): SAHİP, BİR ŞEYE SAHİP, BİR ŞEYİ OLAN

- MA'LÛM(< İLM): BİLİNEN, BELLİ (ç. MA'LÛMAT)

- MA'LÛMÂT(< MA'LÛM): BİLİNEN ŞEYLER | BİLİŞ | BİLGİ

- MA'MÛR(< UMRÂN): BAYINDIR, ŞENLİKLİ | GÜZEL, BAKIMLI

- MÂNÂ: SENİ SENDEN TAMAMIYLA SOYAN

- MÂNEVİYAT: ANLAM-DEĞER

- MANSIB(< NASB): DEVLET HİZMETİ, MEMURİYET | MAKAM, RÜTBE, DERECE, ORUN

- MA'RİFET(< MAÂRİF): BİLME, BİLİŞ | HERKESİN YAPAMADIĞI USTALIK, USTALIKLA YAPILMIŞ OLAN ŞEY

- MA-SİVÂ: ALLAH DIŞINDAKİ HERŞEY | DÜNYA İLE İLGİLİ OLAN ŞEYLER (ing. CHITCHAT)

- MASLAHAT(< SULH): İŞ, EMİR, HUSUS, MADDE, KEYFİYET | ÖNEMLİ İŞ | BARIŞ, DİRLİK, DÜZENLİK

- MAŞRAPA(< MEŞÂRİB)(aslı MİŞREBE): SU KABI (bkz. MEŞREB, MEŞREBE)

- MAŞRIK(< ŞARK): DOĞU, GÜNEŞİN DOĞDUĞU TARAF

- MA'ŞÛK(A)(< IŞK): SEVİLEN, SEVİLMİŞ

- MATHAF: KÂBE ALANI

- MATHARE: GUSÜLHÂNE, İÇİNDE YIKANILIP TEMİZLENİLECEK YER | SU KABI, MATARA

- MATLA'(< TULÛ): DOĞACAK YER | İÇ VE DIŞ ANLAMLARIN BİRLEŞTİĞİ NOKTA, KUR'AN-I KERÎM'İ OKUYAN BİR ERMİŞ KİMSEYE ALLAH'IN TECELLİ ETMESİ

- MATLUB(< TALEB): İSTENİLEN, ARANILAN ŞEY | ALACAK

- MÂYE: MAYA, ASIL VE GEREKLİ MADDE | ASIL, ESAS | PARA, MAL | İKTİDAR, GÜÇ | BİLGİ | DİŞİ DEVE

- MAZHAR(< ZUHÛR): BİR ŞEYİN GÖRÜNDÜĞÜ ÇIKTIĞI YER | NAİL OLMA, ŞEREFLENME | BAZI TEKKELERDE OTURARAK UYUNURKEN DAYANILAN KISA DEĞNEK | BİR ÇEŞİT TEF

- MAZHARİYYET: ELDE ETME, NÂİL OLMA

- MAZRÛF(< ZARF): ZARFLANMIŞ, ZARFA KONMUŞ | KALIPLI, KILIFLI | ZARFLI KÂĞIT

- MEÂD: DÖNÜP GİDİLECEK YER, ÂHİRET, AMAÇ, ULAŞILACAK YER

- MEÂŞ: MAÎŞET, HAYVANA ÖZEL OLAN YAŞAM

- MEBDE': BAŞLANGIÇ, PRENSİP, İLK UNSUR, İLMİN İLK KISMI | BİR SÂLİK'İN ALLAH'IN GERÇEĞİNE ERİŞMEK İÇİN HAREKET ETTİĞİ BAŞLANGIÇ NOKTASI

- MEBHÛT(< BEHT): HAYRETTE KALMIŞ, ŞAŞMIŞ

- MECÂL: GÜÇ, KUVVET, TÂKAT | FIRSAT, OLANAK

- MECCÂN(EN): BEDÂVA, PARASIZ, ÜCRETSİZ OLARAK

- MECHÛL(< CEHL): BİLİNMEYEN

- MECLÂ(< CİLÂ): ÇIKMA YERİ, GÖRÜNME YERİ, TECELLİ MEKÂNI | AYNA

- MECMA'-ÜL-BAHREYN: İKİ DENİZİN KAVUŞTUĞU NOKTA | KABE KAVSEYN MERTEBESİ

- MEC'ÛL: MEYDANA ÇIKARILMIŞ, YAPILMIŞ OLAN

- ME'CÛR: ECİR ALAN

- MECZÛB(< CEZB): KAPILMIŞ, ÇEKİLMİŞ | ALLAH SEVGİSİNDEN DOLAYI CEZBEYE TUTULARAK KENDİNDNE GEÇMİŞ OLAN | DELİ, DÎVÂNE, MECNÛN

- MEDED: YARDIM, İMDAT | AMAN, EYVAH! (bkz. NUSRET)

- MEDH: ÖVME, BİRİNİN İYİ ŞEYLERİNİ SÖYLEME

-@ MEFÂHİR(< MEFHAR): İFTİHAR EDİLECEK, ÖVÜNÜLECEK ŞEYLER

- MEFHAR(< FAHR): ÖVÜNME, FAHİRLENME | ÖVÜNMEYE NEDEN OLAN, ÖVÜNMEYİ GEREKTİREN

- MEFHÛM(< FEHM): ANLAŞILMIŞ | SÖZDEN ÇIKARILAN ANLAM | KAVRAM

- MEFKÛRE(< FİKR): ÜLKÜ

- MEFTÛH(< FETH): AÇILMIŞ, AÇIK, FETHEDİLMİŞ | ELE GEÇİRİLMİŞ

- MEFTÛN(< FİTNE): FİTNEYE DÜŞMÜŞ, SİHİRLENMİŞ | GÖNÜL VERMİŞ, TUTKUN, VURGUN | HAYRAN OLMUŞ, ŞAŞMIŞ

- MEHÂBET(< HEYBET): AZAMET, ULULUK, KORKUNÇLUK; BÜYÜK GÖRÜNME

- MEHDÎ(< HEDY): HİDÂYETE EREN/ERDİREN, DOĞRU YOLU TUTAN

- MEKKE: HİCAZ'DA HZ. MUHAMMED'İN DOĞDUĞU VE KÂBE'NİN BULUNDUĞU ŞEHİR

- MEKÎN(< MEKÂN): OTURAN, YERLEŞEN | VAKARLI, TEMKİNLİ | SAĞLAM OTURAKLI KARARGÂH

- MEKR: HAKİKATE GÖTÜRMEK İÇİN YAPILAN "HİLE"

- MELÂİKE-İ KERUBİYUN: MELEKLERİN EN BÜYÜKLERİ

- MELÂMET(< LEVM): AYIPLAMA, KINAMA | AZARLAMA, ÇIKIŞMA

- MELÂMETİYYE: ZİKİR, FİKİR, ÖZEL GİYİNİŞ, TEKKE GİBİ ÂDETLERİ, TÖRENLERİ KABUL ETMEYEN BİR TARÎKAT

- MELCE'(< MELÂCİ'): İLTİCÂ EDİLECEK, SIĞINILACAK YER | HÂMÎ

- MELEKE: TEKRARLAYA TEKRARLAYA MEYDANA GELEN ALIŞIKLIK, YATKINLIK, YORDAM | YETİ

- MELEVÂN: GECE İLE GÜNDÜZ

- ME'LÛF(< ÜLFET): ÜLFET EDİNİLMİŞ, ALIŞILMIŞ, ALIŞMIŞ | HUY EDİLMİŞ, HUY

- MEMÂT: ÖLÜM

- MEMDÛH(< MEDH): ÖVÜLMÜŞ, ÖVÜLECEK, MEDHOLUNMUŞ

- MEMNÛ(< MEN): YASAK EDİLMİŞ, YASAK

- MENÂM(< NEVM): UYUNACAK YER, YATAK ODASI | UYKU | RÜYA | DÜŞ

- MENBA'(< NEBEÂN): KAYNAĞIN GÖRÜNMEYEN KISMI, KAYNAK | PINAR (NEBEÂN: KAYNAMA)

- MENEND/MÂNEND: GİBİ, EŞSİZ, ÖRNEKSİZ

- MENGÛŞ: BEKTAŞİYYE'DE MÜCERRED BABALARIN KULAĞINA TAKTIĞI KÜPE

- MENNÂN: ALLAH | ÇOK İHSAN EDEN, VEREN

- MENSÛB(< NİSBET): BİR TARÎK'E, BİR ŞEYHE İNTİSÂB EDEN

- MENŞE'(< NEŞ'ET): BİR ŞEYİN ÇIKTIĞI YER, ESAS, KÖK, KÖKEN | YETİŞİLEN YER, BİTİRİLEN OKUL

- MENŞÛR(< NEŞR): NEŞREDİLMİŞ, AÇILMIŞ, YAYILMIŞ, DAĞITILMIŞ | PRİZMA

- MENZİL(< NÜZÛL): YOLLARDAKİ KONAK YERİ | EV | BİR GÜNLÜK YOL, KONAK | MESÂFE

- MERÂTİB(< MERTEBE): RÜTBELER, DERECELER

- MERBÛT(< RABT): RAPTOLUNMUŞ, BAĞLANMIŞ, BAĞLI | ULAŞMIŞ, BİTİŞMİŞ, BİTİŞİK | İLİŞTİRİLMİŞ, EKLENMİŞ, ...YA BAĞLI

- MERCİ'(< RÜCÛ): DÖNÜLECEK YER | BAŞVURULACAK YER, KİMSE

- MERD: ÖZÜ, SÖZÜ DOĞRU, YİĞİT

- MERDÛD(< REDD): REDDEDİLMİŞ, KOVULMUŞ | GERİ DÖNDÜRÜLMÜŞ, ÇEVRİLMİŞ

- MERGUB(< RAĞBET): RAĞBET EDİLMİŞ, BEĞENİLMİŞ, HERKESCE SEVİLİP ARANILMIŞ | İSTENİLEN, SEVİLEN

- MERHALE(< RİHLET): MENZİL, KONAK, AŞAMA | İKİ MENZİL, KONAK ARASI | BİR GÜNLÜK YOL

- MERHAMET(< RAHM): ŞEFKAT GÖSTERME, ACIMA | BİRİNİ ESİRGEME

- MERHÛB: ARSLAN | KORKUNÇ ŞEY

- MERSİYE: AĞIT, BİRİNİN ÖLÜMÜ ÜZERİNE DUYULAN TEESSÜRÜ ANLATMAK İÇİN YAZILAN MANZÛME

- MESÂBE: DERECE, RÜTBE | KADAR | KONUM, DURUM

- MESCÛD: SECDE EDİLEN | ALLAH

- MESDÛD(< SEDD): KAPANMIŞ, KAPALI, TIKANMIŞ, TIKALI

- MESEL: ÖRNEK, BENZER, NÜMÛNE | DOKUNAKLI VE ANLAMLI SÖZ | TERBİYE VE AHLÂKA YARARLI OLAN ÖYKÜ

- MESERRET(< SÜRÛR): SEVİNÇ, ŞENLİK

- MESKÛKÂT(< MESKÛK): SİKKE HALİNE GETİRİLMİŞ MADENİ PARALAR, AKÇELER

- MESRÛR(< SÜRÛR): SEVİNMİŞ, NEŞELİ, MEMNUN, ARZUSUNA KAVUŞMUŞ

- MEST(< MESTÂN): SARHOŞ

- MESTÛR(< SATR): SATIRLANMIŞ, YAZILMIŞ, ÇİZİLMİŞ, DÜZGÜN YAZILMIŞ

- MEŞÂİYUN: AKLI KILAVUZ SAYANLAR

- MEŞAKKAT: ZAHMET, SIKINTI, GÜÇLÜK, ZORLUK

- MEŞÂYİH(< ŞEYH): ŞEYHLER

- MEŞGALE: İŞ, İŞ GÜÇ, UĞRAŞILAN İŞ

- MEŞK: TÂLİM, ALIŞTIRMA, ÇALIŞMA, ÖĞRENİM | YAZI ÖRNEĞİ, YAZI NÜMÛNESİ

- MEŞREB: İÇECEK YER | YARADILIŞ, DOĞA, MİZÂÇ | HUY, AHLÂK | İLÂHİ SUYU TUTACAK KAP | ÇEŞME

- MEŞVERET: DANIŞMA, MÜŞÂVERE, MÜŞÂVEREDE BULUNMA, BİR İŞ ÜZERİNDE KONUŞMA (ing./fr. CONSULTATION)

- METÂNET: METİNLİK, SAĞLAMLIK, MUHKEMLİK | KUVVETLİ OLMA, DAYANIKLILIK

- ME'VÂ: YURT, MESKEN, YER, MAKAM, SIĞINACAK YER

- MEVLİD(< VELÂDET): İNSANIN DOĞDUĞU YER | DOĞMA, DÜNYAYA GELME | DOĞULAN ZAMAN | HZ. MUHAMMED'İN DOĞUMUNU ANLATAN MANZUM ESER

- MEVLÛD(< VELÂDET): YENİ DOĞMUŞ (ÇOCUK)

- MEVT: ÖLÜM | BENLİĞİ ÖLDÜRME

- MEVTÂ(< MEYT ve MEYYİT): ÖLÜLER, ÖLMÜŞLER

- MEVTA': AYAĞIN BASTIĞI YER

- MEVZÛ'(< VAZ): VAZ'OLUNMUŞ, KONULMUŞ | KONU | İŞLEMEKTE OLAN, GEÇER OLAN | DOĞRU OLMAYAN, UYDURMA, SONRADAN DÜZME

- ME'YÛS(< YE'S): ÜMİTSİZ

- MEYHÂNE: DERGÂH

- MEYDAN: GENİŞ, AÇIK, DÜZ YER | ÂLEM | SEMÂHÂNE | KÂİNÂT

- MEYL: GÖNÜL AKIŞI, SEVME

- MEYL-İ ZÂTÎ: MÂNÂ'NIN MADDE ŞEKLİNDE MEYDANA ÇIKMAK İSTEMESİ

- MEYMENET(< YÜMN): BEREKET, SAÂDET, MUTLULUK, UĞURLULUK

- MEYYÂL(< MEYL): EĞİLEN | ÇOK İSTEKLİ, DÜŞKÜN

- MEYYİT(< MEVT): ÖLMÜŞ | HAREKETSİZ | ÇOK ZAYIF KİMSE

- MEZMÛM(< ZEMM): YERİLMİŞ | BEĞENİLMEMİŞ | AYIP

- MEZMÛR: KAVALLA SÖYLENEN İLÂHİ | HZ. DÂVÛD'A İNEN ZEBÛR'UN SÛRELERİNDEN HER BİRİ

- MİFTÂH: ANAHTAR

- MİHMÂN: KONUK, MİSÂFİR

- MİHMÂN-DÂR: KONUK, MİSÂFİR AĞIRLAYAN KİMSE

- MİHNET: ZAHMET, EZİYET | GAM, KEDER, SIKINTI, DERT | BELÂ, MUSİBET

- MİHRÂB[Ar.]: CAMİLERDE/MESCİDLERDE YÖNELİNİLEN TARAFTAKİ DUVARDA BULUNAN VE İMAMLIK EDENE AYRILMIŞ OLAN OYUK, GİRİNTİLİ YER | SON CEMAAT YERİ | [Şiir/Edebiyat] SEVGİLİNİN KAŞLARI

- MİNBER: CÂMİLERDE HATÎBİN ÇIKIP HUTBE OKUDUĞU MERDİVENLİ KÜRSÜ

- MİNHÂC: AÇIK, GENİŞ YOL

- MİNNET: BİR İYİLİĞE, BİR İYİLİK YAPANA YÖNELİK KENDİNİ BORÇLU GÖRME | GÖRÜLEN İYİLİĞE YÖNELİK TEŞEKKÜRDE BULUNMA

- MİN-TARAF-İLLÂH: ALLAH CÂNİBİNDEN

- Mİ'RÂC: MERDİVEN | GÖĞE ÇIKMA | HZ. MUHAMMED'İN ALLAH TEÂLÂ İLE GÖRÜŞMESİ

- MİR'ÂT: AYNA | MEŞHUR BİR ÇEŞİT LÂLE

- MİR'AT-I HAKÎKÎYE: HAKİKAT AYNASI

-@ MİRKELÂM[Fars. (AMİR, BAŞ, BEY)MÎR-İ KELÂM]: GÜZEL, DÜZGÜN, ZARİF KONUŞAN | KONUŞMAYI/SÖZÜ/SOHBETİ BAŞLATAN, BAŞLATACAK OLAN, BAŞLATMASI BEKLENEN

- MİSÂFİR(< SEFER): bkz. MÜSÂFİR(aslı!)

- MİSAFİR-İ GAYBİ: ZAMAN ZAMAN İNSANIN AKLINA GELEN KÖTÜ DÜŞÜNCELER (GELİP GEÇİCİDİR!)

- MÎSÂK(< VÜSÛK): SÖZLEŞME, ANDLAŞMA, YEMİN

- MİSÂL: ÖRNEK | MASAL | RÜYÂ, DÜŞ | BENZER, ANDIRIR

- MİSBÂH: KANDİL, ÇERAĞ, SABAH GİBİ LATİF, AYDINLIK

- MİSL: BENZER, KAT | MİKTAR | ÖN, YAN, HUZUR | TEKRARLANAN BİR SAYININ TOPLAMI

- MİSK: ASYA'NIN YÜKSEK DAĞLARINDA YAŞAYAN BİR CİNS CEYLÂNIN ERKEĞİNİN KARIN DERİSİ ALTINDAKİ BİR BEZDEN ÇIKARILAN GÜZEL KOKULU MADDE

- MİSK Ü AMBER: MİS KOKULARI

- MÎZÂN(< VEZN): TERÂZİ, ÖLÇÜ ÂLETİ, TARTI, ÖLÇEK | ADALET, EŞİTLİK DUYGUSU | AKIL, İDRAK | ŞERİAT

- MOLLA(< MEVLÂNÂ): BÜYÜK KADI, BÜYÜK ÂLİM | MEDRESE TALEBESİ

- MUABBİR(< İBÂRET): RÜYÂ TÂBİR EDEN

- MUÂHEZE(< AHZ): AZARLAMA, PAYLAMA, ÇIKIŞMA, DARILMA | TENKÎD

- MUALLÂ(< ULÜVV): YÜCE, YÜKSEK | MAKAMI, RÜTBESİ YÜKSEK | BİR YAZI STİLİ

- MUALLÂK(< ALÂKA): TA'LÎK EDİLMİŞ, ASILMIŞ, ASILI | HAVADA, BOŞTA DURAN | SÜRÜNCEMEDE KALMIŞ (İŞ) | BAĞLI | KESİN OLMAYAN

- MUALLEL(< İLLET): TA'LİL EDİLMİŞ, SAKAT, EKSİK

- MUALLİM(< İLM): TÂLİM EDEN, ÖĞRETEN, ÖĞRETMEN, HOCA

- MUAMMER(< ÖMR): ÖMÜR SÜREN, YAŞAYAN, YAŞAMIŞ

- MUAMMERİYET: CANLILIK

- MUÂNAKA(< UNK): BİRBİRİNİN BOYNUNA SARILMA, SARMAŞMA, KUCAKLAŞMA

- MUÂVENET(< AVN): YARDIM, YARDIM ETME, YARDIMCILIK

- MUÂYEDE: BAYRAMLAŞMA

- MUAYYEN(< AYN): TÂYİN EDİLMİŞ, BELLİ | BELİRLİ | KARARLAŞTIRILAN

- MUAZZAM(< AZM): KOCAMAN, KOCA | ULU, KOSKOCA | ÖNEMLİ, AĞIR

- MUBÂH(< İBÂHA): İŞLENMESİNDE SEVAP VE GÜNAH OLMAYAN ŞEY, İŞ

- MU'CİZE(< ACZ): ACİZ BIRAKAN, TANSI, TANSUK, ALLAH'IN EMRİYLE PEYGAMBERLER TARAFINDAN YAPILAN VE HALKI HAYRETTE BIRAKAN HÂRİKULÂDE İŞLER, HAREKETLER, HALLER

- MUGALEBE(< GALEBE): GALEBE ÇALMAYA, ÜSTÜN GELMEYE UĞRAŞMA | GALİP, ÜSTÜN

- MUGAYYEBÂT(< GAYB): GİZLİ, GÖRÜNMEZ ŞEYLER (LEDÜNNİYYÂT). LOKMAN SURESİNDE:
KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMAN, YAĞMURUN YAĞACAĞI ZAMAN | ANA KARNINDA OLANLAR | ERTESİ GÜN BAŞA NE GELECEĞİ | İNSANIN NEREDE ÖLECEĞİ

- MUHÂCİR(< HİCRET): GÖÇMEN, GÖÇ EDEN | BİR ÜLKEDEN KALKIP, BİR BAŞKA ÜLKEDE YERLEŞEN

- MUHABBET: (bkz. MAHABBET)

- MUHÂFAZA(< HIFZ): SAKLAMA, KORUMA, KAYIRMA

- MUHÂL: OLANAKSIZ, OLMAZ, OLMAYACAK

- MUHARRİK(< HAREKET): TAHRÎK EDEN, HAREKETE GEÇİREN, OYNATAN | KIŞKIRTAN, AYARTAN, DÜRTEN

- MUHÂSARA(< HASR): KUŞATMA, ETRAFINI ÇEVİRME

- MUHÂTARA(< HATAR): TEHLİKE | ZARAR, ZİYAN, KORKU

- MUHAVERE: İKİ KİŞİNİN KARŞILIKLI KONUŞMASI

- MUHAVERÂT: KONUŞMALAR

- MUHAVVİL(< HAVL): TAHVÎL EDEN, DEĞİŞTİREN, BAŞKA ŞEKLE SOKAN

- MUHDESÂT, MUHDESÛN(< MUHDES): İHDÂS EDİLMİŞ, SONRADAN MEYDANA GELMİŞ, ESKİDEN OLMAYAN, YENİ ŞEYLER, MODERN

- MUHİBB(< HUBB): SEVEN, SEVGİ BESLEYEN, DOST

- MUHİBBÂN(< MUHİBB): BİR TARÎKATIN, TARÎKATTAN OLMADIKLARI HALDE TARAFLISI OLANLAR

- MUHÎT(< HAVT): İHÂTA EDEN, ETRAFINI ÇEVİREN, KUŞATAN | ÇEVRE | ALLAH'IN ADLARINDAN

- MUHLİS(< HULÛS): HÂLİS, KATKISIZ | DOSTLUĞU, SAMÎMİLİĞİ VE HÂLİ İÇTEN, GÖNÜLDEN OLAN

- MUHLİS: SAÇ VE SAKALINA KIR DÜŞMÜŞ KİMSE

- MUHTÂR(< HAYR): İHTİYÂR EDEN, SEÇİLMİŞ, SEÇKİN | HAREKETİNDE SERBEST OLAN | KÖY YA DA MAHALLE İŞLERİNE BAKMAK ÜZERE HALKIN SEÇTİĞİ KİMSE

- MUHTASAR(< HASR): KISALTILMIŞ, KISALTMA, KISA

- MUHTEREM(< HÜRMET): SAYGIDEĞER, SAYIN, İHTİRÂM OLUNMUŞ

- MUHYÎ(< HAYÂT): İHYÂ EDEN, DİRİLTEN, CANLANDIRAN, HAYAT VEREN

- MUHYİDDİN: DİNİ İHYÂ ETMEK/CANLANDIRMAK

-@@ MUKABELE: KARŞILIK VERME, KARŞILAMA | KARŞI GELME | BİRBİRİYLE KARŞILAŞTIRMA, KARŞILIKLI YAPILAN OKUMA | CÂMİLERDE HALKA KUR'AN OKUMA | MEVLEVÎ ÂYİNLERİNDE TARÎKAT MENSUPLARININ CEZBE HALİYLE AYAKTA DÖNMESİ | KUR'AN-I KERİM'İ BİRİNİN OKUMASI VE BİRİNİN/BİRİLERİNİN DİNLEMESİ

- MUKABİL: KARŞI KARŞIYA GELEN, BİR ŞEYİN KARŞISINDA BULUNAN | BİR ŞEYE KARŞI, BİR ŞEYE KARŞILIK YAPILAN | KARŞILIK | KARŞILIĞINDA

- MUKADDER(< KADER): TAKDÎR OLUNMUŞ, DEĞERİ BİÇİLMİŞ | KADRİ, DEĞERİ BİLİNMİŞ, BEĞENİLMİŞ | YAZILI, ALINDA YAZILI | KADER

- MUKADDERÂT: ALIN YAZISI

- MUKADDES(< KUDS): TAKDÎS EDİLMİŞ, MÜBÂREK, KUTSAL, TEMİZ

- MUKARREB(< KURB): TAKRÎB EDİLMİŞ, YAKLAŞMIŞ, YAKIN

- MUKARRİN(< KARN): BİRLİKTE BULUNDURAN, TAKRÎN EDEN

- MUKAYYED(< KAYD): KAYITLI, BAĞLI, BAĞLANMIŞ | BİR İŞE ÖNEM VEREN | KAYDOLUNMUŞ, DEFTERE GEÇMİŞ

- MUKTEDİR(< KUDRET): GÜCÜ YETEN, BECEREBİLEN

- MÛNİS(< ÜNS): ÜNSİYETLİ, ALIŞILAN, ALIŞILMIŞ, YADIRGANMAZ | CANA YAKIN, SEVİMLİ | İNSANDAN KAÇMAYAN

- MURÂBATA(< RABT): BAĞLAMAK | DÜŞMANI, SALDIRACAĞI YERDE DURUP BEKLEME

- MURÂD(< REVD): ARZU, İSTEK, DİLEK | MAKSAT, MERAM

- MURAHHAS(< RUHSAT): RUHSATLI, İZİNLİ | DELEGE

- MURÂKABE(< RAKB): BAKMA, GÖZETME, GÖZ ALTINDA BULUNDURMA | KENDİ İÇ ÂLEMİNE BAKMA, KENDİNİ HESABA ÇEKME, DALIP KENDİNDEN GEÇME | GECEYARISI, DİZÜSTÜ OTURULARAK, GÖVDENİN HİÇBİR UZVUNU KIMILDATMADAN, GÖZLER KAPALI DURUMDA DALINAN "TEFEKKÜR" HALİ

- MURÂKIB: ALLAH'A BAĞLANMIŞ

- MURTAZÂ(< RIZÂ): BEĞENİLMİŞ, SEÇİLMİŞ | HZ. ALİ'NİN LÂKABI

- MUSÂFAA: BİRBİRİNİN BOYNUNA SARILMA | GÖZÜN, HER UZAKLIKTA BULUNAN EŞYAYI GÖREBİLME HASSASI

- MUSÂFAHA (< SAFH): EL SIKIŞMA, TOKALAŞMA

- MUSAFFÂ(< SAFVET): TASFİYE EDİLMİŞ, SÜZÜLMÜŞ, ARINMIŞ

- MUSÎB(< SEVAB): İSÂBET EDEN, RASTGELEN, YANILMAYAN

- MUSTAFÂ(< SAFVET): ISTIFÂ EDİLMİŞ | TERTEMİZ, TASFİYE OLUNMUŞ | HZ. MUHAMMED'İN ADLARINDAN

- MUTAHHAR(< TAHÂRET): TEMİZLENMİŞ, TEMİZ | MÜBÂREK

- MUTASAVVER(< SÛRET): TASAVVUR EDİLMİŞ, TASARLANMIŞ, DÜŞÜNÜLMÜŞ | AKLA GELEBİLİR, OLABİLİR

- MUTASAVVİF(< SOF): SÔFÎ OLAN | TASAVVUFLA UĞRAŞAN | İLÂHİYATTA UĞRAŞAN VE BUNU YAYMAYA ÇALIŞAN

- MUTÂVAAT(< TAV): BAŞEĞME, İTÂAT ETME

- MUTAVASSIT(< VASAT): VÂSITA OLAN, ARACILIK EDEN, ARACI | ORTA, ORTALAMA

- MU'TAZIB: BİRBİRİNE YARDIM EDEN

- MU'TEDİL(< ADL): NE AZ, NE ÇOK, ORTA HALDE BULUNAN | YAVAŞ, MÜLÂYİM, SERT OLMAYAN, İŞİ PEK İLERİYE GÖTÜRMEMİŞ OLAN | MÜNÂSİP, UYGUN, BİÇİMLİ | ILIMAN | NÖTR

- MUTÎ(< TÂAT): İTAAT EDEN, BOYUN EĞEN | BAĞLI | RAHAT

- MUTLAK(< TALÂK): ITLAK OLUNMUŞ, SALIVERİLMİŞ, BAŞIBOŞ BIRAKILMIŞ | KAYITSIZ, ŞARTSIZ | YALNIZ, TEK, ŞART | HERHANGİ BİRŞEYE İLİŞİK OLMAYAN

- MUTMAİN(< TAM'AN): GÖNLÜ KANMIŞ, İÇİ RAHAT, ŞÜPHESİ OLMAYAN KİMSE

- MUTTALİ'(< TULÛ): ÖĞRENMİŞ, HABER ALMIŞ, BİLGİLİ, HABERDAR

- MUTTASIF(< VASF): VASIFLANAN, KENDİSİNDE BİR HAL, BİR SIFAT, BİR VASIF BULUNAN, İTTİSÂF EDEN

- MUTTASIL(< VASL): ULAŞAN, KAVUŞAN, BİTİŞEN, İTTİSÂL EDEN | ARALIKSIZ, HİÇ DURMADAN, BİTEVİYE

- MUVÂCEHE(< VECH): YÜZLEŞME, YÜZ YÜZE GELME | KARŞI, ÖN

- MUVAFFAK: ALLAH'IN YARDIMINA ULAŞMIŞ | BAŞARAN, BECEREN

- MUVAFFAKIYYET(< VEFK): ALLAH'IN YARDIMIYLA BAŞARI GÖSTERME | ELE GEÇİRME, BAŞARMA

- MUVAFFIK: BAŞARI KAZANDIRAN ALLAH

- MUVÂFIK(< VEFK): UYGUN, YERİNDE

- MUVAHHİD(< VAHDET): TEVHİD EDEN, ALLAH'IN BİRLİĞİNİ İKRAR

- MUVAKKAT(< VAKT): BELLİ BİR ZAMANA ÖZEL, SÜREKSİZ, GEÇİCİ | EĞRETİ

- MUVÂZENE(< VEZN): DENK OLMA, KARŞILIKLI İKİ ŞEYİN UYGUNLUĞU | KIYAS, ÖLÇÜ | DENGE

- MUZAFFER(< ZAFER): ZAFER, ÜSTÜNLÜK KAZANMIŞ, ÜSTÜN

- MUZMAHİLL: ÇÖKMÜŞ, ÇÖKÜNTÜYE UĞRAMIŞ, DARMADAĞIN OLMUŞ, YOK OLMUŞ

- MÜBÂREK(< BEREKET): BEREKETLİ, FEYİZLİ | UĞURLU, HAYIRLI, MUTLU, KUTLU

- MÜBAYENET: BİR ŞEYİN KENDİNDEN BAŞKA BİR ŞEY OLMAMASI

- MÜBEŞŞER(< BEŞÂRET): TEBŞÎR OLUNMUŞ, KENDİSİNE MÜJDE VERİLMİŞ

- MÜBEZZİR(< BEZR): TOHUM EKECEK ÂLET

- MÜBEZZİR: TEBZÎR EDEN, GEREKSİZ, YERSİZ HARCAYAN, İSRÂF EDEN

- MÜBÎN(< BEYN ve BEYÂN): HAYRI, ŞERRİ, İYİYİ VE KÖTÜYÜ AYIRAN | AÇIK, BESBELLİ, AÇIK SEÇİK İFADE EDİLMİŞ OLAN

- MÜCÂHEDE(< CEHD): UĞRAŞMA | NEFSİ YENMEYE YÖNELİK OLAN ÇALIŞMA

- MÜCÂZÂT(< CEZÂ): KARŞILIK | BİR SUÇA KARŞI CEZÂ ÇEKTİRME

- MÜCEDDİD(< CEDÎD): YENİLEYEN, YENİLEYİCİ, YENİ BİR ŞEKİL VE SÛRET VEREN | DÎNE YENİ BİR VECHE VEREN ZAT

- MÜCEHHEZ(< CİHAZ): TECHİZ OLUNMUŞ, DONANMMIŞ, DONATILMIŞ, HAZIRLANMIŞ

- MÜCERRED(< CERED): TECRÎD EDİLMİŞ, SOYULMUŞ, ÇIPLAK | TEK, YALNIZ | KARIŞIK VE KATIŞIK OLMAYAN | YALIN, SOYUT | KENDİ KENDİNE, BEKÂR, YALNIZ YAŞAYAN

- MÜCTEBÂ(< CEBY): SEÇİLMİŞ, SEÇKİN

- MÜCTEHİD(< CEHD): GÜCÜ YETTİĞİ KADAR ÇALIŞAN, ÇALIŞKAN | ALLAH'IN EMRİYLE ÇALIŞAN

- MÜDÂM(< DEVÂM): DEVÂM EDEN, SÜREN, SÜREKLİ | ARASI KESİLMEYEN

- MÜDÂRÂ[T](< DERY): YÜZE GÜLME, DOST GİBİ GÖRÜNME

- MÜDÂVİM(< DEVÂM): DEVÂM EDEN, BİR İŞE ARALIKSIZ, ÇALIŞAN | BİR YERE DEVAMLI OLARAK GİDİP GELEN

- MÜEKKELÂT: HÜSAMEDDİN, NECMEDDİN, BEDREDDİN, ŞEMSEDDİN, NUREDDİN, CEMÂLEDDİN, KEMÂLEDDİN

- MÜELLİF(< ÜLFET): TE'LÎF EDEN, KİTAP YAZAN, ESER SAHİBİ

- MÜESSİS(< ESÂS): KURAN, TEMEL ATAN | KURAN, KURUCU

- MÜEZZİN(< EZAN): EZAN OKUYAN, KULAĞA HİTAP EDEN, ÇAĞIRAN

- MÜFETTİH(< FETH): FETH EDEN, AÇAN, AÇICI

- MÜFLİH(< FELÂH): FELÂH BULAN, HİDÂYETE ERDİRİLEN, SELÂMETE ÇIKAN

-@@ MÜFTİ, MÜFTÜ(< FETVÂ): FETVÂ VEREN (FETVÂ EMİNİ) | İL VE İLÇELERDE DİN İŞLERİNE BAKAN KİMSE

- MÜHEYYÂ(< HEY'ET): HAZIR, HAZIRLANMIŞ (ÂMÂDE)

- MÜKÂFÂT(< KİFÂYET): BERÂBERLİK | BİR HİZMET VE İYİLİĞE KARŞI EDİLEN İYİLİK | ÇALIŞKAN TALEBEYE HOCASININ VERDİĞİ TAKDİR

- MÜKÂŞEFE(< KEŞF): HAKİKAT EHLİNE ALLAH SIRLARININ GÖRÜNMESİ, TEVHİD DELİLLERİYLE HALKDA HAKK'I GÖRMEK | MEYDANA ÇIKARMA

- MÜKELLEF: BİR ŞEYİ YAPMAYA MECBUR OLAN, VAZİFELİ, MUVAZZAF | BİR ŞEYİ ÖDEMEYE MECBUR OLAN | MÜKEMMEL HAZIRLANMIŞ, KÜLFETLE SÜSLENMİŞ OLAN (TEKLİF)

- MÜKEVVEN(< KEVN): TEKVÎN EDİLMİŞ, YAPILMIŞ, MEYDANA GETİRİLMİŞ, YARATILMIŞ

- MÜKEVVENÂT(< MÜKEVVEN): YARATILMIŞLAR

- MÜLÂHAZA(< LÂHZ): DİKKATLE BAKMA | İYİCE DÜŞÜNME | DÜŞÜNCE

- MÜLÂKÎ(< LİKA): BULUŞAN, KAVUŞAN | GÖRÜŞEN

- MÜLEVVEN(< LEVN): RENGARENK, TÜRLÜ TÜRLÜ, HERCAİ | BOYALI, BOYANMIŞ

- MÜLEVVES(< LEVS): TELVÎS EDİLMİŞ, KİRLİ, PİS | İNTİZAMSIZ, KARIŞIK

- MÜLHİD(< LÂHD): ALLAH'I İNKÂR EDEN, DİNSİZ

- MÜ'MİN(< EMN): ÎMÂN ETMİŞ | KINAYAN KINAYANINDAN KORKMAYAN

- MÜMÂRESE(< MERES): ALIŞMA, ALIŞIKLIK, YATKINLIK, EL YATKINLIĞI

- MÜNÂCÂT(< NECV): ALLAH'A DUA ETME, YALVARMA

- MÜNÂDÎ(< NİDÂ): NİDÂ EDEN | MÜEZZİN

- MÜNÂFESE(< NEFS): BAŞKASINDA GÖRDÜĞÜ KEMÂLE İMRENİP, ONA YETİŞMEK İÇİN ÇALIŞMAK (HASED değil!)

- MÜNÂFIK(< NİFÂK): İKİYÜZLÜLÜK EDEN, İKİ YÜZLÜ

- MÜNÂSEBET(< NİSBET): UYGUNLUK | İLİŞİK | İLGİ, YAKINLIK, BAĞ | YANAŞMA, VESÎLE

- MÜNÂSİB(< NİSBET): UYGUN, YERİNDE | YAKIŞIK, YARAŞIK

- MÜNÂVEBE(< NEVBET): NÖBETLEŞME, NÖBETLE İŞ GÖRME

- MÜNCERR(< CERR): BİR TARAFA ÇEKİLİP SÜRÜKLENEN, SÜRÜLEN, KAYIP BİR TARAFA GİDEN | VARIP SONA EREN | NETİCELENEN

- MÜNCÎ(< NECÂT): KURTARAN

- MÜNEVVER(< NÛR): NURLANDIRILMIŞ, PARLATILMIŞ, AYDINLATILMIŞ, IŞIKLI | AYDIN (KİMSE)

- MÜNÎR(< NÛR): NURLANDIRAN, IŞIK VEREN, PARLAK

- MÜNKEBİSSE: BAŞ KESMEK

- MÜNKEŞİF(< KEŞF): AÇILAN, AÇILMIŞ, MEYDANA ÇIKMIŞ | AÇIK, GÖRÜNEN | KEŞFOLUNMUŞ, YENİ BULUNMUŞ

- MÜNKİR(< NEKR): İNKÂR EDEN, KABUL ETMEYEN

- MÜNSİF: İNSAFLI

- MÜNTEHÂ(< NİHÂYET): NİHAYET BULMUŞ; BİR ŞEYİN VARABİLDİĞİ EN UZAK YER, SON DERECE | SON UC | YAZICIOĞLU AHMET BÎCAN'IN DÎNÎ, TASAVVUFÎ MENSUR ESERİ

- MÜNTEŞİR(< NEŞR): YAYILMIŞ, AÇILMIŞ | DAĞINIK | DUYULMUŞ, ETRAFA YAYILMIŞ | BASILMIŞ VE YAYILMIŞ

- MÜNTEVÎ(< NEV): BİR ŞEY YAPMAYA NİYETLENEN

- MÜNZEVÎ(< ZUVVİYY ve ZEYY): İNZİVÂ EDEN, ÇEKİLİP BİR KÖŞEDE OTURAN, KÖŞESİNE ÇEKİLİP KİMSE İLE GÖRÜŞMEYEN

- MÜNZİL(< NÜZÛL): İNZÂL EDEN, AŞAĞI İNDİREN, GÖKTEN İNDİREN

- MÜPHEM: BELİRSİZ, KAPALI, ÖRTÜLÜ | ANLAŞILMAZ, KAPALICA

- MÜRÂCAAT(< RÜCÛ): GERİ DÖNME, BAŞVURMA, DANIŞMA, YARDIM İSTEME

- MÜRÂCAÂT(< MÜRÂCAAT): GERİ DÖNMELER, BAŞVURMALAR, DANIŞMALAR, YARDIM İSTEMELER

- MÜRÂÎ(< RİYÂ): İKİYÜZLÜ

- MÜREBBÎ(< TERBİYE): TERBİYE EDEN, EĞİTİCİ | BESLEYEN

- MÜRECCAH(< RÜCHÂN): TERCİH EDİLEN, ÜSTÜN TUTULAN

- MÜRÎD(< REVD): İRÂDE EDEN, EMREDEN, BUYURAN | BİR ŞEYHE BAĞLI OLAN KİMSE

- MÜRSEL(< RESEL): İRSÂL EDİLMİŞ, GÖNDERİLMİŞ, YOLLANMIŞ | PEYGAMBER

- MÜRŞİD(< RÜŞD): İRŞÂD EDEN, DOĞRU YOLU GÖSTEREN, KILAVUZ | TARÎKAT PÎRİ, ŞEYHİ | GAFLETTEN UYANDIRAN | HADIM ÜL FUKARA

- MÜRÜVVET(< MER): İNSÂNİYET, MERTLİK, YİĞTLİK | CÖMERTLİK, İYİLİKSEVERLİK

- MÜSÂFİR(< SEFER): MİSÂFİR, YOLDAN GELEN, YOLCU | YOLCULUK SIRASINDA BİRİNİN EVİNE İNEN KONUK | KOMŞUYA GİDEN KİMSE

- MÜSAHHAR(< SİHRİYY): TESHİR OLUNMUŞ, ELDE EDİLMİŞ, ELE GEÇİRİLMİŞ | TUTKUN, BOYUN EĞMİŞ

- MÜSÂVÎ(< SEVİYY): EŞİT, BİRİNİN ÖTEKİNDEN FARKSIZ OLANI, AYNI HALDE VE DERECEDE BULUNAN

- MÜSEMMÂ(< SEMV ve SÜMÜVV): TESMİYE OLUNAN, BİR ADI OLAN, ADLANMIŞ, ADLI | MUAYYAN, BELİRLİ (ZAMAN)

- MÜSENNÂ: AYNALI YAZI/HAT

- MÜSLÜMAN: KENDİNDEKİ EMÂNETE İHÂNET ETMEYEN | İSLÂM OLMUŞ, SELÂMETE ERMİŞ, KURTULMUŞ, TESLİM OLMUŞ

- MÜSTAGNÎ(< GANÎ): DOYGUN, GÖNLÜ TOK | ÇEKİNGEN, NAZLI (DAVRANAN) | GEREKLİ BULMAYAN

- MÜSTAĞRAK(< GARK): BATMIŞ

- MÜSTAHAKK(< HAKK): MÜSTAHİKK(aslı!)

- MÜSTAHİKK(< HAKK): HAK ETMİŞ, HAK KAZANMIŞ, LÂYIK

- MÜSTAHLEF(< HALEF): İSTİHLÂF EDİLMİŞ, KENDİ YERİNE GEÇİRİLMİŞ, BAŞKASININ YERİNE KONMUŞ, HİLÂFET ALMIŞ

- MÜSTAHSİL(< HÂSIL): YETİŞTİREN, YETİŞTİRİCİ, ÜRETİCİ

- MÜSTAİDD(< UDDET): İSTÎDADLI, YETENEKLİ, BİR ŞEYE YETENEĞİ OLAN | AKILLI, ANLAYIŞLI

- MÜSTAKARR(< KARÂR): YERLEŞİLEN, DURULAN YER | KARARGÂH

- MÜSTAKBEL(< KABL): KARŞILANAN | ÖNDE BULUNAN, İLERİDEKİ, GELECEK

- MÜSTAKİLL(< KILLET): BAŞLI BAŞINA, KENDİ BAŞINA, KENDİ KENDİNE, AYRICA, BAĞIMSIZ

- MÜSTAKÎM(< KIYÂM): DOĞRU, DÜZ, DİK | TEMİZ, NAMUSLU

- MÜSTEÂR(< ÂRİYYET): TAKMA AD

- MÜSTECÂB(< CEVÂB): DİLEĞİ KABUL OLUNMUŞ

- MÜSTEHABB(< HUBB): SEVİLEN, BEĞENİLEN | FARZ VE VÂCİBDEN BAŞKA OLARAK SEVAP KAZANILAN İŞ

- MÜSTEHLİK(< HELÂK): YİYİP İÇEREK TÜKETEN, BİTİREN | TÜKETİCİ

- MÜSTESNÂ(< SENY): İSTİSNÂ EDİLEN, KURAL DIŞI BIRAKILAN | ÜSTÜN | AYRI TUTULAN | BENZERLERİNDEN BASKIN

- MÜŞÂHEDE(< ŞUHÛD): BİR ŞEYİ GÖZLE GÖRME | ALLAH ÂLEMİNİ GÖRME

- MÜŞÂRÜN-İLEYH(< ŞEVR): ADI GEÇEN ZAT, KENDİSİNE İŞARET EDİLEN (KİŞİ)

- MÜŞEKKEL: ŞEKLE KONULMUŞ, ŞEKİL VERİLMİŞ | ŞEKLİ, KALIBI, KIYÂFETİ YERİNDE, GÖSTERİŞLİ

- MÜŞKİL(< ŞEKL): GÜÇ, ZOR, ÇETİN | ENGEL, GÜÇLÜK, ZORLUK

- MÜŞKİLÂT(< MÜŞKİL): GÜÇLÜKLER, ZORLUKLAR

- MÜŞTÂK(< ŞEVK): İŞTİYAKLI, ÖZLEYEN, GÖRECEĞİ GELEN, CAN ATAN

- MÜŞTEHİYÂT(< ŞEHVET): İŞTAHLILAR, İSTEKLİLER

- MÜŞTEMİL: KAPSAYAN, İÇEREN, ŞÂMİL OLAN

- MÜŞTERÎ(< ŞİRÂ): İŞTİRÂ EDEN, SATIN ALAN, ALICI | ALIŞVERİŞTE BULUNAN | İSTEKLİ | HEM SATIN ALAN, HEM SATAN

- MÜTÂLAA(< TULÛ): OKUMA | DEĞERLENDİRME, TETKİK | DÜŞÜNCE

- MÜTEÂKIB(< AKAB): BİRBİRİ ARDINDAN GELEN (SIRA İLE) | ARDINDAN GELEN, ARKASI SIRA BELİREN

- MÜTEÂL(< ULÜVV): YÜKSEK, YÜCE | ALLAH'IN SIFATLARINDAN

- MÜTEALLİK(< ALAKA): ASILI, BAĞLI, İLGİLİ, İLİŞİĞİ OLAN

- MÜTECELLÎ(< CELÂ' ve CELV): TECELLÎ EDEN, GÖRÜNEN, MEYDANA ÇIKAN | PARLAK

- MÜTEDEYYİN: ILIMLI (İNSAN) | DİNDAR. | DİN İLE GÖREVLİ. | BORÇLU OLAN

- MÜTEESSİR(< ESR ve ESÂRET): HÜZÜNLÜ, KEDERLİ, ÜZÜNTÜLÜ | BİRİNİN ACISIYLA ACILANAN | DUYGULANMIŞ

- MÜTEHARRİK(< HAREKET): HAREKET EDEN, KIMILDAYAN, OYNAYAN

- MÜTEHAYYİR(< HAYRET): HAYRETTE KALAN, ŞAŞMIŞ, ŞAŞIRMIŞ

- MÜTEKEVVİN(< KEVN): TEKEVVÜN EDEN, HÂSIL OLAN, MEVCUT BULAN, VAROLAN

- MÜTEMMİM(< TEMÂM): TAMAMLAYAN, BİTİREN | TÜMLEÇ

- MÜTENÂDÎ(< NİDÂ): BİRBİRİNE NİDÂ EDEN, BİRBİRİNİ ÇAĞIRAN

- MÜTENÂSİB(< NİSBET): UYGUN OLAN, HER BAKIMDAN BİRBİRİNE UYGUN, DENK

- MÜTERÂDİF(< RİDF): TERÂDÜF EDEN, BİRBİRİNİN ARDI SIRA GİDEN | YAZILIŞI AYRI, ANLAMI BİR OLAN, ANLAMDAŞ (ing., fr. SYNONYME)

- MÜTESELSİLEN: SIRA İLE, BİRBİRİ PEŞİ SIRA, ZİNCİRLEME

- MÜTEVASSIL: VÂSIL OLAN, KAVUŞAN | MÜNÂSEBET VE YAKINLIK KURAN

- MÜTTAKÎ(< VAKY ve VİKAYE): İTTİKA EDEN, SAKINAN, ÇEKİNEN | ALLAH'DAN KORKAN | ALLAH'IN ÖLÇÜSÜNE GÖRE KENDİNİ AYARLAYAN

- MÜYESSER(< YÜSR): KOLAYI BULUNUP YAPILAN, KOLAY GELEN, KOLAYLIKLA OLAN

- MÜZEKKÎ(< ZEKÂT): TEZKİYE EDEN, TEMİZLEYEN, AKLAYAN

 

 

- NÂ-ÇÎZ: HİÇ HÜKMÜNDE OLAN, ÇOK KÜÇÜK ŞEY

- NÂ-DÂN: BİLMEZ, CÂHİL | KENDİNİ BEĞENMİŞ, KİBİRLİ

- NÂDİM: PİŞMÂN OLAN

- NÂFİLE: GEREKLİ DEĞİLKEN YAPILAN İŞ | FARZLARIN DIŞINDA KILINAN NAMAZ | BOŞUNA

- NAHİV: SÖZ DİZİMİ

- NÂİB(< NEVB): VEKİL

- NÂİL(< NEYL): MURADINA EREN, ERMİŞ, ELE GEÇİREN | (OLMAK):ERİŞMEK

- NÂİM: LEZZETİ ALINAN HER TÜRLÜ NİMET, BOLLUKTA YAŞAYIŞ | CENNETİN BİR KISMI

- NÂİM(< NEVM): UYUYAN

- NAKÎB(< NAKABET): VEKİL | BİR TEKKEDE, ŞEYHİN YARDIMCISI OLAN EN ESKİ DERVİŞ VEYA DEDE

- NÂLE: İNLEMEK, İNİLTİ

- NAMAZ: KULUN HAK İLE OLMASI (SALÂT)

- NÂMÛS: KANUN, NİZAM | AR, EDEP, HAYÂ, IRZ | TEMİZLİK, DOĞRULUK

- NÂ-MÜTENÂHÎ: SONSUZ

- NÂM-ZED: NİŞANLI, SÖZLÜ, YAVUKLU | ADAY | MİRAS BIRAKANIN FEVKALÂDE İKAME YOLUYLA TAYİN ETTİĞİ MİRASÇI | LEHİNE VASİYET YAPILAN KİMSE

- NÂN: EKMEK

- NÂR: ATEŞ, OD | CEHENNEM

- NARH(aslı NİRH): NARK, ÇARŞIDA, PAZARDA SATILAN ŞEYLER İÇİN RESMÎ MAKAMLARCA GÖSTERİLEN FİYAT

- NÂS: İNSANLAR, HERKES

- NASB: DİKME, SAPLAMA

- NÂSIH/NASÎH(< NUSH): ÖĞÜT VEREN, NASÎHAT EDEN (ç. NASÂYİH) | KUŞATMA

- NÂS(I)R: YARDIM | YARDIMCI, YARDIM EDEN

- NASÎB: PAY, HİSSE | RIZIK

- NASİB ALMAK: BEKTÂŞİYE'DE İNTİSÂB, DERVİŞ OLMAK

- NÂSÛT: İNSANLIK

- NA'T-I ŞERİF: HZ. PEYGAMBER HAKKINDA YAZILAN ŞİİRLER

- NÂY: NEY

- NAZAR: BAKMA, GÖZ ATMA | DÜŞÜNME | GÖZ DEĞME

- NAZAR-I ÎTİBÂR: DİKKAT

- NAZAR BERKADEM: BAKIŞLAR AYAK ÜZERİNE

- NAZARÎ: TEORİK

- NEBE': ÖNEMLİ HABER

- NEBÎ(< NEBE): PEYGAMBER (ç. ENBİYÂ) | HABERCİ | MÜNÂDÎ (sansk. AVATAR)

- NECÂT: KURTULMA, KURTULUŞ

- NECÎB: SOYU SOPU TEMİZ, NESLİ PÂK OLAN KİMSE

- NEC(İ)M: SÖNÜP-YANAN YILDIZ, VAKİT, ÜLKER YILDIZI | KUR'AN-I KERİM

- NECVÂ: FISILTILI, GİZLİ SÖZ | SIR SÖYLEŞMEK | GİZLİ SORGULAMA

- NEDÂMET: PİŞMANLIK

- NEDÂRET: TAZELİK, PARLAKLIK | ENDER

- NEDİM/E: SOHBET ERBABI

- NEFER: BİR ADAM, TEK KİŞİ | ER

- NEFES: SOLUK | SOLUK ALACAK KADAR GEÇEN ZAMAN, AN

- NEFES: BEKTÂŞÎ İLÂHİLERİ

- NEFHA: GÜZEL KOKU | RÜZGÂRIN BİR KERE ESMESİ | NEFES ÜFÜRME

- NEFÎR: CEMAAT, TOPLULUK | BOYNUZDAN YAPILAN BORU

- NEFS: BİR ŞEYİN ZÂTI, KENDİSİ. RUH, CAN, HAYAT, KALB, HEVES | İNSANIN YEME-İÇME GİBİ BİYOLOJİK GEREKSİNİMLERİ | ASIL, MAYA, CEVHER | DÖLSUYU | İÇ, İÇ TARAF

- NEFS: RUHUN MADDEYLE BİRLEŞMESİ

- NEFS MERTEBELERİ:
* NEFS-İ EMMÂRE
* NEFS-İ LEVVÂME
* NEFS-İ MÜLHİME
* NEFS-İ MUTMAİNNE
* NEFS-İ RÂZİYE(/RÂDİYYE)
* NEFS-İ MARZİYE(/MERDİYYE)
* NEFS-İ SAFİYE/NACİYE/BÂKİYE

- NEFS MERTEBELERİNİN RENKLERİ:
MAVİ-KIRMIZI-YEŞİL-BEYAZ-SARI-PARLAK SİYAH

- NEFY: SÜRME, SÜRGÜN ETME

- NEHY: YASAK ETME

- nekîr: BİLİNMEMİŞ ŞEY, ÖRTÜLÜ OLAN

- Nekîr(< NEKRE): SORGU MELEKLERİNDEN BİRİ (ÖBÜRÜ "MÜNKİR")

- NES': "EŞHÜR-ÜL-HURUM"UN MUAYYEN VAKTİNİ GEÇİRME

- NESEB: NESİL, SOY

- NEŞ(İ)R: DAĞILMA, YAYILMA

- NEVBE: BAYRAMLARDA VE KANDİLLERDE DERGÂHLARDA HALÎLE, KUDÛM, MAZHAR ÇALINARAK İLÂHİ OKUNMASI

- NEVMÎD(< NÂ-ÜMÎD): ÜMİTSİZ

- NEZ': BİR ŞEYİ YERİNDEN KOPARMA, SÖKME | KALDIRMA, YOK ETME

- NEZ': BOZMA | HALKI BİRBİRİNE DÜŞÜRME

- NEZÂFET: TEMİZLİK, PÂKLIK | TAM SAĞLIK VE SELÂMET

- NEZÎR(< NEZR): KORKUTMA, BİRİNİ, DOĞRU YOLA SOKMAK İÇİN GÖZDAĞI VEREREK KORKUTMA

- NEZR: ADAK, ADAMA

- NİDÂ: ÇAĞIRMA, SESLENME | SU VERME

- NİGÂH: BAKIŞ, BAKMA

- NİGÂH-BÂN: GÖZCÜ, BEKÇİ

- NİHÂN: GİZLİ, SAKLI | BULUNMAYAN, GÖRÜNMEYEN | SIR

- NİKAB: PEÇE, YÜZ ÖRTÜSÜ

- NİSÂB: ASIL, ESAS | BİR MALIN ZEKÂTINI VERMEK ÜZERE VARILMASI GEREKEN MİKTAR | DERECE, İSTENİLEN HAD

- NİŞÂN: İZ, BELİRTİ | İŞARET

- NİYÂZ: YALVARMA, YAKARMA | DUA | BAZI TARİKATLARDA KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE YÖNELİK SELÂM, SAYGI VE DUASI

- NİYYET: NİYET, MERAM | FİİL VE HAREKET | DÜNYA LEZZETLERİNİ TERK EDEREK İBADETLE ALLAH'A YÖNELMEK

- NİZÂ'(< NEZ): ÇEKİŞME, KAVGA

- NİZAM(NAZAME): İNCİLERİ İPE DİZMEK

- NİZAM-I ÂLEM: Nazm sözlükte, incileri bir ipe dizmek anlamına gelir. Terim olarak ise, bir şeyi/şeyleri aklın gerektirdiği, zorunlu kıldığı başka bir şeye delalet edecek şekilde tertip etmek demektir.
Âlem'in sözlük anlamı bir şeyin kendisiyle bilindiği şeydir. Terim olarak ise Tanrı'dan başka herşeydir | öyle şeyler ki onları bilmek Tanrı'nın var-olanlarda tecelli eden isimlerini ve sıfatlarını bilmeye götürür. Ancak nizam-i âlem terkibinde kullanılan âlem, yalnızca Tanrı'nın tecelligâhı olan maddî âlem anlamına gelmez. Aynı zamanda varlığı ilkece insanın nutkiyetinden kaynaklanan 'sosyal gerçeklik'[ictimaî âlem] anlamına gelir.

- NÛR: AYDINLIK, PARILTI, TECELLİYÂT (ç. ENVÂR, NÎRÂN)

- NUSRET(< NASR): YARDIM | ALLAH'IN YARDIMI | BAŞARI, ÜSTÜNLÜK

- NUT(U)K: SÖZ, LÂKIRDI | KONUŞMA | NUTUK, SÖYLEV | (ed.) ESKİ DERVİŞLERCE BÜYÜK BİLİNEN KİMSELERİN MANZUM SÖZLERİ

- NÜBÜVVET(< NEBE): PEYGAMBERLİK, NEBÎLİK

- NÜCEBÂ(< NECÎB): RİCAULLAH(TANRI ERENLERİ) YA DA RİCÂL-ÜL-GAYB(GAYB ERENLERİ) DENİLEN 40 KİŞİYE VERİLEN AD, KIRKLAR

- NÜKEBÂ: RİCAULLAH'DAN ÜÇYÜZLER. NEFİSLERİN KÖTÜ İSTEKLERİ TERK ETTİRİLMİŞ, HİLÂFETE YAKLAŞMIŞ, SÜLÛKUNU İKMÂL ETMEK ÜZERE OLAN KUDEMÂ-YI TARÎK

- NÜMÛNE: ÖRNEK

- NÜKTE: HERKESİN ANLAYAMADIĞI İNCE ANLAM, İNCELİK, İNCE ANLAMLI, ZARİF VE ŞAKALI SÖZ

- NÜVE: ÖZ | ÇEKİRDEK, HÜCRE

- NÜZÛL: AŞAĞI İNME (APAKSEPANA [Sansk.])

 

 

- OCAK: BEKTÂŞİYE'DE OCAĞIN SAĞINDA VE SOLUNDA SEYYİD ALİ VE HORASAN POSTU VARDIR

- OCAK-I BEKTÂŞİYAN: YENİÇERİ OCAĞI. KURUCUSU HACI BEKTÂŞ-I VELİ OLDUĞUNDAN, YENİÇERİLERİN BAŞLARINA GİYDİKLERİ HACI HÜNKÂR'IN HIRKASININ KOLUDUR

- OMUZ ÖPÜŞMEK: TARİKAT ÂDÂBINDANDIR

- ONSEKİZBİN ÂLEM: KÂİNAT

 

 

- ÖD: HZ. MUHAMMED'İN RUHANİYETİNE İŞARETTİR

- ÖD AĞACI: TÜTSÜ | TESBİH YAPILIR

- ÖMÜR: YAŞAM, HAYAT

- ÖZ(Ü)R: BİR KUSUR YA DA SUÇUN HOŞ GÖRÜLMESİNİ GEREKTİREN NEDEN | SUÇUN BAĞIŞLANMASI, MA'ZÛR KILMAK, KABAHATİ SİLMEK | ENGEL | KUSUR, EKSİKLİK

 

 

- PÂ: MEVLEVÎLERDE MÜRİDE VERİLEN CEZA

- PARA: MANGIR, PUL

- PÂYÂN: SON, NİHAYET | UC

- PENÂHÎ: SIĞINMA

- PERDEDÂR: PERDECİ, ÖNDER BİR KİŞİNİN KAPISINDA BEKLEYİP İÇERİ GİRECEKLERE KAPI PERDESİNİ AÇMAKLA GÖREVLİ KİŞİ

- PERTEV: IŞIK, PARLAKLIK, YALIM

- PERVÂNE: GECELERİ IŞIĞIN ETRAFINDA DÖNEN KÜÇÜK KELEBEK | FIRILDAK | ÇARK | HABERCİ, KILAVUZ

- PERVÂNE: ŞEMS-İ TEBRİZÎ

- PEYDÂ: MEYDANDA, AÇIKTA | HAZIR, MEVCUT

- PEYMÂNE[Fars.]: KALP | BÜYÜK KADEH

- PİETİZM: Dini kuralları tutarlı ve sıkı yaşamak.

- PİNHÂN: GİZLİ

-@ PURGATORYUM(ARAFAT): KATOLİK İNANCINA GÖRE, TANRI'NIN İNAYETİYLE ÖLEN FAKAT YETERİ KADAR TEMİZLENMEYEN RUHLARIN KALDIKLARI YER (PROTESTAN KİLİSESİ BU GÖRÜŞÜ KABUL ETMEZ!)

 

 

- Rabb: TERBİYE EDEN ALLAH, MÜREBBİ | KENDİSİNİ, GEREKSİNİMİ DUYULAN ŞEYİ, KENDİSİ ARACILIĞI İLE ELDE EDİLEN ÖZEL BİR SIFATLA KAYITLANDIRILMIŞ ZÂT

- rabb: EFENDİ, SAHİP

- râbb: SÜTBABA, ÜVEY BABA

- rab': AVLULU EV

- RABBÂNİYYÛN: KENDİLERİNİ ALLAH'A VERMİŞ OLANLAR

- RÂBITA(BEND[Fars.]): İKİ ŞEYİ BİRBİRİNE BAĞLAYAN, BAĞ | MÜNÂSEBET, İLGİ | BAĞLILIK, SIRA, TERTÎP, USÛL, DÜZEN

- RAĞBET: İSTEKLE KARŞILAMA | İSTEK, ARZU, İYİ KABUL EDİLME

- RÂHAT: LİSÂNI MUHAFAZA ETMEK | ÜZÜNTÜSÜZ, TASASIZ, KEDERSİZ BİR HALDE BULUNMA | GÖNLÜ RAHAT(MÜSTERÎH)

- RAHLE: ÜZERİNDE KİTAP OKUMAK, YAZI YAZMAK İÇİN YAPILMIŞ KÜÇÜK VE DAR MASA

- RAHMÂN: DÜNYADA HER CANLIYA MERHAMET EDEN ALLAH

- RAHMET: ACIMA, ESİRGEME, KORUMA

- RÂİ(< RA'Y): ÇOBAN | ÇOBAN VE KIR HAYATINI ANLATAN ŞİİR

- RÂKIM(< RAKM): YAZAN, ÇİZEN | KOT, BİR YERİN DENİZDEN OLAN YÜKSEKLİĞİ

- RAKÎ'(< RÜKÛ): NAMAZDA RÜKÛ EDEN, ELLERİNİ DİZLERİNE DAYAYARAK EĞİLEN

- RAKÎM: YAZI YAZACAK LEVHA | YAZI, KİTAP VE SAİRE

- RAKÎK(< RİKKAT): İNCE | YUFKA YÜREKLİ

- RAKÎKLEŞMEK: (YÂ BAD-ÜL EŞHEB[RUHUN İNSANA YARDIM EDEBİLMESİ])

- RÂM (OLMAK/ETMEK): İNSANIN TÜM VARLIĞIYLA ALLAH'A BAĞLANMASI | TESLİMİYET

- RAMAZÂN: KAMER TAKVİMİNİN DOKUZUNCUSU, ÜÇ AYLARIN SONUNCUSU, ORUÇ AYI

- RÂST: DOĞRU | SAĞ | UYGUNLUK

- RAUF: ÇOK ACIYAN, ESİRGEYEN, MERHAMET SAHİBİ

- RAVZA: YEŞİLLİKLİ GÜZEL BOSTAN, BAHÇE-İ CENNET

- REÂYÂ( < RAİYYE(T) ): TÜM HALK

- RED': REDDETME, GERİ VERME

- REFREF: İKİ KALBİN BİRLEŞMESİ | MÂNEVİ BİR BİNEK | YEŞİL ELBİSE | İNCE YUMUŞAK KUMAŞ | CENNET

- REFÎK(< RIFK): ARKADAŞ, YOLDAŞ

- REFTÂR[Fars.]: GİDİŞ, YÜRÜYÜŞ, HAREKET | SALINARAK, EDÂLI YÜRÜYÜŞ

- REH-BER: YOL GÖSTERİCİ, KILAVUZ | DERVİŞ OLANI ŞEYH HUZURUNA GÖTÜREN | HZ. CEBRÂİL (A.S.)

- REÎS: KIYÂMÎ TEKKELERİNDE KIYÂMEN EDİLEN ZİKİRLERDE ZİKRİ İDARE EDEN

- REMZ: İŞÂRET | GİZLİ VE KAPALI BİR SÛRETTE SÖYLEME (RÜMÛZ[ÂT])

- REK'AT: NAMAZDA BİR KIYAM(AYAKTA DURMA), BİR RÜKÛ(AYAKTA İKEN EĞİLME) VE İKİ SÜCÛD(YERE KAPANMA)DAN İBÂRET HAREKET (RÜK'AT)

- RESM-İ KÜŞÂD: AÇILIŞ TÖRENİ

- RESÛL: ELÇİ | PEYGAMBER

- REVÂK: ÜSTÜ ÖRTÜLÜ, ÖNÜ AÇIK YER | KEMERALTI, SUNDURMA, SAÇAK ALTI, ÇARDAK

- REVÂN: YÜRÜYEN, GİDEN, AKAN, SU GİBİ AKIP GİDEN [SÖZ] | CAN, NEFS-İ NÂTIKA | HEMEN, DERHAL

- REVNAK[Ar.]: PARLAKLIK, GÜZELLİK, TAZELİK, SÜS

- REVZEN: PENCERE

- REYB: ŞÜPHE, ŞEKK, GÜMÂN

- REYHAN: GÜZEL KOKU, RIZIK, RIZIK-I MÂNEVÎ | FESLEĞEN

- REZZÂK(< RIZK): TÜM CANLILARIN RIZKINI VEREN ALLAH

- RIDVÂN: RÂZI OLMA, HOŞNUTLUK

- Rıdvân: CENNETİN KAPICISI OLAN BÜYÜK MELEK

- RIFK: YUMUŞAKLIK, YAVAŞLIK, TATLILIK

- RIZÂ: HOŞNUTLUK, MEMNUNİYET | TAKDİRE İTİRAZ ETMEMEK, ALLAH'DAN HOŞNUT OLMAK

- RIZ(I)K: NASİP | AZIK, YİYECEK-İÇECEK ŞEY | ALLAH'IN HERKESE BAHŞETTİĞİ NÎMET (ç. ERZÂK)

- RİÂYET: GÜTME, GÖZETME | UYMAK, SAYGI, SAYMA | AĞIRLAMA

- RİBA: TARTISI VE ÖLÇÜSÜ BELLİ OLAN BİR MALI AYNI CİNSTEN DAHA FAZLA OLAN BİR MAL İLE, BİR KARŞILIĞI OLMAKSIZIN PEŞİM OLARAK YA DA VERESİYE DEĞİŞTİRMEK | FAİZ | MUAMELEDE MEŞRU MİKTARDAN TECAVÜZ | BİR ŞEYİN ARTMASI, ÇOĞALMASI | VERİLEN BORÇ PARA YA DA MAL KARŞILIĞINDA KÂR İSTEYİP ZARARA ORTAK OLMAMAK SURETİYLE HÂSIL OLAN HARAM KAZANÇ

- RİBA: BAHAR EVLERİ, ÇADIRLAR, ARAZİ | YAZ YAĞMURLARI

- RİB'AT: ARALIKLI VE DÜZENLİ KONUMLANDIRMA

- RİCÂL(< RECÜL): ERKEKLER | (< RÂCİL): YAYAN, YAYA OLANLAR | BELLİ MEVKİ SAHİBİ KİMSELER | NEFSİNİ ALTETMİŞ OLAN

- RİCÂL-ULLAH: EVLİYÂNIN BİR KISMI, BİR KISIM EVLİYÂ (RİCÂL-ÜL-MENNÂN | RİCÂL-ÜT-TAHT-EL-ESFEL, RİCÂL-ÜL-FETH, RİCÂL-İ İLÂHİYYE, RİCÂL-İ GAYB, RİCÂL-İ AYN-ÜT-TAHAKKÜM VE-Z-ZEVÂİD)

- RİCÂL-ÜL-GAYB: "NÜKEBÂ ÜÇYÜZ KİŞİ, NÜCEBÂ YETMİŞ KİŞİ, ABDAL KIRK KİŞİ, AHYAR YEDİ KİŞİ, AMED DÖRT KİŞİ, GAVS BİR KİŞİDİR" | CENÂB-I HAKK'IN MA'NEN VAZİFELİ KILDIĞI VELÎ KULLARI

- RİDÂ': BELDEN YUKARI ÖRTÜLEN ÖRTÜ, DERVİŞLERİN KULLANDIKLARI OMUZLARINA ATTIKLARI ÖRTÜ, POST | BELDEN YUKARI ÖRTÜLEN ÖRTÜ | HIRKA

- RİHLET: GÖÇ, SEFER | ÖLÜM

- RİK'AT: REK'AT (RÜK'AT)

- RİKKAT: YUFKALIK, İNCELİK | MERHAMET, ACIMA

- RİYÂ': ÖZÜ, SÖZÜ BİR OLMAMA, İKİYÜZLÜLÜK

- RİYÂSET: REİSLİK, BAŞ OLMA, BAŞKANLIK

- RİYÂZÂT(< RİYÂZET): NEFSİ KIRMALAR, DÜNYA LEZZETLERİNDEN SAKINMALAR, PERHİZLE, KANAATLA YAŞAMALAR | NEFSİN ARZU ETTİĞİ ŞEYLERİ VERMEMEK | NEFSİN DOĞASINDAN ÇIKMAK

- RİYÂZİYYE: HESAPLA, MATEMATİKLE İLGİLİ | BİR YAZI ŞEKLİ

- RÛ-BE-RÛ: YÜZYÜZE

- RÛH-ULLAH: MÜSLÜMANLAR TARAFINDAN HZ. ÎSA İÇİN KULLANILAN BİR SÖZ

- RÛHÜ'L KUDS: CEBRAİL

- RUKYE: HASTALIK İÇİN KUR'AN OKUMAK, DUA ETMEK

- RÜSVÂ[Fars.]: REZİL, İTİBARSIZ, HAYSİYETSİZ

- RÛŞEN: AYDIN

- RÛŞEN-DİL: GÖNLÜ AYDIN

- RÜ'YÂ: DÜŞ | (RÜ'YET ANLAMINDA DA KULLANILIR)

- RÜ'YET: GÖRME, BAKMA, GÖRÜLME, GÖRÜŞ | İDARE ETME, ÇEVİRME, YÖNETME | ARAŞTIRMA

- RÜCÛ': DÖNME, GERİ DÖNÜŞ

- RÜKN: BİR ŞEYİN EN SAĞLAM TARAFI, TEMEL DİREĞİ | KOLON, DİREK | NÜFUZLU, ÖNEMLİ, KUVVETLİ KİMSE | İSLÂM HUKUKUNDA SÖZLEŞMENİN KURULMUŞ SAYILMASI İÇİN BULUNMASI GEREKLİ ŞARTLAR

- RÜSÛH: HAKİKATİN TÜM İNCELİKLERİNİ BİLME | BİR İLMİN DERİNLİĞİNE, İNCELİĞİNE VARMA | SAĞLAM OLMA | MAHÂRET, MELEKE

- RÜŞD: AŞKTA KEMALİNE ERMEK | DOĞRU YOLU BULUP GİTME, DOĞRU YOLDA GİTME | DOĞRU DÜŞÜNME, AKIL SAHİBİ OLMA | BÂLİĞ OLMA, BÜLÛĞA ERME, ERGİNLİK | HAYRA İSABET | TEVAZÛ

 

 

- SAÂDET: MUTLULUK | SÜREKLİ MUTLULUK

- SÂAT: SAAT | VAKİT, ZAMAN | BELİRLİ ZAMAN | KIYAMET

- SABÂ[Ar.]: GÜN DOĞUSUNDAN ESEN HAFİF VE LÂTİF RÜZGÂR | TÜRK MÜZİĞİNİN EN ESKİ MAKAMLARINDAN. KENDİ CAZİBESİYLE ÇEKEN, GÖNLÜ ALIP GÖTÜREN (MAKAM)

- SAB(I)R: DAYANMA, KATLANMA, TAHAMMÜL | NEFSİNE HÂKİM OLMA, KENDİNİ TUTMA

- SABÎ: HENÜZ MEMEDEN KESİLMEMİŞ ERKEK ÇOCUK | ÜÇ YAŞINI TAMAMLAMAYAN ERKEK ÇOCUK

- SÂCİD(< SECDE): SECDE EDEN, ALNINI YERE KOYAN

- SÂDÂD: EFENDİLER

- SADEMÂT(< SADME): ÇARPMALAR, TOKUŞMALAR, ÇATMALAR | ANSIZIN BAŞA GELEN BELÂLAR | PATLAMALAR

- SÂDIK(< SIDK): DOĞRU, GERÇEK | SADÂKATİ, İÇTEN BAĞLILIĞI OLAN

- SAĞ: ULVİYYET | YEMÎN

- SAFAHAT(< SAFHA): EVRELER, SAFHALAR

- SAHÂVET: CÖMERTLİK, EL AÇIKLIĞI

- SAHİB(< SAHB): SÂHİP(MÂLİK) | BİR VASFI OLAN(HÂİZ) | KORUYAN(HÂMÎ) | BİR İŞ YAPMIŞ OLAN | SÜREKLİ SOHBETTE BULUNAN | HAK YOLUNU GÖSTERMEK İSTEYEN MÜRŞİD

- SAHİB-İ ZAMAN: AKILLARINDAN GEÇİRDİKLERİ KÂİNATTA OLUŞMAYA BAŞLAYAN KİŞİ | ALLAH'IN AYNASIDIR

- SÂHİRE: YERYÜZÜ, UYANIK GÖZ VE GÖZLERE SERAP GÖRÜNEN YERYÜZÜ

- SAHN-İ SEMÂN/Î: İBTİDÂ-Yİ HÂRİC VE İBTİDÂ-Yİ DAHİL KISIMLARINDAN SONRA GELEN | SEKİZ MEDRESE MEYDANI | FÂTİH MEDRESESİ, FÂTİH CAMİİ'NİN İKİ TARAFINDAKİ KÂRGİR VE KURŞUNLU SEKİZ MEDRESE | İLMİYE MEDRESE TEDRÎSÂTINDA BİR DERECE

- SAHRUBAN: KERVAN BAŞI

- SAHV: AYILMA, AYIKLIK, KENDİNE GELME | HASTANIN İYİLEŞMESİ | HAK'LA BEKÂ

- SAÎD(< SA'D): MUTLU, UĞURLU | ÂHİRETİNİ HAZIRLAMIŞ KİMSE | MÜ'MİN | İYİ, GÜZEL VE TEMİZ AHLÂKLI

- SÂİL(< SUÂL): SORAN | İSTEYEN, DİLENEN | AKICI, AKAN

- SÂİR: ATEŞ, ALEVLİ ATEŞ | TAMU, CEHENNEM

- SÂİR(< SEYR): SEYREDEN, HAREKETTE OLAN | BİR ŞEYDEN KALAN BAŞKA ŞEY | GEÇEN, DOLAŞAN | ÖBÜR, BAŞKA, ÖTEKİ

- SAKALEYN: YER VE GÖK MELEĞİ

-@ SAKÎM(< SAKAMET): RİVÂYETİ DOĞRU, SAĞLAM OLMAYAN (HADÎS) | HASTA, HASTALIKLI | YANLIŞ

- SALÂHİYET: YETKİ, BİR İŞE KARIŞMAYA YA DA GÖREV GEREĞİ BİR İŞ YAPMAYA, BİR HAREKETTE BULUNMAYA HAKLI OLMA | BİR DÂVÂYA BAKABİLME

- SALÂT: NAMAZ

- SALÂTÎN CAMİLERİ: SULTAN CAMİLERİ

- SALÂVÂT(< SALÂT)(SALÂT Ü SELÂM): NAMAZLAR | HZ. MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNDAN GELENLERE OKUNAN DUA [ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMED: EFENDİMİZ MUHAMMED'E VE ONUN SOYUNA SOPUNA SALÂT VE SELAM OLSUN]

- SÂLİH(< SALÂH): YARAR, ELVERİŞLİ, İYİ, UYGUN, YAKIŞIR | YETKİSİ VE HAKKI OLAN | DÎNİN EMRETTİĞİ ŞEYLERE UYGUN HAREKETTE BULUNAN

- SÂLİK(< SÜLÛK): MANEVİ EĞİTİM YOLUNA GİREN, BİR TÂRİKATA GİRMİŞ BULUNAN (MÜRÎD), SEYR-İ SÜLÛK EYLEYEN | HAK YOLCUSU

- SÂMÂN: SERVET, ZENGİNLİK | RAHAT, DİNÇLİK | DÜZEN

- SAMED: PEK YÜKSEK, ULU, DÂİM, EZELÎ, EBEDÎ | KİMSEYE VE HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAYAN ALLAH | KENDİNDE, KENDİNDEN ÖNCE OLANA PRİM VERMEMEK |( O bir şeyden çıkmamıştır, ondan da bir şey çıkmaz. ) |( ing. SUBSTANCE)

- SAMEDÂNİYYET: HİÇBİR ŞEYE GEREKSİNİMİ OLMAMAK, KENDİNDEN ÜSTÜNÜ OLMAMAK (ULÛHİYYET)

- SEMEN: YERİNE TEKRAR KONULABİLECEK (ŞEY) | DEĞER, KIYMET, TUTAR

- SANEVBER: SEVGİLİNİN BOYU, BOSU

- SARAY: İNSAN

- SATHÎ: DIŞ YÜZEYLE İLGİLİ | YÜZEYSEL | ÜSTÜNKÖRÜ

- SAVM: ORUÇ

- SAVM-I DÂVÛD: BİR GÜN ORUŞ TUTMAK, BİR GÜN TUTMAMAK

- SAVT: SES, SADÂ(İNSAN SESİ)

- SA'Y: ÇALIŞMA, ÇABALAMA, GAYRET, EMEK | GEÇİNMEK İÇİN İŞ İŞLEME

- SA'Y Ü GAYRET: ÇALIŞMA, ÇABALAMA VE GAYRET

- SÂYE: GÖLGE | KORUMA, SAHİP ÇIKMA | YARDIM

- SEB'A: YEDİ(7)

- SEBÎL: YOL, BÜYÜK CADDE | SEBİL, SU DAĞITILAN YER | HAYRAT OLARAK, PARASIZ OLARAK DAĞITILAN SU

- SEBKAT: GEÇME, İLERLEME(ing. PROGRESS)

- SECÂ: KARARLI/LIK

- SECCÂDE-NİŞÎN: TEKKE ŞEYHİ

- SECDE: ABDİYET MAKAMINDAKİ ZİRVE HALİ

- SECİYE: HUY, TABİAT, KARAKTER

- SEFER: KALBİYLE HAK RIZASINA YÜRÜYEN | YOLCULUK | ÜÇ GÜN ÜÇ GECE SÜREN YOLCULUK

- SEFÎH: ZEVK VE EĞLENCEYE DÜŞKÜN, PARASINI PULUNU İSRÂF EDEN | İRADESİNE HÂKİM OLAMAYAN

- SEHER: TAN YERİ AĞARMADAN BİRAZ ÖNCEKİ ZAMAN

- SEHV: YANLIŞ, HATA | YANILMA

- SEHVEN: YANLIŞLIKLA, BİLMEYEREK

- SEKENÂT(< SEKNE): DURMA(LAR), DURUŞ(LAR)

- SEKÎNET: KALBİN/GÖNLÜN HUZURU/SESSİZLİĞİ

- SELÂM: BARIŞ, RAHATLIK | SONU İYİ VE HAYIRLI ÇIKMA | FÂNÎ, GELİP GEÇİCİ OLMAMA | ÂŞİNÂLIK, BİLDİK | SELÂM, ESENLEME

- SELÂMET: SÂLİMLİK, EMİNLİK, KORKU VE ENDİŞEDEN UZAK OLMA | SELÂMETE ÇIKMA, KURTULMA | İYİ NETİCE | KURTULMA | TÜMCENİN DÜZGÜN VE DOĞRU OLMASI | ESENLİK

- SELMÂNÎ: BAZI TURUK-U ALİYYE'DE DERVİŞE DİLENCİLİK ETTİRİLMESİ

- SELSEBİL: TATLI VE HAFİF SU | CENNETTE BİR ÇEŞMENİN ADI (bkz. SEBÎL)

- SEMÂ'(< SÜMÜVV): GÖKYÜZÜ, ÂSMÂN/ÂSÜMÂN (ing. FIRMAMENT/SKY)

- SEMÂ': İŞİTME, DUYMA | MEVLEVÎ ÂYİNLERİNDE TARÎKAT MENSUPLARININ CEZBE HÂLİYLE AYAKTA DÖNMESİ, ZİKRETMESİ

- SEMERE(Lİ): YARAR(LI), VERİM(Lİ) | NETÎCE | BİR ŞEYDEN ELDE EDİLEN GELİR

- SEMÎ'(< SEM): İŞİTEN, İŞİTME KUVVETİ OLAN | ALLAH'IN ADLARINDAN

-@ SER-Â-PÂ[Fars.]: BAŞTAN BAŞA/AŞAĞI/AYAĞA, HEPSİ, TÜMÜ

- SER-ÂZÂD: SERBEST, HÜR, BAŞI BOŞ | RAHAT, DERTSİZ

- SER-KUDÛMÛ: KUDÛMZEN BAŞI, MEVLEVÎ ÂYİNLERİNİ İDÂRE EDEN KİŞİ

- SER-NÂYÎ: NEYZEN BAŞI

- SER-PÛŞ: BAŞA GİYİLEN ŞEY, BAŞLIK

- SER-TABBÂH: AŞÇI BAŞI

- SERD: SOĞUK | SERT, HAŞİN, ÇİRKİN | SERT, KABA, HOYRAT

- SERD: (SÖZÜ) DÜZGÜN VE MÜNÂSEBETLİ SÖYLEMEK

- SERD: DOĞRAMA, DOĞRANMA

- SERÎR: TAHT | YATACAK YER

- SERMEDÎ: SÜREKLİ, DÂİMÎ

- SER-TÂC: BAŞ TÂCI OLAN, ÇOK SEVİLEN, SAYILAN

- SEVDÂ': ÇOK KARA, ÇOK SİYAH | ESKİLERİN İNSAN MİZÂCINDA KABÛL ETTİKLERİ DÖRT HILTTAN BİRİ

- SEVDÂ: AŞK, SEVGİ | AŞIRI SEVGİDEN DOĞAN BİR ÇEŞİT HASTALIK | İSTEK, HEVES, ARZU

- SEVDÂN: İKİ SİYAH (SU VE HURMA)

- SEYR Ü SÜLÛK: TARİKATTE TÂKİP OLUNAN USÛL

- SEYYİÂT(< SEYYİE): KÖTÜLÜKLER | SUÇLAR, GÜNAHLAR | KÖTÜLÜĞE KARŞILIK ÇEKİLEN SIKINTILAR

- SEYYİD: EFENDİ, BEY; AĞA; İLERİ GELEN, BAŞ, BAŞKAN | HZ. MUHAMMED'İN TORUNU HZ. HASAN'IN SOYUNDAN OLAN KİMSE

- SEYYÂL(< SEYELÂN): AKICI, AKAN | HIZLI HAREKET EDEN

- SIKLET: AĞIRLIK, YÜK | SIKINTI

- SIRÂT: YOL, TARÎK

- SİDRET-ÜL MÜNTEHÂ: YARATILMIŞLIĞIN SINIRI | SON SEDİR AĞACI | KÂMİLİN KAŞI, KİRPİĞİ

- SİHÂM(< SEHM): OKLAR

- SİKÂYE: SU İÇİLEN KAB | İÇİLECEK SUYUN TOPLANMASI İÇİN YAPILAN YER, BÜĞET

- SİKKE: MEVLEVÎLER'İN GİYDİĞİ UZUN ARAKİYE, MEVLEVÎ KÜLÂHI | PARA ÜZERİNE VURULAN DAMGA | MÂDENİ PARA, AKÇE

- SİLSİLE: SOYSOP | ZİNCİR, ZİNCİRLEME OLAN ŞEY | ART ARDA GELEN ŞEYLERİN MEYDANA GETİRDİĞİ SIRA

- SÎR-ÂB[Fars.]: SUYA KANMIŞ | TAZE, KÖRPE

- SİRÂC: IŞIK, KANDİL, MUM, GÜNEŞ

- SÎRET: BİR KİMSENİN İÇ HÂLİ, TAVRI, GİDİŞİ, AHLÂKI | HAL TERCÜMESİ(BİYOGRAFİ)

- SİYAH SARIK: MAKAM-I KUTBİYYET

- SİYER(< SÎRET): AHLÂK VE YÜKSEK VASIFLAR | HZ. MUHAMMED'İN YAŞAMINDAN BAHSEDEN KİTAP

- SOFÎ: SÂFİYETE ERMİŞ, ZÂHİRDE KÖLE, BÂTINDA HÜR OLAN

- SOHBET: GÖRÜŞÜP KONUŞMA, ARKADAŞLIK | MÜRŞİT İLE GÖRÜŞÜP KONUŞMA

- SOMAT: SIRA, SOFRA

- SOYUNMAK: SUÂL-İ MUKADDERE YANIT:
SIFATULLAH İLE SIFATLANIP KALBİ NÛRULLAH İLE AYDINLATMAK

- SUDÛR(< SADR): GÖĞÜSLER

- SUDÛR: SÂDIR OLMA, MEYDANA ÇIKMA, OLMA (VUKU', ZUHÛR)

- SUHULETLE: KOLAYLIKLA

- SÛK-U ÂRİFAN: ÂRİFLER PAZARI

- SULTÂN: PÂDİŞAH, HÜKÜMDAR | HÜKÜMDAR AİLESİNDEN OLAN (ANNE, KIZ KARDEŞ, KIZ ÇOCUK GİBİ) KADINLARDAN HER BİRİ | BÂZI BEKTÂŞÎ BÜYÜKLERİNE VERİLEN AD

- SUDÛR: MEYDANA ÇIKMA, OLMA, SÂDIR OLMA

- SULH: BARIŞ, BARIŞMA, BARIŞIKLIK | RAHATLIK | UYUŞMA, UZLAŞMA

- SÛRET: BİÇİM, GÖRÜNÜŞ, KILIK | TARZ, YOL, GİDİŞ | ÇÂRE

- SÜBHÂN: ALLAH | TENZİH ve TEŞBİH (EDİLEN)

- SÜFLÎ: AŞAĞIDA BULUNAN | ALÇAK, BAYAĞI

- SÜKÛNET: ZİHNİN HUZURU | DURGUNLUK, DİNGİNLİK | RAHAT

- SÜKÛT: SUSMA, SÖZ SÖYLEMEME

- SÜLÂSÎ(< SELÂSE): ÜÇLÜ, ÜÇ ŞEYDEN MEYDANA GELEN

- SÜLÛK(< SİLK): BİR YOLA GİRME | ÖZEL BİR SINIFA, BİR GRUBA KATILMA | TARÎKATE İNTİSAB

- SÜMME: SONRA | TEKRAR TEKRAR | (SÜMME HÂŞÂ)

- SÜNBÜL: SÜNBÜL | GÜZELLERİN SAÇI

- SÜRÛR: SEVİNÇ | TESKİN/TESELLİ

- SÜRÛŞ: MELEK | CEBRÂİL

- SÜVÂR[Fars.]: BİNMEK, BİNİCİ

 

 

- ŞÂDÂN: SEVİNÇLİ, KEYİFLİ | ŞAD KİMSELER

- ŞÂFÎ(< ŞİFÂ): ŞİFÂ VEREN | ALLAH

- ŞAHÂDET: TANIKLIK, ŞÂHİTLİK ETME | BİR ŞEYİN DOĞRULUĞUNA İNANMA | DELÂLET, ALÂMET, İŞÂRET | GÖZLE GÖRÜLEN ŞEYLER (ŞEHADET değil!)

- ŞÂKÎ(< ŞİKÂYET): ŞİKÂYET EDEN

- ŞAKÎ(< ŞEKAVET): BAHSTSIZ, FENA HAREKETLİ, HAYLAZ, HABÎS | HAYDUT, YOL KESEN

- ŞÂKİR(< ŞÜKÜR): ŞÜKREDEN, GÖRDÜĞÜ İYİLİK İÇİN DUA EDEN

- ŞÂMİL(< ŞEML ve ŞÜMÛL): İÇİNE ALAN, KAPLAYAN, ÇEVRELEYEN

- ŞÂR: ŞEHİR | İNSANIN GÖNLÜ, GÖVDESİ

- ŞA'ŞAA: PARLAKLIK, PARLAMA | GÖSTERİŞ, YALDIZ

- ŞAVK: IŞIK

- ŞAVT: TAVAFTA HER DÖNÜŞÜN ADI

- ŞÂYÂN: YAKIŞIR, YARAŞIR, DEĞER

- ŞEB-ÇERAĞ: ONİKİ KÖŞELİ KANDİL | GECE ÇIRASI, GECE PARLAYAN YAKUT VE İNCİ

- ŞECÂAT: YİĞİTLİK, YÜREKLİLİK, CESARET

- ŞECERE: İNSÂN-I KÂMİL | KÜÇÜK AĞAÇ, BİR TEK AĞAÇ

- ŞEDD: SIKI BAĞLAMAK | BOYUN ATKISI, YÜN KUŞAK | TASVİR

- ŞEFÂAT: BİRİNİN SUÇUNDAN GEÇİLMESİ YA DA DİLEĞİNİN YERİNE GETİRİLMESİ İÇİN EDİLEN ARACILIK

- ŞEF(A)KAT: ESİRGEYEREK SEVME

- ŞEHÎD: DİN YA DA YÜKSEK BİR ÜLKÜ UĞRUNDA ÖLEN KİMSE, SAVAŞTA ÖLEN | ALLAH YOLUNDA CAN VEREN | ÖLMEMİŞ OLDUKLARINA ŞEHÂDET EDİLEN

- ŞEHVET: AŞIRI İSTEK | MADDEYE OLAN BAĞIMLILIK | NEFİS

- ŞEKÂVET: BEDBAHTLIK, BAHTI KARALIK, KUTSUZLUK | EŞKIYALIK, HAYDUTLUK

- ŞEKK: TEREDDÜT (%50 %50)

- ŞEKVÂ: ŞİKÂYET, HOŞNUTSUZLUK

- ŞEMME (ŞEMME-İ MUHAMMED): KOKU (HZ. MUHAMMED'İN KOKUSU) | BİR KERE KOKLAMA | KOKU ALMA DUYUSU | PEK AZ ŞEY

- ŞERH: AÇMA, AYIRMA | AÇIKLAMA | BİR KİTABIN İBÂRESİNİ SÖZCÜK SÖZCÜK AÇIP, AÇIKLAYARAK YAZILAN KİTAP

- ŞEY: MEVCUT | NESNE

- ŞEYDÂ: SEVMEYİ SEVME | DÎVÂNE

- ŞEYH(< ŞEYHÛHET): YAŞLI | SEÇİLMİŞ | BİR TEKKE YA DA ZÂVİYEDE REİSLİK EDEN, MÜRİTLERİ BULUNAN KİMSE, TARÎKAT ŞEYHİ (ç. MEŞÂYİH)

- ŞEYH POSTU: MAVİ, KIRMIZI, SİYAH, BEYAZ, YEŞİL

- ŞİİR: (ERİL) ARSLAN

- ŞİİR: SÜT (HEMŞİRE)

- ŞİRK: ALLAH'A ORTAK KOŞMAK (bkz. İŞRÂK | İLHÂD)

- ŞİT: ALLAH BAĞIŞI, LÜTUF

- ŞUÂ': IŞIK

- ŞUGL: İŞ, GAİLE

- ŞU'LE: ALEV, ATEŞ ALEVİ | IŞIK | ATLARDA BEYAZ TÜYLERDEN OLUŞAN BENEKLER

- ŞUÛR: ANLAMA, ANLAYIŞ, HİSSETME, DUYMA

- ŞÜHÛD(< ŞÂHİD): TANIKLAR | VAR OLMA, GÖRÜNME

- ŞÜK(Ü)R: GÖRÜLEN İYİLİĞE GÖSTERİLEN MEMNUNLUK, MİNNETTARLIK (ŞÜKR LİSÂNEN, ŞÜKR KALBEN, ŞÜKR FİİLEN)

 

 

- T: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TAO, TE, THE, EL-

- TAABBÜD(< ABD): İBÂDET ETME, KULLUK ETME; TAPMA, TAPINMA

- TAACCÜB(< ACEB): ŞAŞAKALMA (bkz. TAHAYYÜR)

- TAAFFÜN(< UFÛNET): ÇÜRÜYÜP KOKMA, KOKUŞMA

- TAALLUK(< ALAK): ASILI OLMA, ASILMA | İLİŞKİN, İLİŞİĞİ OLMA | SEVME | ÂİT OLMA | (tas.)DÜNYA İLGİSİ

- TAALLÜM(< İLM): ÖĞRENME, ÖĞRENİLME, OKUYARAK, DERS ALARAK ÖĞRENME, ELDE ETME

- TAÂM(< ET'İME): YEMEK, AŞ

- TAARÜF: BİRBİRİNİ BİLMEK, TANIMAK

- TAASSUB(< ASAB): BİRİNE TARAFTARLIK ETME | HASTALIK HALİNE VARMIŞ OLAN TUTUCULUK (FANATİZM)

- TÂAT: ALLAH'IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRME, İBÂDET

- TÂÂT: İBÂDETLER

- TAAYYÜN(< AYN): MEYDANA ÇIKMA, ÂŞİKÂR OLMA | BELLİ OLMA | BELİRME | ŞEKİL | ÂYAN SIRASINA GİRME, ÎTİBARLANMA, BELLİ BAŞLI ADAM OLMA

- TAAZZUM(< AZAMET): BÜYÜKLÜK SATMA, KİBİRLENME | KEMİKLEŞME

- TABASBUS(< BASBASA): YALTAKLANMAK, ALÇAKÇA YALVARMA | RİYÂKÂRLIK, KENDİNİ KÜÇÜLTEREK RİYÂKÂRLIKLA KENDİNİ BEĞENDİRMEYE ÇALIŞMAK

- TÂBİ'(< TEB): BİRİNİN ARKASI SIRA GİDEN, ONA UYAN | BOYUN EĞEN, BAĞLI KALAN | BİRİNİN EMRİ ALTINDA BULUNAN

- TÂBİ'(< TAB): KİTAP BASAN/BASTIRAN, TAB'EDEN | MATBAACI

- TABÎB-İ MANEVİ: ŞEYH, MÜRŞİD

- TA'BÎR(< UBÛR): İFÂDE, ANLATMA | BİR ANLAMI OLAN SÖZ | DEYİM | TERİM | RÜYA YORMA

- TA'BÎR CAİZSE: DEYİM YERİNDEYSE

- TÂC: MEŞAYİHİN GİYDİKLERİ KAVUK

- TÂC-I ŞERÎF: TERK-İ DÜNYA, TERK-İ UKBÂ, TERK-İ HESTÎ, TERK-İ TERK

- TA'DÂD(< ADED): SAYMA; SAYI | BİRER BİRER SÖYLEME, SAYIP DÖKME; SAYIM

- TADA'DU'(< Dİ'DA): ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK GÖSTERME | HOR OLMA | VÎRÂN OLMA | "AKLINI KAYBETME"

- TAFSÎL(< FASL): ETRAFIYLA, ETRAFLI OLARAK BİLDİRME, UZUN UZADIYA ANLATMA, AYRINTILI AÇIKLAMA

- TAHAKKUK(< HAKK): HAKÎKAT OLARAK MEYDANA ÇIKMA, GERÇEKLİĞİ ANLAŞILMA

- TAHALLÜF(< HİLÂF): GERİDE KALMA, ARKADA BIRAKILMA | UYGUN GELMEME

- TAHAMMÜL(< HAML): YÜKLENME, BİR YÜKÜ ÜSTÜNE ALMA | DAYANMA, KATLANMA | KALDIRMA

- TAHÂRET: TEMİZLİK | TEMİZLENME

- TAHASSUS(< HUSUS): HUSUSİ VE MAHSUS OLMAK, BİR KİMSEYE MAHSUS KILINMAK

- TAHASSÜR(< HASRET): HASRET ÇEKME | ÇOK İSTENİLEN VE ELE GEÇİRİLEMEYEN ŞEYE ÜZÜLME

- TAHASSÜSÂT(< TAHASSÜS < HİSS): DUYGULANMALAR, HİSLENMELER | KALPLE İSTEMEK

- TAHAYYÜR(< HAYRET): HAYRÂN OLMA, HAYRETE DÜŞME, ŞAŞAKALMA, ŞAŞIRMA

- TAHFÎF(< HİFFET): HAFİFLETİLME | YÜKÜNÜ AZALTMA

- TAHİYYÂT(< HAYY): SELÂMLAR, HAYIRLI DUALAR | NAMAZIN KA'DELERİNDE OKUNAN "ETTEHİYYÂTÜ" DUASI

- TAHİYYE(< HAYY): HAYAT DUASI ("ALLAH ÖMÜR VERSİN!") | SELÂM VERME, HAYIR DUA ETME | MÜLK, MÂLİKİYYET

- TAHKİK(< HAKK): DOĞRU OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRMA | DOĞRU OLUP OLMADIĞINI MEYDANA ÇIKARMA | DOĞRU, GERÇEK

- TAHKİYE(< HİKÂYE): HİKÂYE ETME, ANLATMA

- TAHMÎL(< HAML): YÜKLEME, YÜKLETME, YÜKLETİLME | BİR İŞİ, BİRİNİN ÜZERİNE BIRAKMA

- TAHRÎM(< HIRMAN): HARAM KILMA, KILINMA

- TAHRÎME: NAMAZA BAŞLARKEN "ALLAHÜ EKBER" SÖZÜYLE İKİ ELİN BAŞ PARMAKLARINI KULAK MEMELERİNE DOĞRU KALDIRARAK TEKBİR ALMA

- TAHVÎL(< HAVL): DEĞİŞTİRME, DEĞİŞTİRİLME, ÇEVİRME, DÖNDÜRME | BORÇ SENEDİ; AKSİYON

- TÂİF[E](< TAVÂF): TAVÂF EDEN, ETRAFINI DOLAŞAN, DÖNEN | ARABİSTAN'DA MEKKE YAKININDA BİR ŞEHİR

- TÂİFE: BÖLÜK, TAKIM, GÜRUH, FIRKA | KAVİM, KABÎLE | TAYFA, GEMİ İŞÇİSİ

- TAKALLÜB(< KALB): DÖNME, BİR YANDAN BİR YANA ÇEVRİLME | DEĞİŞME, BAŞKA KALIBA GİRME

- TÂKAT: GÜÇ, KUVVET | İKTİDAR

- TAKÎ: DOĞRULUK İLKESİ

- TAKVÂ(< VİKAYE): ALLAH'DAN KORKMA, ALLAH KORKUSUYLA DİNİN YASAK ETTİĞİ ŞEYLERDEN KAÇINMA

- TAKVÎM(< KAVM, KIYÂM): EĞRİYİ DOĞRULTMA, BİÇİME KOYMA

- TAKVİYE(< KUVVET): KUVVETLENDİRME, KUVVETLENDİRİLME

- TALEB: İSTEME, DİLEME | İSTEK

- TÂLİB(< TULLÂB, TULLEB, TALEBE): İSTEYEN, İSTEKLİ | ÖĞRENCİ

- TALÎK: GÜLERYÜZLÜ | DÜZGÜN SÖZ SÖYLEYEN

- TA'LÎK(< ALAK): ASMA, ASILMA | BİR ŞEYE BAĞLI GÖSTERME | GECİKTİRME, ASKIDA BIRAKILMA | BELLİ BİR ZAMANA BIRAKMA | İRAN YAZISI (hatt-ı ta'lîk)

- TA'LÎM(< İLM): ÖĞRENME, ÖĞRETME, ÖĞRETİM, ÖĞRETİLME | OKUTMA, DERS VERME/VERİLME | MEŞK İLE YETİŞTİRME | EGZERSİZ

- TALTİF(< LÛTF): GÖNÜL OKŞAMA, GÖNLÜ HOŞ ETME ] YUMUŞATMA,YUMUŞATACAK BİR İLÂÇ KULLANMA ] RÜTBE, NİŞAN, MAAŞ ARTIRIMI GİBİ ŞEYLERLE SEVİNDİRME (çoğ. TALTÎFÂT: LÛTUFLAR, İHSANLAR)

- TA'M(< TUÛM): YEME | TAD, LEZZET

- TAMA': DOYMAZLIK | ÇOK İSTEME | AÇGÖZLÜLÜK

- TA'N: SÖVME, YERME | AYIPLAMA | ALEYHTE DEDİKODU

- TANZÎM(< NAZM): DÜZELTME, DÜZENLEME, DÜZEN VERME, YOLUNA KOYMA | NESİR YA DA NAZIM OLARAK YAZMA

- TAO: DEĞİŞİMDE DEĞİŞMEDEN KALAN | EN YÜKSEK VE TANIMLANAMAZ GERÇEKLİK | TEO, TE, T, THE, EL-

- TARASSUD(< RASAD): GÖZETME, BEKLEME, DİKKATLE BAKMA, GÖZLEME

- TARÂVET: TAZELİK, TAZE OLMA

- TARD: KOĞMA, SÜRME, UZAKLAŞTIRMA | GÖREVDEN, OKULDAN UZAKLAŞTIRMA

- TARÎK(< TURUK): YOL | BİR VELÎNİN ALLAH'A ULAŞMASI İÇİN TUTTUĞU YOL | USÛL | MESLEK | VÂSITA, NEDEN

- TARÎKÂT: ALLAH'A ULAŞMAK ARZUSUYLA TUTULAN YOL | TASAVVUFÎ MESLEK

- TASALLUT(< SALÂLET): MUSALLAT OLMA, SATAŞMA, BAŞINA EKŞİME

- TASARRUF(< SARF): SAHİP OLMA | İDÂRE İLE KULLANMA, TUTUM, EKONOMİ | ARTIRMA, ARTIRILMA

- TASAVVUF(< SÛF): GÖNLÜNÜ ALLAH SEVGİSİNE BAĞLAMA | SULH İLE ELE GEÇMEK

- TASFİYE(< SAFV): SAF KILMA, SAFLAŞTIRMA | TEMİZLEME

- TASFİYE-İ DERUN: ÖZÜ SAFLAŞTIRMA

- TASFİYE-İ KALB: YÜREĞİNİ TEMİZLEME

- TASHÎH(< SIHHAT): SAĞLIĞINI İADE ETME, İYİLETME | YANLIŞI DOĞRULTMA, DÜZELTME | YANLIŞ DÜZELTİLME

- TATİL/TÂ'TÎL: ATÂLET

- TAUN: BULAŞICI HASTALIKLAR

- TAVÂF: ETRAFININ DOLAŞMA | HACI OLMAK ÜZERE ZAMANINDA VE BELİRLİ USÛL DAHİLİNDE KÂBE'NİN ETRAFINI DOLAŞARAK ZİYARET ETME

- TAV'AN: İSTEYEREK, KENDİ İSTEĞİYLE

- TAV'AN VE KERHEN: HEM İSTEYEREK, HEM İSTEMEYEREK

- TAVSÎF(< VASF): VASIFLANDIRMA, NİTELEME | İLİM, BİLGİ

- TAVZİH(< VUZÛH): AÇIKLAMA, AÇIK ANLATMA, AYDINLATMA

- TAYLASÂN: SARIĞIN TAC-I ŞERİFTEN SARKAN UCU | BAŞA VE BOYNA SARILAN ŞAL VB.

- TAYYİB: İYİ, GÜZEL, HOŞ, TERTEMİZ

- TAYY-İ MEKÂN: MEKÂNI, MESAFEYİ AN İÇİNDE GEÇME, ZAMAN İÇİNDE ZAMANIN HALK OLUŞU

- TAZARRU'(< ZURÛ): KENDİNİ ALÇALTARAK YALVARMA

- TA'ZİB(< AZAB): EZİYET ETME, BOŞUNA YORMA

- TA'ZÎM(< AZM): BÜYÜKLEME, ULULAMA, BÜYÜK SAYMA | SAYGI GÖSTERME, İKRÂM ETME

- TA'ZİYE(< AZV): BAŞSAĞLIĞI DİLEME | CA'FERÎ MEZHEBİNDE OLANLARIN MUHARREM AYINDA YAPTIKLARI MÂTEM MERÂSİMİ

- TEARRÜF: BİR ŞEYİ ARAŞTIRARAK ÖĞRENME

- TEÂRÜF(< AREF): BİR ŞEYİN HERKESÇE BİLİNMESİ

- TEÂSÜR: GÜZEL GEÇİNME, DİRLİK ETME

- TEBAHHUR(< BAHR): DERYALANMA, DENİZLEŞME | BİR ŞEYİN İÇİNE DALMA VE PEK DERİNİNE VARMA | BİR İLİMDE DERİN İHTİSAS KAZANMA

- TEBAHHUR(< BUHÂR): BUĞULANMA, BUĞU HALİNE GİRME | TÜTSÜLENME

- TEBÂREK(< BEREKET): "MÜBÂREK ETSİN!"

- TEBCÎL(< BECL ve BÜCÛL): ULULAMA, AĞIRLAMA | ÖVME

- TEBDÎL(< BEDEL): DEĞİŞTİRME, DEĞİŞTİRİLME, BAŞKA BİR HÂLE GETİRME

- TEBELLEŞ: BİRBİRİNE GEÇMİŞ, KARMAKARIŞIK, KARIŞMIŞ

- TEBELLÜR(< BİLLÛR): BİLLÛRLAŞMA

- TEBER: BALTA | DERVİŞLERİN KULLANDIĞI/TAŞIDIĞI UZUN SAPLI VE YARIM AY ŞEKLİNDEKİ BALTA | MEŞİN BIÇAĞI

- TEBERRÂ(< BERÂ): UZAKLAŞMA, UZAK DURMA, ÇEKİLME | SEVMEYİP YÜZ ÇEVİRME | KÖTÜ AHLÂK

- TEBERRÜK(< BEREKET): MÜBÂREK SAYMA, UĞUR SAYMA

- TEBERRÜKEN: HEDİYE OLARAK

- TEBŞÎR(< BEŞR): MÜJDE VERME, MÜJDELEME, MÜJDELENME

- TEBŞÎRÂT(< TEBŞÎR): MÜJDELEMELER | RÜYADA ALINAN MÂNEVÎ MÜJDELER

- TECELLÎ(< CELÂ ve CELV): GÖRÜNME, BELİRME | KADER, TÂLİH | ALLAH'IN LÜTFÛNA NAİL OLMA | HAK NÛRUNUN TESÎRİYLE MAKBUL KULLARIN KALBİNDE İLÂHÎ SIRLARIN AYÂN OLMASI

- TECESSÜS(< CESS): OLAĞAN/BASİT MERAK | YOKLAMA, ARAŞTIRMA, DİKKAT VE GAYRETLE ARAŞTIRMA | BİR ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ ARAŞTIRIP SIRRINI ÇÖZMEYE ÇALIŞMA | GÖZETLEME | MERAK

- TECEZZÎ: (bkz.TECEZZÜV)

- TECEZZÜV(< CÜZ): KISIM KISIM BÖLÜNME, DOĞRANMA, UFALMA

- TECRÎD(< CERED): SOYMA, SOYULMA | AYIRMA, BİR TARAFTA TUTMA | ÖNCE GÖNLÜNÜ GAFLETTEN, NEFSİNİ HEVÂDAN, DİLİNİ BOŞ SÖZDEN MÜCERRED EYLEYİP, DÜNYAYI KALBİNDEN ÇIKARARAK HAKK'A YÖNELME | (çoğ. TECERRÜD) | (felsefe)SOYUTLAMA | (fiz.)YALITMA

- TECVÎD(< CEVDET): BİR ŞEYİ GÜZEL YAPMA | KUR'AN'-I KERÎM'İ USÛLÜNE BAĞLI KALARAK OKUMA İLMİ | BU OKUMAYI ÖĞRETEN KİTAP

- TEDÂÎ(< DA'VET): BİR ŞEYİ HATIRA GETİRME | ÇAĞRIŞIM

- TEDBÎR(< DÜBÛR): BİR ŞEYİ TE'MİN EDECEK YA DA ÖNLEYECEK YOL, ÇARE | KUL İRADESİ

- TEDRÎS(< DERS): DERS VERME, OKUTMA

- TEDVÎN(< DÎVÂN): DÎVÂN ŞEKLİNE SOKMA (MANZUMELERİ) | ESER/KİTAP HÂLİNE GETİRME

- TEEMMÜL(< EMEL): İYİCE, ETRAFLICA DÜŞÜNME

- TEENNÎ(< ENÂET): YAVAŞ GİTME, YAVAŞ HAREKET ETME, YAVAŞLIK; GECİKME | İLERİYİ DÜŞÜNEREK ACELESİZ, DİKKATLİ DAVRANMA

- TEESSÜR(< ESR ve ESÂRET): KEDERLİ VE ÜZÜNTÜLÜ OLARAK HİSLENME, İÇLENME | ACI, KEDER DUYMA

- TEFÂHÜR(< FAHR): ÖVÜNME | ÖVÜNÇ

- TEFÂVÜD: YARARLAŞMA, BİRBİRİNDEN YARARLANMA

- TEFEKKÜR(< FİKR): DÜŞÜNME, ZİHİN YORMA | DÜŞÜNÜLME | İNSANIN KENDİNİ, KENDİNDE ARAMASI | ZİKİR

- TEFERRU'(ÂT)(< FER): DALLANMA, DAL BUDAK SALIVERME | BİRÇOK KISIMLARA AYRILMA | BİR KÖKTEN ÇIKIP AYRILMA | AYRINTI(LAR)

- TEFERRUH(< FERAH): FERAHLAMA, İÇİ AÇILMA

- TEFE'ÜL(< FÂL): FAL AÇMA, FALA BAKMA | HAYRA YORMA, UĞURSAMA, UĞUR SAYMA

- TEFRÎK(< FARK): AYIRMA, SEÇME, AYIRDETME

- TEFRÎT(< FART): TERSİNE AŞIRILIK, ORTALAMANIN ÇOK ALTINDA KALMA | KULUN HAKK'LA BERABER OLMASI

- TEFSÎR(< FESR): YORUM | KUR'AN-I KERÎM'İN ANLAM BAKIMINDAN AÇIKLAMASI | ÖRTÜYÜ AÇMAK

- TEFVÎZ: İHÂLE, SİPÂRİŞ ETME | ALLAH'TAN BEKLEME | DAĞITIM

- TEGALÜB: (bkz. MUGALEBE)

- TEHÂBB: SEVİŞME, DOSTLUK PEYDÂ ETME

- TEHÂCÜM(< HÜCÛM): SALDIRMA | ÜŞÜŞME, TOPLAŞMA

- TEHASSÜS: (bkz. TAHASSUS)

- TEHECCÜD(< HECD): GECE UYANIP NAMAZ KILMA | GECE KILINAN NAMAZ

- TEHEVVÜR(< HEVR): İLERİ GAZAP, ÖFKELENME, KÖPÜRME (İMANI BOZAR)

- TEHLÎL(< HELL): ALLAH'A İNANMA VE BUNU SIK SIK SÖZLE DE TEKRARLAMAK, "LÂİLÂHE-İLL-ALLAH" SÖZÜNÜ TEKRARLAMA

- TE'HÎR(< AHAR): SONRAYA, GERİYE BIRAKMA, GECİKTİRME, GECİKTİRİLME

- TEHZÎB: TERBİYE, ISLÂH ETME, DÜZELTME | TEMİZLEME | ÇOCUĞU "ADAM ETME"

- TEKÂMÜL(< KEMÂL): OLGUNLAŞMA

- TEKÂSÜF(< KESÂFET): SIKLAŞMA, KOYULAŞMA | YOĞUNLAŞMA

- TEKARÜB: İKİ ŞEYİN BİRBİRİNE YAKIN OLMA HALİ | YAKINSAMA

- TEKBÎR(< KİBR): "ALLAHÜ EKBER(ALLAH ULULARIN ULUSUDUR)", "ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER, LÂİLÂHE İLL'ALLAHÜ V'ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER VE Lİ-LLÂH-İL HAMD"

- TEKDÎR(< KEDER): BULANDIRMA | KEDERLENDİRME | AZARLAMA, AZAR | ÖĞRENCİYE VERİLEN VE SİCİLİNE GEÇİRİLEN CEZÂ

- TEKEBBÜR(< KİBR): KİBİR GÖSTERME, BÜYÜKLÜK SATMA (bkz. TAAZZUM)

- TEKEMMÜL(< KEMÂL): KEMÂLE GELME, KEMÂL BULMA, OLGUNLAŞMA

- TEKEVVÜN(< KEVN): VAR OLMA, MEYDANA GELME, OLUŞ

- TEKKE: bkz. TEKYE

- TEKMÎL(< KEMÂL): KEMÂLE ERDİRME | TAMAMLAMA, TAMAMLANMA, BİTİRME | TAM, EKSİKSİZ, BÜTÜN, HEP

- TEKSÎF(< KESÂFET): KOYU VE SIK YAPMA, BİR SIVIYI KOYULAŞTIRMA | DOKUMA VE SÂİREYİ SIKLAŞTIRMA | ŞEFFAFLIĞINI GİDERME | YIĞMA, TOPLAMA

- TEKYE(< VEKÂ): TEKKE | DAYANMA | GÜVENME

- TELÂKKİ(< LİKA): ALMA, KABUL ETME | KİŞİSEL ANLAYIŞ, KİŞİSEL NİYETLE KABUL ETME

- TELMÎH(< MELH): SÖZ ARASINDA KASTEDİLEN BİR ŞEYİ ANLAMLI OLARAK SÖYLEME, AÇIK SÖYLEMEME, ÎMÂLI KONUŞMA

- TELEZZÜZ(< LEZZET): LEZZET, TAD ALMA, HOŞLANMA, HOŞA GİTME

- TEMÂŞÂ: BAKIP İZLEME | GEZME (KONTEMPLASYON, ing. CONTEMPLATION)

- TEMCÎD(< MECD): ULULAMA, AĞIRLAMA | SABAH NAMAZI VAKTİNDEN ÖNCE MİNARELERDE BELLİ MEKÂNLARDA SÖYLENEN ARAPÇA NİYAZ İLÂHİSİ | 2 KERE ISITILAN PİLAV, YENMEZSE SÜTLAÇ YAPILIR

-@ TEMEDDÜH(< MEDH): BÖBÜRLENME, KENDİNİ ÖVME

- TEMEKKÜN(< MEKÂNET): MEKÂNLANMA, YERLEŞME, YER TUTMA

- TEMEKKÜR(< MEKR): HİLE

- TEMENNÂ(< MÜNYE): ELİ BAŞA GÖTÜREREK VERİLEN SELAM

- TEMENNÎ: DİLEME, DİLEK, İSTEK

- TEMESSÜK(< MESK): TUTUNMA, SARILMA | BORÇ SENEDİ

- TEMESSÜL(< MİSL): BİR ŞEKİL VE SÛRETE GİRME | BENZEŞME | ÖZÜMLEME

- TEMEYYÜZ: KENDİNİ GÖSTERME, SİVRİLME, BENZERLERİNDEN FARKLI OLMA

- TEMEZZÜC: UYUM

- TEMKÎN(< MEKÂNET): AĞIR BAŞLILIK | İHTİYAT, TEDBİR | TELEVVÜNDEN KURTULUP HUZUR VE SÜKÛNA MAZHAR OLMUŞ KİMSE, KENDİNİ YALNIZ HAKK YOLUNA ADAMIŞ OLAN KİMSE

- TEMRÎN: ALIŞTIRMA, İDMAN YAPTIRMA, YAPTIRILMdA, EGZERSİZ

- TEMYÎZ(< MEYZ): AYIRMA, AYRILMA, SEÇME, SEÇİLME | İYİYİ KÖTÜDEN AYIRT ETME

- TENÂSÜR: SAÇILMA, SERPİLME | PÜSKÜRME

- TENEFFÜS(< NEFES): NEFES, SOLUK ALMA | YORGUNLUK ALMAK İÇİN DİNLENME | OKULDA DERS ARALARI VERİLEN DİNLENME | TAN YERİ AĞARMA | DENİZ SUYUNUN DALGA İLE SÂHİLE VURMASI

- TENNÛR(< TENÂHÎR): FIRIN, KAPALI BİR OCAK

- TENNÛRE: MEVLEVÎ DERVİŞLERİNİN SEMÂ ÂYÎNİ SIRASINDA GİYDİKLERİ GENİŞ ETEKLİK

- TERAKKİ(< RAKY): YUKARI KALKMA, YÜKSELME | İLERLEME | HALLERDE, MAKAMLARDA, BİLGİLERDE İLERLEME

- TERBİYE[< RÜBÜV, RUBUBİYET/RAB]: BESLEYİP BÜYÜTME | EĞİTİM | GÖRGÜ | ALIŞTIRMA | HAFİF CEZALANDIRMA | TAVSİYE; KAYIRMA, KORUMA

- TEREDDÎ(< REDY): SOYSUZLAŞMA, YOZLAŞMA

- TERESSÜB(< RÜSÛB): TORTULANMA, DİBE ÇÖKME, DURULMA (ç. TERESSÜBAT)

- TERETTÜB(< RÜTÛB): SIRALANMA, SIRASINDA OLMA, SIRASI GELME | ÂİT OLMA, GEREKME | (BİR İŞİN ÜZERİNE) DÜŞME

- TEREVVUH: BİR ŞEYDEN KOKU ALMA

- TERK: TERKİN EN FAZİLETLİSİ VARLIK İÇİNDE YAPILANDIR | TERK-İ DÜNYA, TERK-İ UKBÂ, TERK-İ HESTÎ, TERK-İ TERK

- TERKİB(< RÜKÛB): BİRKAÇ ŞEYİ BİRLEŞTİRİP KARIŞIK BİR ŞEY MEYDANA GETİRME | BİRKAÇ ŞEYDEN MEYDANA GETİRİLMİŞ ŞEY | (dil bilg.)BİRLEŞTİRME | TAKIM | (kimya)SENTEZ

- TERKİN: BOYAMA, YAZMA | YAZILI BİR ŞEYİ BOZMA, ÇİZME, SİLME

- TERKÎN: BELLİ BİR YERDE VE SAATTE BULUŞMA SÖZLEŞMESİ

- TESÂNÜD(< SENED): DAYANIŞMA

- TESBÎH(< SEBH): "SÜBHÂNALLAH" SÖZCÜĞÜNÜ SÖYLEYEREK VE ÖBÜR SIFATLARINI ANARAK ALLAH'A TA'ZİM ETME, SENÂ ETME | KALBİN ŞİFÂSI, İTMİNÂNI VE VİSÂLİDİR | TESPİH

- TESEHHÜR(< SEHR): GECE UYUMAYIP, UYANIK KALMA

- TESHÎK: EZME, DÖVME, DÖVÜP EZME

- TESHÎR(< SİHRİYY): ZAPT VE İSTÎLÂ ETME, ELE GEÇİRME, ELDE ETME

- TESHÎR(< SİHR ve SEHHAR): BÜYÜ YAPMA, BÜYÜLEME, ALDATMA, KENDİNİ BAĞLAMA

- TESLÎM(< SÜL, SELEME): KENDİNİ ALLAH'IN KADERİNE BIRAKMA | BİR EMÂNETİ YERİNE VERME | BİR ŞEYİ YENİ SAHİBİNE VERME | HAKİKAT OLDUĞUNU SÖYLEME | DAYANAMAYIP PES DEME | EMRE UYMAK, İTİRAZ ETMEMEK | SELÂM VERME, SELÂMETLE DUA ETME

- TESLİM TAŞI: TARÎK-İ BEKTÂŞİYYE'DE KULLANILAN ONİKİ DİLİMLİ TAŞ

- TESMİYE(< İSM): AD KOYMA, ADLANDIRMA, İSİM VERME | BESMELE ÇEKME

- TEŞEKKÜL(< ŞEKL): ŞEKİLLENME | KURULMA, KURULUŞ, MEYDANA GELİŞ | OLUŞUM

- TEŞE'ÜM(< ŞEÂMET): UĞURSUZ SAYMA

- TEŞEVVÜŞ(< ŞEVEŞE): KARIŞMA, KARMAKARIŞIK OLMA, KARIŞIKLIK

- TEŞRÎF(< ŞEREF): ŞEREFLENDİRME, ŞEREF VERME | GELMESİYLE BİR YERE ŞEREF VERME | GELME | GİTME

- TEŞVÎŞ(< ŞEVEŞE): KARIŞTIRMA, KARMAKARIŞIK ETME, KARIŞIKLIK

- TEŞYÎ(< ŞİYÂ): SELÂMETLEME, UĞURLAMA | RAMAZANDAN SONRA ALTI GÜN (ŞEVVAL'İN 1'NDEN 6'SINA KADAR) ORUÇ TUTMA

- TEŞYİ': YAYMAK

- TETÂBUK(< TIBK): UYMA, UYGUN GELME, UYGUN DÜŞME, KARŞILIK GELMES

- TETAVVU': FARZ OLMAYAN İBÂDETTE BULUNMA

- TETÂYÜR(< TAYERÂN): UÇMA, UÇUŞMA, UÇUŞUP DAĞILMA | MÂYİLERİN GAZ HÂLİNE GEÇMESİ

- TETKİK: İNCELEME, ARAŞTIRMA

- TEVÂCÜD(< VECD): KENDİNE VECİD DÂVET ETME, VECD İÇİNDE OLABİLMEK İÇİN GAYRET SARFETME, VECDİ TALEP ETMEK

- TEVÂZU'(< VAZ): ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK (GÖSTERME) (ç. TEVÂZUÂT)

- TEVÂZÜN(< VEZN): TARTIDA BİR OLMA, DENK OLMA

- TEVBE: TÖVBE, İŞLENMİŞ BİR GÜNAH YA DA SUÇUN BİR DAHA İŞLENMEYECEĞİNE DÂİR VERİLEN SÖZ | KULUN SAF BİR KALPLE HAKK'A YÖNELMESİ, TEKRAR GÜNAH İŞLEMEMEYE AHD ETMESİ

- TEVBÎH: TEKDİR, AZARLAMA, PAYLAMA | MEMURLARA UYGULANAN BİR DİSİPLİN CEZASI

- TEVCÎH(< VECH): ÇEVİRME, YÖNELTME, DÖNDÜRME | SÖZ ATMA, BAKMA | ANLAM VERME, YORUMLAMA | RÜTBE, MEVKİ VERME

- TEVDÎ'(< VED): BIRAKMA, EMÂNET ETME | VEDÂLAŞMA

- TEVECCÜD(< VECD): VECDE GELME, HALLENME, COŞMA

- TEVECCÜH(< VECH): ÇEVRİLME, YÖNELME, DOĞRULMA | BİR YERE DOĞRU HAREKET ETME | GÜLERYÜZ GÖSTERME, YAKINLIK DUYMA | HOŞLANMA, SEVGİ | NASİP VE MÜYESSER OLMA

- TEVEKKÜL: İŞİ ALLAH'A BIRAKIP, KADERE RÂZI OLMA

- TEVELLÂ: bkz. TEVELLÎ

- TEVELLÎ(< VELY): BİRİNE YANAŞMA | BİRİNİ DOST TUTMA | İYİ AHLÂK | EHL-İ BEYT'İ, HZ. ALİ'Yİ SEVME, ONLARDAN MEDET VE ŞEFÂAT İSTEME, KENDİLERİNE OLAN YAKINLIK, BAĞLILIK

- TEV'EM: İKİZ | EŞ, BENZER

- TEVESSÜL(< VESÎLE): SARILMA | İNANMA | SEBEP TUTMA | BAŞVURMA, GİRİŞME

- TEVFÎK(< VEFK): UYDURMA, UYDURULMA, UYGUNLAŞTIRMA | ALLAH'IN YARDIMINA KAVUŞMA

- TEVHÎD(< VAHDET): BİR KILMA, BİR ETME, BİRLEŞTİRME | BİR SAYMA, BİR OLARAK BAKMA, BİRLİĞİNE İNANMA | ALLAH'IN BİRLİĞİNE İNANMA | "LÂİLÂHE-İLL-ALLAH"(KELİME-İ TEVHİD) SÖZÜNÜ TEKRARLAMA

- TE'VÎL(< MEÂL): SÖZÜ ÇEVİRME, SÖZE AYRI ANLAM VERMEYE KALKIŞMA | ASLA RÜCÛ

- TEVŞÎH(< VİŞÂH): SÜSLEME, SÜSLENDİRME | SÜSLÜ ELBİSE GİYDİRME | KUR'AN-I KERÎM'İ USÛL, ÂDÂB VE ERKÂNI İLE OKUMA | MEVLİD CEMİYETLERİNDE OKUNAN İLÂHİLER

- TEVZÎ'(< VEZ): DAĞITMA, DAĞITILMA | HERKESE PAYINI DAĞITMA, ÜLEŞTİRME

- TEYAKKUZ(< YAKAZA): UYANMA, UYKUDAN KALKMA | UYANIK OLMA, UYANIKLIK, AÇIKGÖZLÜLÜK

- TEZAHÜR(< ZUHÛR): MEYDANA ÇIKMA, BELİRME, GÖRÜNME | BELİRTİ | BİRBİRİNE YARDIM ETME (ing. TO APPEAR)

- TEZEKKÜR(< ZİKR): HATIRA GETİRME | BİR KONUYU KONUŞMA

- TE'ZÎN(< EZÂN): EZAN OKUTMA

- TEZKİYE(< ZEKÂT): TEMİZ ETME (KUSURDAN), TEMİZE ÇIKARMA, AKLAMA, ARINMA | SORUŞTURARAK BİRİNİN İYİ HALLİ OLDUĞUNU MEYDANA ÇIKARMA

- TEZVÎR(< ZEVR): YALAN DOLAN | ARABOZUCULUK

- TEZYÎN(< ZÎNET): ZİNETLENDİRME, SÜSLEME, SÜSLENME

- TILAVET: GÜVELLİK, SEVİMLİLİK

- TIYNET: YARADILIŞ, MİZÂC, MAYA

- TİLÂVET: KUR'AN-I KERÎM'İ GÜZEL SESLE VE USÛLÜNE GÖRE OKUMA

- TOMAR(Yun.): DÜRÜLEREK BORU BİÇİMİ VERİLMİŞ DERİ/KÂĞIT | KUHUD ZİKRİ GİBİ ZİKİRLERDE DİZLER İÇİN KULLANILAN DERİ

- TÖVBE: bkz. TEVBE

- tûbâ: GÜZELLİK, İYİLİK, HOŞLUK | RAHATLIK

- Tûbâ: KÖKLERİ SEMÂDA, DALLARI ZEMİNE UZANMIŞ CENNETTE (SİDRE'DE) BİR AĞAÇ | CENNETİ GÖLGELEYEN İLÂHÎ AĞAÇ

- TÜRÂB(< ETRİBE, TİRBÂN): TOPRAK

- TURUK-U ÂLİYE: YÜCE YOL

 

 

- UBÛDET: AŞK VE ŞEVL

- UBÛDİYYET: KULLUK | AŞIRI BAĞLILIK (BİRİNE)

- UC(U)B: KİBİR, KENDİNİ BEĞENME VE GÜVENME

- UHREVÎ(< UHRÂ): ÂHİRETE AİT, ÂHİRETLE İLGİLİ

- UHUVVET: KARDEŞLİK | DOSTLUK, BAĞLILIK

- UKBÂ: ÂHİRET | CEZA

- ULEMÂ: BİLGİNLER | ÜLKELERİ AYDINLATAN KANDİLLER

- ULEMÂ-Yİ ÂMİLÎN: İLİM, BİLGİSİ GEREĞİNCE HAREKET EDEN BİLGİLİ KİMSELER

- ULYÂ: PEK (DAHA, EN, ÇOK) YÜCE

- UMÛR(< EMR): İŞLER, MADDELER, ŞEYLER | ÖNEM VERME, ALDIRMA, ÜZERİNDE DURMA, İŞ SAYMA, İŞ EDİNME | (MÜSHİL-ÜL-UMÛR: İŞLERİ KOLAYLAŞTIRAN | ALLAH

- USÛL: SABAH, AKŞAM VE YATSI USÛLÜ

- UYANIK: "KUL HAKK'I YÂD ETTİĞİ ZAMAN, HAKK'IN KENDİNİ YÂD ETTİĞİNDEN HABERDAR OLUR"

- UZLET: BİR KENARA ÇEKİLME | KESRETTEN AYRILMA | YALNIZLIK (bkz. İNZİVÂ)

 

 

- ÜFÛL: BATMA, KAYBOLMA, GÖRÜNMEZ OLMA | YOK OLUŞ

- ÜLÂ: EVVEL, ÖNCE

- ÜLFET: KAYNAŞMA

- ÜMM-ÜL-KİTÂB: AKL-I EVVEL | ARŞIN ÜSTÜNDEKİ KAZÂ VE KADER LEVHASI | FÂTİHA SÛRESİ | İNSAN-I KÂMİL'İN GÖNLÜ

- ÜNS: ALIŞIKLIK, ALIŞKANLIK, ALIŞMA | ALLAH'IN İNSAN GÖNLÜNDE GÖRÜLMESİ | ALLAHÜ TEÂLÂ'NIN DIŞINDAKİNDEN, HATTA KENDİ NEFSİNDEN UZAK DURMAK

- ÜNSİYYET: YAKINLIK, ARKADAŞLIK

 

 

- VÂCİB-ÜL-VÜCÛD: VARLIĞI GEREKLİ OLAN | ALLAH

- VAHDÂNİYYET: BİRLİK, ALLAH'IN BİR OLUŞU

- VAHDET: ALLAH'A YAKINLIK, ALLAH'A ULAŞMA | YALNIZLIK, TEKLİK, BİRLİK | ÖZGÜR BİREYLERİN BİRLİĞİ

- VAHDET-İ VÜCUD: VARLIĞIN TEK OLUŞU | TASAVVUF MESLEĞİ

- VÂHİD(< VAHDET): YALNIZ, TEK

- VÂHİDİYYET: BİRLİK, TEKLİK, BİR OLMA, TEK OLMA

- VAHÎM: AĞIR, SONU TEHLİKELİ, ÇOK KORKULU

- VAHY: BİR FİKRİN YA DA BİR EMRİN ALLAH TARAFINDAN BİR PEYGAMBERE BİLDİRİLMESİ

- VÂİZ(< VA'Z): DÎNÎ ÖĞÜTLERDE BULUNAN (İBADET YERLERİNDE)

- VAKAR: BAŞLILIK, TEMKİNLİLİK

-@@ VAKFE: DURAK, DURULACAK YER | HACILARIN ARAFAT'TA DURMALARI (ÖĞLEDEN ERTESİ GÜN ŞAFAK SÖKENE KADAR) | DURAKLAMA ÂNI

- VÂKİ(< VUKU): OLAN, DÜŞEN | OLAGELEN, RASTLAYAN | GEÇEN, GEÇMİŞ OLAN | GERÇEKLEŞME

- VAK(İ)T: ZAMAN | SAAT, GÜNÜN ÇEŞİTLİ SAATLERİ | MEVSİM | BELİRTİLEN ZAMAN | FIRSAT

- VAKT-İ MERHÛN: BEKLENEN ÇAĞ VE ZAMAN

- VÂRESTE: KURTULMUŞ | SERBEST, RAHAT | İLİŞİKSİZ

- VÂRİD: SU BULMA GÖREVLİSİ

- VÂRİS(< VERASET): MİRASÇI

- VAS(I)F: ÖZELLİK, NİTELİK | ÖVME

- VÂS(I)L: (BİR ŞEYİ BAŞKA BİR ŞEYE) ULAŞTIRMA, BİRLEŞTİRME | ULAŞMA, BİRLEŞME | KAVUŞMA(VUSLAT)

- VAZÎFE: GÖREV | ÖNEM VERİLEN İŞ

- VECD: KENDİNDEN GEÇEREK İLÂHİ AŞKA DALMA | AŞIRI HEYECAN | KEDERLENME

- VECHE (aslı VİCHE'dir): YÜZ | YAN, TARAF, SEMT

- VED: GÜL | DOSTLUK

- VEDUD: ÇOK ŞEFKATLİ, KENDİSİNE ÇOK SEVGİ BESLENEN

- VEFÂ: SÖZÜNDE DURMA, SÖZÜNÜ YERİNE GETİRME | DOSTLUĞU DEVAM ETTİRME | ONUN YANINDAYKEN NASILSAN, UZAKTAYKEN DE AYNI OLMAK

- VEHHÂB(< VEHB): ÇOK HÎBE EDEN, FAZLA BAĞIŞLAYAN, KARŞILIKSIZ VEREN

- VEHLETEN: BİRDENBİRE, ANSIZIN

- VEHM: KURUNTU, YERSİZ KORKU | ŞÜPHE, TEREDDÜT

- VELÂYET: ERMİŞLİK, VELÎLİK | ALLAH DOSTLUĞU | VELÎ VE ERMİŞ OLAN KİMSENİN HÂLİ VE SIFATI | BAŞKASINA SÖZÜNÜ GEÇİRME | DOSTLUK, SADÂKAT

- VELED-İ KALB: KALP ÇOCUĞU, MÂNEVÎ HAL

- VELEH: (KEDERDEN GELEN) ŞAŞKINLIK, SERSEMLİK

- VELEH: KAHIR VE HIŞIM

- VELÎ: TÜM İŞLERİNİ ALLAH'A SUNAN KİŞİ

- VELİYY-ÜD-DİN: DÎNE SIMSIKI BAĞLI

- VERA': HARAMDAN, ŞÜPHELİLERDEN KAÇINMA/SAKINMA

- VESVESE: ŞÜPHE, KURUNTU, İŞKİL

- VEZN: TARTMA, TARTILMA, TARTI

- VİRD: BELLİ ZAMANLARDA OKUNMASI ÂDET OLAN KUR'ÂN CÜZLERİ, DUÂLARI (ç. EVRÂD)

- VİSAL(< VASL): ULAŞMA, BİTİŞME | SEVGİLİYE KAVUŞMA

- VUDÛ: ABDEST (MASİVA'DAN VUDÛ ETMEK)

- VUKUF(< VAKF): DURMA, DURUŞ | BİR HALDE, OLDUĞU GİBİ KALMA, İLERLEME YA DA GERİLEMEME | ANLAMA, BİLME, ÖĞRENME, HABERLİ OLMA, BİLGİ

- VUSTÂ: ORTA, ORTADA BULUNAN, ARADA OLAN, İÇ

- VUZÛH: AÇIK VE BELLİ OLMA, ANLAŞILIR OLMA | AÇIKLIK, AYDINLIK | İFADEDE AÇIKLIK

- VÜCÛD: BULUNMA, VAR OLMA, VARLIK

- VÜSÛK: İNANMA, GÜVENME | MUHKEMLİK, SAĞLAMLIK

- VÜSUK(< VESÂK VE VİSÂK): BAĞLAR, RÂBITALAR | ANTLAŞMALAR, SÖZLEŞMELER

 

 

- YÂD: ANMA, ANIMSAMA | HATIR, GÖNÜL

- YAKAZA: UYANIKLIK

- YAKÎN(< YAKN): SAĞLAM BİLGİ, KESİN OLARAK BİLME | İLM-EL, AYN-EL, HAKK-EL YAKÎN ("YAKIN" SÖZCÜĞÜ AYRIDIR)

- YAKÎN: ÖLÜM

- YÂR: "TARİKATDE YÂR OLMAK VAR, BÂR OLMAK YOK"

- YÂRÂN(< YÂR): DOSTLAR, SEVENLER

- YARLIGAMAK: GÜNAHLARINI BAĞIŞLAMAK

- YÂSİN: KUR'AN'IN KALBİDİR

- YEMEK: YEMEK ÖYLE YENMELİ Kİ, SİZ ONU YEMELİSİNİZ, O SİZİ YEMEMELİ | LOKMA

- YEİS, YE'S: ÜZÜNTÜ, UMUTSUZLUK, ELEM, KEDER, OLMAYACAĞINI DÜŞÜNMEK

- YEKPÂRE: TEK PARÇA

- YEKTÂ: TEK, EŞSİZ, BENZERSİZ

- YEK-TEN: ANSIZIN, ÂNÎDEN, BİRDENBİRE | DURUP DURURKEN, HİÇ YOKTAN

- YEMÎN: AND, KASEM | KUVVET VE SAĞLAMLIK | SAĞ, SAĞ TARAF

- YEVM-İ MEAD: KIYAMET GÜNÜ (YEVM-EL-FETH, YEVM-ÜD-DÎN, YEVM-ÜL-CEM, -AHD, -FASL, -HAŞR, -KARÂR, -KIYÂM, -MÎÂD, -MİSÂK, -MÎZÂN)

- YUĞMAK: YIKAMAK

- YUNUS EMRE / SEVİNDİK FIKHÎ

 

 

- ZÂHİB(< ZEHÂB): GİDİCİ, GİDEN | BİR FİKİR YA DA ZANNA UYAN, KAPILAN | (~OLMA):VARSAYIMINA KAPILMA

- ZÂHİD(< ZÜHD): DİNİN ŞEKLİ YÖNÜNE FAZLA ÖNEM VEREN, AŞIRI, ÇOK SOFU | MASİVA'YA İTİBAR ETMEYEN

- ZÂHİR(< ZUHUR): GÖRÜNEN, GÖRÜNÜCÜ, AÇIK, BELLİ | DIŞ YÜZ, GÖRÜNÜŞ

- ZÂHİRE: DIŞARI FIRLAMIŞ GÖZ, LOKMA GÖZ

- ZAHÎRE(< ZAHÂİR): GEREKTİĞİ ZAMAN HARCANMAK ÜZERE AMBARDA SAKLANAN HUBÛBAT, YİYECEK

- ZAHMET: SIKINTI, EZİYET, RAHATSIZLIK | ZOR, GÜÇ | YORGUNLUK

- ZÂKİR(< ZİKR): ZİKREDEN, ZİKREDİCİ, ANAN | TEKKELERDE ZİKİR ESNÂSINDA DERVİŞLERİ TEŞVİK İÇİN İLÂHİLER OKUYAN KİMSE

- ZÂKİRBAŞI: DEVRÂNİ ZİKİRLERDE ZÂKİRLERİN REİSİ

- ZÂMÂN-I SAÂDET: HZ. MUHAMMED'İN YAŞADIĞI DÖNEM

- ZANN: SANMA, SANI | ŞÜPHE | VAR DEĞİL, VARLIĞI OLMAYAN

- ZARÎF: GÜZEL, ŞIK, ZARÂFETLİ | NÂZİK, İNCE, YAKIŞIKLI | İNCE NÜKTELİ, İNCE NÜKTELERLE KONUŞAN

- ZÂT: KENDİ | ASIL, ÖZ, CEVHER | SAYGIYA DEĞER KİMSE

- ZÂTEN: ASLINDA, ASIL OLARAK, ESASEN

- ZÂVİYE: KÜÇÜK TEKKE

- ZÂVİYE: KÖŞE | AÇI

- ZEHÂB: GİTME | BİR FİKRE, DÜŞÜNCEYE UYMA, SAPMA | ZİHNEN BİR YOLA SAPMA | ZANNETME, ÖYLE SANMA

- ZEBERCED: ZÜMRÜTTEN DAHA AÇIK YEŞİL OLAN VE ZÜMRÜT KADAR DEĞERİ OLMAYAN BİR SÜS TAŞI

- ZEBUR: KAYA

- ZEKÎ(< ZEKÂ), ZEKİYYE: TEMİZ, HÂLİS, HÂLİ TEMİZ OLAN KİMSE | AKLINI SAFLAŞTIRMIŞ, ARI, DURU HALE GETİRMİŞ KİŞİ

- ZELÎL(< ZİLLET): HOR, HAKİR, ALÇAK, AŞAĞI TUTULAN, AŞAĞILANAN

- ZELLE(T): SÜRÇÜP KAYMA

- ZEMM: YERME, KINAMA; AYIPLAMA

- ZENB: CEZAYI GEREKTİRECEK GÜNAH

- ZEVÂL: YERİNDEN AYRILIP GİTME | SONA ERME, TÜKENME | GÜNEŞ'İN BAŞUCUNDA BULUNMA ZAMANI, ÖĞLE VAKTİ, SAAT TAM 12.00

- ZEVÂT(< ZÂT): KİŞİLER | SÂHİP, MÂLİK

- ZİHÂF: İBAREDE UZUN OKUNMASI GEREKEN BİR SESLİ HARFİN VEZİN ZORUNLULUĞUYLA KISA OKUNMASI

- ZİKR: ANMA, ANILMA, ŞEREF Ü ŞAN. ALLAH İSİMLERİNİN TEKRARLANMASI(ZİKRULLAH) (EZKÂR) | BİLDİRME, BİLDİRİLME | DÜŞÜNCE YOLUYLA KENDİNİ DİNLEME

- ZİNDE: DİRİ, YAŞAYAN, CANLI | DİNÇ, SAĞLAM

- Zİ-ŞÂN: SOYLU, ŞEREFLİ | BİR ÇEŞİT LÂLE

- ZİNNÛREYN: HZ. OSMAN

- ZİYÂDE: ARTMA, ÇOĞALMA | ARTAN, FAZLA KALAN | ÇOK BOL | AŞIRI, FAZLA

- ZİYÂFET: DEĞİŞİK VE KARIŞIK OLMA

- ZİYÂFET: MİSAFİR KABUL ETME | MİSAFİRE YEDİRİP, İÇİRME, ŞÖLEN

- ZİYAN: ZARAR, KAYIP

- ZİYÂRET: GÖRMEYE/GÖRÜŞMEYE GİTME

- ZİYÂRETGÂH: TÜRBE

- ZUHURAT: HESAPTA OLMAYAN

- ZULÜM/ZÂLİM: ADALETTEN UZAKLAŞMAK/UZAKLAŞAN | BİR ŞEYİN YERİNDE OLMAMASI

- ZULMET: KARANLIK

- ZÜBDE: BİR ŞEYİN EN SEÇKİN PARÇASI | ÖZ

- ZÜHD: HER TÜRLÜ ZEVKE KARŞI KOYARAK KENDİNİ İBÂDETE VERME, TERK

- ZÜ-L-AKL: HALKI ZÂHİR VE HAKK'I BÂTIN GÖREN (KİMSE)

- ZÜ-L-AKL VE-L-AYN: HAKK'I HALKTA VE HALKI HAKK'TA GÖREN (KİMSE)

- ZÜ-L-CENÂHEYN: İKİ KANATLI | ZÂHİRÎ VE BÂTINÎ, YÂNİ DÜNYÂ VE ÂHİRETE ÂİT BİLGİSİ GENİŞ OLAN KİMSE | HAL-İ ENBİYÂ VE EVLİYÂ | HZ. CA'FER-İ TAYYÂR

- ZÜ-L-KARNEYN: KUR'ÂN-I KERÎM'DE ADI GEÇEN NEBÎ Mİ, VELÎ Mİ OLDUĞUNDAN TEREDDÜT EDİLEN ZÂT | (RİVÂYETE GÖRE) BÜYÜK İSKENDER

- ZÜLL: ALÇALMA, HORLUK, HAKİRLİK, ZİLLET

- ZÜMRE: CEMÂAT, TOPLULUK, GRUP

- ZÜMRÜT: NEFS-İ KÜLL

- ZÜMRÜD-İ ANKÂ: ADI OLAN, ZÂHİRİ OLMAYAN KUŞ